×
Anasayfa | Psikolog Başvurusu
Blog

Beyinde Cinsiyet Farkı Var Mı?

 17.01.2021

Cinsiyet farklılıkları; erkek veya kadın olmanıza bağlı olarak bilişsel, davranışsal veya beyin sürecindeki fonksiyonel farklılıklara verilen isimdir. Cinsiyet farklılıkları ne iyidir, ne kötüdür ne de ayrımcıdır. Bunlar sadece kadın ve erkeklerin farklılık gösterdikleri noktalardır. Problem Çözmedeki Farklılıklar Dönen şekil problemi, nispeten zor bir mekânsal problemdir. Öncelikle soldaki şekli iyice inceleyin. Sonra sağdaki dört şekil arasından hangisinin ilk şeklin döndürülmüş hali olduğunu bulun. Bu problemin çözümünün anahtarı, şekli dört seçenekten bir tanesine uyana kadar aklınızda çevirebilme becerisidir. Araştırmalar erkeklerin dönen şekil problemini kadınlara göre daha hızlı veya doğru çözdüğünü gösteriyor. Kadınların erkeklere göre daha başarılı olduğu görevler de var. Örneğin, çerçeve içindeki eve bakın ve üç seçenek arasından ikizini bulmaya çalışın. Algısal hızı ölçen bu ve benzeri testlerde kadınlar genellikle daha hızlıdır. Ayrıca kadınlar, aynı harfle başlayan mümkün olduğu kadar çok kelimenin art arda sıralanması gereken sözel akıcılık testlerinde de genellikle daha başarılı oluyor. Becerilerdeki bu cinsiyet farklılıkları için yapılan açıklamalardan bir tanesi, sosyalleşme ve öğrenmeye bağlı olduklarıdır. Bir başka açıklama ise bu cinsiyet farklılıklarının ilk insanlardaki farklı becerilerden evrimleşmiş olmasıdır. Mekânsal becerileri yüksek olan erkekler avlanırken daha başarılı olurken, sözel becerisi yüksek olan kadınlar çocuk yetiştirme konusunda daha başarılı olmuştur. Peki, beynin işleyiş şeklinde cinsiyet farklılıkları var mıdır? Bunu öğrenmek için deneklere, dönen şekil problemini çözerken beyin taraması yapıldı. Problem çözümü esnasında yapılan beyin taramaları, erkeklerde maksimum nöral hareketliliğin sağ frontal bölgede meydana geldiğini gösteriyor. Buna karşılık, kadınlarda maksimum nöral hareketlilik sağ pariatel temporal bölgede meydana geliyor. Araştırmalar bize, dönen şekil problemi çözerken kullanılan beyin bölgesi açısından önemli cinsiyet farklılıkları olduğunu gösteriyor. Bir başka ilginç çalışma ise üç boyutlu bir sanal labirentten kaçarken erkeklerin, (ortalama 2 dk. 22 sn.) kadınlara (ortalama 3 dk. 16 sn.) göre daha hızlı olduğunu gösteriyor. Ayrıca erkekler kalıcı belleğe bilgi kaydeden hipokampusun her iki tarafını da kullanırken kadınlar sadece sağ hipokampusu kullanıyor. Araştırmalar bu beyin farklarının erkeklerin neden yabancı bir şehirde aradıkları yeri bulma konusunda daha başarılı olduğu sorusunu da açıklıyor. Kuvvetli duygusal deneyimleri hatırlamak konusunda ne kadar iyisiniz? Erkekler ve kadınlar, nötr(kitaplık) ve duygusal olarak şiddetli(ölü beden) arasında derecelendirdikleri resimlere bakarken beyin taraması yapıldı. Haftalar sonra deneklerden daha önce duygusal olarak şiddetli şeklinde derecelendirdikleri resimleri seçmeleri istendi. Kadınlar duygusal yoğunluğu yüksek resimleri erkeklere göre %10-15 daha iyi hatırladı. Bu sonuç bize kadın beyninin duygusal deneyimleri kodlamak için erkek beynine göre daha iyi düzenlediğini gösteriyor. Tüm bu araştırmalar bize gösteriyor ki; beyinde cinsiyet farklılıkları vardır fakat bu farklılıkları ayrımcı uygulamalarda bulunmak amacıyla kullanılmamalıdır.  #cinsiyetfarklılıgı #kadınerkek #cinsiyet #esitlik #beyin #psikoloji ...

blog detayı  

Rüyaların Dünyası

 27.01.2021

Bazı insanlar Rüya görmedikleri konusunda ısrar etse de araştırmacılar bazı kişiler rüyalarını sabah unutmasına rağmen herkesin gece rüya gördüğünü düşünüyor. Uyku laboratuvarında REM uykusu esnasında uyandırılan denekler %80- 100 oranında çok canlı, renkli, hatta tuhaf rüyalar gördüğünü bildiriyor. Daha az sıklıkla olsa da REM dışı uykudayken ya da uykuya daldıktan hemen sonra uyandırılan denekler ise sıkıcı, kendini tekrarlayan düşünceler ya da REM uykusundan sonra bildirilen renkli görüntülere benzer şeyler gördüklerini bildiriyorlar ancak rüya olarak bildiğimiz şey genellikle REM uykusu esnasında meydana gelir. Örneğin aşağıdaki Rüya ne şekilde yorumlanabilir “Bir asansörün içinde tek başıma yüzüm duvara dönük şekilde oturuyorum içeriye bir kız giriyor. Ona gel yanıma otur diyorum ve yanıma oturuyor. Onu tanımıyorum öyle uzanıp onu öpmeye çalışıyorum. Hayır, yapma diyor. Neden diye soruyorum ve sivilcelerinden bahsediyor. Ona önemli olmadığını söylüyorum ve asansörde öpüşmeye başlıyoruz sonra asansöre anne ve babası biniyor. Sonra asansör sallanmaya başlıyor düşeceğimizi  sanıyorum.” Rüya İncelemeleri Derneği'nin yıllık toplantısına katılan psikolog, fizyolog, antropolog, sanatçı “rüya işçileri “ve gurulardan oluşan 400'ü aşkın üye için rüyaların ne anlama geldiğini anlamaya çalışmak popüler ve bilimsel bir uğraştır. Bu grubun odaklandığı konu rüyaların ne anlama geldiğini anlamaktır. Birçok farklı teori olduğu için bu hiç de kolay bir görev değil. Şimdi 2 farklı popüler rüya yorumu teorisini inceleyeceğiz.Sigmund FreudFreud'un rüya yorumu teorisiFreud meşhur rüya yorumları kitabının önsözünde şöyle yazmıştı. “Bu kitap kendi görüşüme göre keşfetme şerefine sahip olduğum en değerli keşifleri içeriyor. Böylesi bir anlayış insana hayatında sadece bir kere gelir. 1900 yılından önce psikologlar rüyaların anlamsız ve tuhaf görüntüler olduğuna inanıyordu ancak Freud rüyaların bilinçdışı düşünce ve isteklerimize giden bir yol olduğunu söylediğinde bu görüş değişti. Freud'un rüya teorisi özellikle cinsellik ve şiddet ile ilgili tehlikeli bilinçdışı tutku ve isteklerimizin farkına varmamızı engelleyen bir “sansür” sistemimiz olduğunu söylüyor. Tehdit edici düşüncelerimizi engellemek için bu “sansür” sistemi gizli, suçluluk uyandıran, endişe verici duyduklarımızı rüyalarımızda görünen ve ne uykumuzu ne de bilinçli düşüncelerimizi rahatsız etmeyen zararsız sembollere dönüştürür. Freud daha önce hiç kimsenin değinmediği iki noktaya değildi: Rüyalar anlamı olan işaretler barındırır ve rüyalar yorumlanabilir. Örneğin Freud erkeklik cinsel objelerinin asa, şemsiye ve Kalem gibi uzun nefteler olduğunu; kadınlık cinsellik objelerinin ise mağara, kavanoz ve anahtar deliği gibi içi boş nesneler olduğunu söylüyor. Freud bir psikanalistin görevinin hastanın tehdit edici ya da bilinçdışı tutku, ihtiyaç, savunma, korku ve duygularına giden “asil yol” olan rüya sembollerini çözmek ya da yorumlamak olduğunu söylüyor. Günümüz psikanalitleri rüyaların bir anlamı olduğunu ve geçmişteki şimdiki ve gelecek ile ilgili kaygıları korkuları ya da endişeleri temsil edebildiği konusunda Freud ile hemfikir ancak birazdan göreceğimiz gibi birçok terapist rüyaların içeriğinin mutlaka tehdit edici bilinçdışı istek ve tutukluların birer sembolü olduğu konusunda Freud ile aynı fikirde değil.Uyanık Hayatın UzantısıBirçok terapist ve günümüz psikanalistlerinin bazıları, rüyaların uyanık hayatın uzantısı olduğuna inanıyor. Rüyaların uyanık hayatın uzantısı olduğu teorisi rüyalarımızın uyanıkken sahip olduğumuz düşünce, korku, kaygı, problem ve duyguları yansıttığı anlamına geliyor. Rush Uyku Bozukluğu Merkezi yöneticisi Terapist ve araştırmacı Rosalind Cartwright şöyle diyor: “İnsanlar rüyalarını pek iyi hatırlayamıyor. Terapistlerin görevi çoğu zaman 500 sayfalık bir romanın son sayfasına bakarak baştan yazmaya benziyor ama uyku laboratuvarında geçirilen tek bir gece de toplanan rüyalar bütün bir bölüm gibi okunabilir. Mevcut endişeleri ve onlarla ilgili duyguları aydınlatıyorlar.”  Rosalind depresyon ve evlilikle ilgili sorunlar gibi sıkıntıları olan insanların korku ve endişelerini rüyalarında tekrarlayarak sıkıntıları ile başa çıktıklarına inanıyor. Kendini tekrarlayan kötü bir rüyadan uyandığınızda rüyanın neden rahatsız edici olduğunu anlamaya çalışmamızı ve tekrarlandığında nasıl sonuçlanmasını istediğimize konsantre olmamızı öneriyor. İnsanlar kendini tekrarlayan kötü rüyaları kontrol altına alabilir. Rosalind rüyalarımızın uyumamıza engel olmadığı ve korku ile uyanmanıza sebep olmadıkları sürece fazla önemsenmelerine gerek olmadığı sonucuna varıyor. Böyle durumlarda terapistler rüya yorumlarının, hastaların kötü rüyalarına sebep olan kişisel ve duygusal sorunlarını daha iyi anlamaları için iyi bir araç olduğunu düşünüyor. #uyku #rüya #psikanaliz #psikoloji #freud ...

blog detayı  

Öğrenme Nasıl Gerçekleşir?

 28.01.2021

Bazı şeyleri öğrenmek zordur. Bazı şeyler ise kolay öğrenilir; örneğin iğne korkusu... Bazı şeyleri kolay öğrenilirken bazı şeylerin neden zor öğrenildiğini anlamak için 3 farklı laboratuvarı ziyaret edeceğiz ve psikologların 3 farklı öğrenme şeklinin altında yatan üç farklı prensibi nasıl belirlediğini göreceğiz. Klasik koşullanma, edimsel koşullanma ve bilişsel öğrenme...   Klasik Koşullanma: Köpeğin Salyaları Neden Akıyor?  1900'lerin başlarındayız ve Rusya'da Ivan Pavlov’un laboratuvarında bir teknisyen olarak çalışıyorsunuz. Pavlov sindirimle ilgili refleksler üzerinde yaptığı çalışma ile Nobel ödülünü almış. Örneğin, köpeğin ağzına yiyecek konulduğu zaman yiyeceğin tükürük refleksini tetiklediğini bulmuş. Laboratuvar teknisyeni olarak sizin göreviniz köpeğin ağzına çeşitli yiyecekler yerleştirmek ve ne kadar tükürük salgıladığı ölçmek ama kısa süre sonra bir sorunla karşılaşıyorsunuz. Köpeğin ağzına birkaç defa yiyecek yerleştirdikten sonra köpek yiyeceği görür görmez tükürük salgılamaya başlıyor. Pavlov önce bu beklenti salyasını küçük bir sorun gibi görüyordu. Sonradan köpeğin yiyeceği görür görmez tükürük salgılamasının da bir tür refleks olduğunu fark etti. Öğrenilmiş bir refleksti bu. Çok iyi bilinen bir deneyde Pavlov, köpeğin ağzına yiyecek yerleştirmeden önce bir zil çalıyordu. Zil sesi ile beraber verilen yiyecek ile yapılan birkaç denemeden sonra köpek sadece zil sesini duyduğu zaman bile tükürük salgılamaya başladı. Pavlov bu fenomene koşullu refleks diyordu. Günümüzde ise Klasik koşullanma olarak biliniyor. Klasik koşullanma araştırmacılara gözlemlenebilir ya da objektif bir ortamda öğrenme sürecini inceleme olanağını sağladığı için önemli bir keşifti.   Edimsel Koşullanma: Kedi Neden Kaçıyor?   1800'lerin sonlarındayız ve bu sefer Amerikalı psikolog Doktor Thorndike'ın laboratuvarında çalışıyorsunuz. Göreviniz bir kediyi basit bir mandal sayesinde içeriden açılabilen bir kutunun içine yerleştirmek. Kutunun dışındaki bir tabakta ise balık bulunuyor. Kedinin mandala basıp kapıyı açmasının ve tabaktaki balığa ulaşmasının ne kadar sürdüğünü ölçmemiz gerekiyor. İlk denemede kedi kutunun içini koklar, patisini gelişigüzel deliklere sokar, tesadüfen mandala dokunur, kapıyı açar ve balığa ulaşır. Kediyi ikinci bir deneme için tekrar kutuya koyarsınız. Kedi tekrar kutunun içinde hareket eder, tesadüfen mandala dokunur ve balığa ulaşır. Birkaç denemeden sonra kedi mandalın etrafında hareket etmeyi öğrenir ve sonunda mandala dokunarak balığa çabucak ulaşmayı başarır. Thorndike kedinin amaca yönelik davranışını açıklayabilmek için etki yasasını kullandı. Etki yasasına göre bazı gelişigüzel hareketlerin keyif verici bir sonuç ya da ödül tarafından izlenmesi durumunda bu hareketler pekiştirilir ve gelecekte tekrarlanması olasıdır. Thorndake’nin etki yasası Pavlov'un koşullu refleksinden farklı bir öğrenme sürecini tanımladığı için önemlidir. Günümüzde etki yasası, edimsel koşullanmanın bir parçası haline geldi. Edimsel koşullanma, bir hareketi izleyen sonuçların o hareketin gelecekte tekrarlanma ihtimalini azalttığı ya da çoğalttığı bir tür öğrenme tanımlar.   Bilişsel Öğrenme: Bebeğe Neden Vuruyorlar?  1960'lardayız ve Albert Bandura'nın laboratuvarındasınız. Çocuklar, bir yetişkinin durmaksızın plastik bir bebeğe vurduğu ve tekmelediği bir film izliyorlar. Filmden sonra çocuklar oyun oynuyorlar ve bu sırada davranışları inceleniyor. Bandura bir yetişkinin saldırgan davranışlarda bulunduğu filmi izleyen çocukların, filmi izlemeyen çocuklara göre daha saldırgan bir şekil oyun oynadığını tespit etti.  Çocukların davranışlarının artan saldırgan tepkilere dönüşmesi ne Pavlov'un koşullanmış refleksine ne de Thorndike’ın etki yasasına dayanmıyordu. Bu öğrenme şeklinde, bütün öğrenme süreci gözlemlenebilir herhangi bir tepki ya da herhangi bir ödüllendirme olmaksızın çocukların zihninin içinde gerçekleşir. Bu zihinsel öğrenme süreçleri 1960'larda başlayan ve nispeten yeni bir yaklaşım olan bilişsel Öğrenmenin bir parçasıdır. Bilişsel öğrenme, dikkat ve bellek gibi zihinsel süreçleri içeren bir öğrenme türüdür; gözlemle ya da taklit edilerek öğrenilebilir ve dışsal bir ödül ya da kişinin gözlemlenebilir bir davranış göstermesi gerekmeyebilir. Bandura’nın çalışması gözlem ve taklit sayesinde öğrenebileceğimizi söyleyen üçüncü bir öğrenme türü ortaya çıkartmıştır.   ...

blog detayı  

Neden Unutuyorum?

 30.01.2021

Bugün neler olduğunu anlatmanız istendiğinde birçok ki sen olayı konuşmayı ve sayısız kızgınlık durumunu doğru olarak hatırlayabiliriz. Ancak, saatlerce ders çalışmamıza rağmen sınavda unuttuğumuz birçok şey oluyor. Unutmak uzun süreli bellekte depolanmış olan bilgilerin geri getirilmemesi, hatırlanmaması ya da tanınamamasını tanımlar. Aşağıda İnsanların neden unuttuğu ile ilgili bazı sebepleri özetleyiniz.   Bastırma   Cinsel tacize uğrayan bir adamın hatıraları ile mücadele etmesini anlatan bir filmi izlerken kaygı yaşayan bir kişi, aynı gecenin ilerleyen saatlerinde bir papaz tarafından cinsel tacize uğramasını çok canlı bir şekilde hatırladı.  Freud'a göre bastırma duygusal olarak tehdit edici olan veya kaygı uyandıran bilgileri otomatik olarak bilinçdışına gizleyen zihinsel bir süreçtir. Bastırılmış bellek istemli olarak geri getirilemese de, ileri bir tarihte gerçekleşecek herhangi bir şey bastırılmış belleğin bilinçlilik haline  geçmesine sebep olabilir. Bu örnek travmatik bir cinsel olayın bastır olabileceğini ve daha sonra tekrar geri getirilebileceğini gösteriyor. Ancak ünlü bellek araştırmacıları bu tür hatıraların terapi süreci esnasında telkin edilmiş veya aşılanmış olabileceğine dikkat çekerek bastırılmış belleğin geçerliliğini sorguluyor.   Zayıf Geri Getirme İpuçları   Bilgileri ezberleyerek sınavlara hazırlanmak unutma ile sonuçlanabilir çünkü bu teknik zayıf geri getirme ipuçları sağlar ve zayıf kodlamaya ve açar. Geri getirme ipuçları, canlı zihinsel imgeler oluşturarak veya yeni bilgilerle önceden bildiğimiz bilgiler arasında çağrışımlar oluşturarak meydana getirdiğimiz zihinsel hatırlatıcılardır. Çoğu öğrenci önemli olanın çok değil verimli ders çalışmak olduğunun farkında değil. Etkili ders çalışma Sadece ezberlemeye değil aynı zamanda iyi çağrışımların oluşturulmasına bağlıdır. En iyi kodlamayı meydana getiren en iyi geri getirme ipuçları yeni bilgilerle daha önce öğrenilmiş eski bilgiler arasında çağrışımların oluşturulması ile meydana getirilir. Örneğin hipokampusun hatırlama ile ilgili olduğunu sadece ezberlemeye çalışmak yerine “Hipopotam kampüsünün yerini hatırlamaya çalışıyor.” gibi yeni çağrışımlar oluşturmayı deneyin.   Bozucu Etkiler   Eğer birden fazla sınavı hazırlanmamız gerekirse, üstelik bu sınavların hepsine aynı gün girmek zorunda kalırsak, bozucu etkiler yüzünden bilgileri birbirine karıştırma hatta bazılarını unutma ihtimalimiz oldukça yüksektir. Unutmanın genel sebeplerinden biri olan bozucu etkiler belirli bir bilginin geri çağrılmasının ilgili başka bilgiler tarafından engellenmesi anlamına geliyor. Örneğin aynı gün Hem psikoloji hem sosyoloji sınavına hazırlanıyor sanız psikolojideki Bazı konuların sosyolojideki bazı konularla benzerlik göstermesine rağmen farklı olduklarını görürsünüz; bu karışıklık ise bozucu etkileri ve unutmaya yol açar.     Bellek Kaybı   Kız Kardeşim yeni patenlerini gösterirken kaydı ve kafasını sert  bir buza çarptı.  Kısa süre için bilincini kaybetti ve kendine geldiğinde söylediği ilk şey ” Ne oldu?” oldu. Aldığı darbe kısa süreli bir bilinç kaybına yol açtığı için ne olduğunu hatırlayamıyordu. Geçici ya da kalıcı olabilen amnezi, beynin darbe alması ile ya da hasar görmesiyle, hastalık oluşmasıyla, genel anestezi ve bazı ilaçlar nedeniyle veya ağır psikolojik travma sonucu meydana gelebilen bellek kaybıdır. Şiddetine bağlı olarak kafaya alınan darbe, yumuşak jölemsi beyin maddesinin sert kafatasına çarparak beynin iletişim ağını oluşturan binlerce nöronun geçici ya da kalıcı zarar görmesine yol açar. Araba kazası esnasında kafasını çarpan insanların, olaydan hemen önce ve olay esnasında meydana gelen şeyleri hatırlamamasının sebebi, beynin kafatasına çarpması ve iletişim ağının zarar görmesi sonucu belleğin kesilmesi ve çeşitli şiddetlerde amneziye yol açmasıdır.   Çarpıtma   Önyargı veya kolay etkilenebilirlik nedeniyle ortaya çıkan çarpıtmalardan dolayı bazı şeyleri yanlış hatırladığımızın farkında bile değilizdir. Örneğin Üniversite öğrencileri aldıkları A notlarının %89'unu, D notlarının ise sadece %29'unda hatırladığında veya boşanan çiftler beraber geçirdikleri iyi zamanları değil de sadece kötü zamanları hatırladığında önyargı durumu yaşanıyordur. Bir suça kurban olan kişiler sonradan DNA kanıtları sayesinde suçsuzluğu kanıtlanan insanları yanlış olarak teşhis ettiğinde ise kolay etkilenebilirlik durumu yaşanıyordur. Önyargı ve kolay etkilenebilirlik yüzünden genellikle bellek çarpışmasının farkında olmadan bazı şeyleri unuturuz veya yanlış hatırlarız.   #hafıza #bellek #memory ...

blog detayı  

Sahte Hatıralar Yaratmak Mümkün Mü?

 31.01.2021

Amerika Birleşik Devletleri'nde her yıl 10.000 çocuğun cinsel tacizle ilgili ifade vermesi isteniyor. Bazı durumlarda çocukların verdiği ifadeler gerçek, inanılır gibi görünüyor ve davalar kapanıyor. Başka durumlarda ise özellikle gündüz bakımevleri ile ilgili durumlarda çocuklar gerçekliği şüphe uyandıran, sıra dışı ve tuhaf cinsel uygulamalar hakkında şahitlik yapabiliyor. Örneğin bir olayda 26 yaşındaki anaokulu öğretmeninin çırılçıplak piyano çaldığı,  çocukları kendi idrarını içmeye zorladığı ve çocukların cinsel organlarına fıstık ezmesi sürüp yediği iddia edildi. Bu öğretmen yaşları 3 ile 5 arasında değişen 20 Çocuğa karşı işlenmiş 115 cinsel suçtan suçlu bulundu. Hapishanede 5 yıl geçirdikten sonra cezası bir üst mahkeme tarafından çocuklardan 19'unun ifadesinin terapistlerin uygunsuz sorgulaması yüzünden güvenilmez olduğu gerekçesi ile iptal edildi. Uygunsuz sorgulama terapistlerin tekrarladıkları telkinlerle ve belirli sorularıyla çocuklara sahte Hatıralar öğretmiş olabileceği ihtimali anlamına geliyor. bu ciddi endişeler araştırmacıları küçük çocuklara sahte hatıraların üretilip öğretilmeyeceğini araştırmaya sevk etti. Sahte Hatıraları Oluşturmak İçin AraştırmaKüçük çocukları cinsel tacizle ilgili suçlamalar konusunda sorgularken terapistler veya görevliler belirli bir takım olayların gerçekleşmiş olabileceğini sürekli tekrarlayabilir. Bu sürekli tekrarlanan telkinler küçük çocuklarda sahte hatıraların oluşmasına sebep olabilir mi? Bu soruyu yanıtlamak amacıyla psikolog Stephen ve meslektaşları yaşları 3 ile 6 arasında değişen ve farklı sosyal sınıflardan gelen 96 çocuğu inceledi. ProsedürAraştırmacılar gerçek ve sahte olaylardan oluşan bir liste elde etmek için ailelerden çocukların hayatında son 12 ay içerisinde meydana gelen sürpriz doğum günü partisi, yaralanma, evcil hayvanlarının ölmesi gibi bazı olayları öğrendi. Sonra Her çocuğa bir kısmı uydurulmuş olaylardan oluşan bir liste okundu. Çocukların “çok iyi düşünmesi” ve gerçekten meydana gelen olayları tespit etmeleri istendi. Araştırmacılar listede yer alan bazı olayların çocukların başından geçtiğini belirtti. Örneğin uydurulan olaylardan bir tanesi, “çocuğun elini fare kapanına kıstırıp çık arttırmak için hastaneye gitmek zorunda kalmasıydı.” Bu test prosedürü Her bir çocuğa birer hafta arayla 7 ile 10 farklı görüşmede uygulandı. Son görüşmede çocuklar, kimi gerçek kimi sahte olan olayları anlatırken videokasete kaydedildi.SonuçlarÇocuklar başlarına gelen olayların %91'ini doğru olarak tespit ettiler, bu da düzgün hatırladıklarını gösteriyor. Ancak Çocuklar %34 oranında kendilerine telkin edilen uydurma olayları da gerçekten başlarından geçmiş gibi anlattılar. Şaşırtıcı bir şekilde çocuklar uydurma olayları çok ayrıntılı bir şekilde hatırladılar. 4 yaşındaki bir çocuk elini fare kapanına kaptırdığın a dair uydurma olayı şu şekilde anlatıyor: “Kardeşim Colin, oyuncağı elimden almaya çalışıyordu. Ama ben oyuncağı vermek istemiyordum, o da beni fare kapanının olduğu tahta yığınının içine itti. Elimi fare kapanına kaptırdım. Sonra hastaneye gittik.  Annem babam ve kardeşim benimle beraber hastaneye geldi. Arabamızla gittik çünkü hastane çok uzaktı. Sonra doktor bu parmağı bandajladı.”Bazıları çocukların yalanlarının ya da uydurma hikâyelerinin yüzlerindeki ifadelerden (güvensiz ya da suçlu bakışlar) veya konuşma şeklinden (kekeleme ya da ayrıntıların düzeltilmesi) anlaşılabileceğini düşünüyor. Bu inanışı test etmek için aynı araştırmacılar 109 profesyonelden (klinik ve gelişim psikologları kanun uygulayıcı memurlar sosyal hizmet ve psikiyatri çalışanları) çocukların anlattığın hikâyelerin gerçek mi yoksa yalan mı olduğunu değerlendirmelerini istedi. Videokasetlerini izleyen profesyoneller gerçek hikâyelerle sahte hikâyeleri birbirinden ayırmada tesadüfün ötesinde başarılı olamadı. Sonuç olarak çocuklar uydurma olayları anlatırken oldukça ikna ediciydi.Çocuklara sürekli olarak gerçek ve uydurma hikâyeleri “çok iyi düşünmeleri” söylendiğinde çocukların bazıları uydurma hikâyelerin bazılarının gerçekten meydana geldiğine ikna oldu. Buna ek olarak çocuklar, uydurma olaylar hakkında o kadar ayrıntılı ve ikna edici hikâyeler anlattılar ki profesyonelleri bile yanıltmayı başardılar. Çok küçük çocuklar (3-4 yaş) diğer çocuklara (5-6 yaş) göre telkinlere daha açık oldukları için araştırmacılar, küçük çocukları sorgularken çok dikkatli olunması gerektiğine ve sürekli telkin ve tekrarlarla sahte hatıraların yerleştirilmemesine özen gösterilmesi gerektiğine dikkat çekiyor. #psikoloji #anı #terapi #hatıra #psikolog ...

blog detayı  

IQ’nun Yaratıcılıkla İlgisi Var Mı?

 07.02.2021

IQ’nun Yaratıcılıkla İlgisi Var Mı?   Michelangelo, Sigmund Freud ve Albert Einstein gibi kişilerin durumunda yaratıcılığın deha ile bağlantısı var gibi görünüyor ancak alim çocuklardan da görüleceği üzere yaratıcılığın zeka ile bir ilgisi yoktur. Alim Çocuk terimi inanılmaz bir bellek, müzik ya da resim yeteneğine sahip olan otistik bireylerin %10’luk bir bölümünü tanımlar. Yaratıcılıklarına rağmen alimlerin çoğunluğu IQ testlerinden 70 puanın altında alıyor. Yapılan araştırmalar alimlerin sözel zekadan yoksun olduğunu ancak görsel zekalarının çok yüksek olduğunu ve faaliyetleri esnasında sağ yarıkürelerinin sol yarıküreye oranla daha faal olduğunu gösteriyor. Bazı psikologlar yaratıcılığı zekâ ile bağdaştırmak yerine yaratıcılığı sıra dışı sonuçlar doğuran nispeten sıradan bilişsel süreçleri kapsadığına inanıyor. Bu sıra dışı sonuçların arasında buluşlar, yeni ilaçlar ve bilgisayar programları gibi ürünler bulunuyor. Genel nüfus ile karşılaştırıldığında yaratıcı bilim insanları, yazarlar ve sanatçılar genelde ortalamanın üstünde çoğunlukla 120 ve üstü bir IQ puan alıyor. Ancak yaratıcı kişilerin IQ puanları kendi aralarında karşılaştırıldığında IQ ile yaratıcılık arasında çok düşük bir korelasyon görülüyor. Başka şekilde ifade etmek gerekirse genel olarak yaratıcı kabul edilen kişilerin IQ'su ortalamanın üstünde olma eğilimi gösteriyor ancak en yüksek IQ'ya sahip olanlar her zaman en yaratıcı olan kişiler değil.   Yaratıcı Kişiler Nasıl Düşünür ve Davranır?   Araştırmacılar çalışma alışkanlıklarında ve psikolojik özelliklerinde neyin farklı olduğunu anlamak için yaratıcıkişileri inceledi. Bulguların bazıları şu şekilde: Odak: Yaratıcı kişiler genellikle birden fazla alan yerine dans, müzik, resim, bilim ya da edebiyat gibi tek bir alanda üstün olma eğilimi gösteriyor. Örneğin Einstein mantık-uzaysal alanında - İzafiyet Teorisi - üstündü ancak kişisel alanda - yakın ilişki geliştirmek - zayıftı. İdrak: Yaratıcı kişiler zihnin yönünü değiştirme, problemlere farklı açılardan yaklaşma ve zihinsel imgeleri kullanma becerilerini sahiptirler. Ayrıca sıra dışı problemleri çözmek ile de ilgilenirler. Kişilik: Yaratıcı kişilerin olumlu tarafı bağımsız olmaları, kendilerine güvenmeleri, sıra dışı olmaları, risk alabilmeleri, çalışkan olmaları ve kendilerini işlerine saplantılı bir şekilde adamalarıdır. Olumsuz tarafları ise başkalarının ihtiyaçlarına karşı duyarsız olmalarına yol açan büyük bir egoya sahip olmalarıdır. Hedeflerini takip ederken başkalarına zarar verebilirler ve başkalarını dışlayacak derecede kendilerini işlerine kaptırabilirler. Motivasyon: İç değerler ya da kişisel hedefler ile motive olurlar; buna içsel güdülenme denir. Para ya da başkaları tarafından övülmek gibi dışsal ödülleri fazla umursamazlar; buna dışsal güdülenme denir. Problem çözme zorluğu ile motive olurlar; ödülleri ise başarının getirdiği tatmin duygusudur. Yaratıcı kişiler yaratıcılıklarının zirvesine ulaşmadan bir proje üstünde ortalama 10 sene çalışırlar.  Yaratıcı insanlar hakkında sıklıkla sorulan sorulardan bir tanesi yaratıcılıklarının duygudurum bozukluğu gibi psikolojik ya da zihinsel sorunlardan kaynaklanıp kaynaklanmadığıdır.   Yaratıcılığın Zihinsel Bozukluklarla İlgisi Var Mı?   Yaratıcılık ve delilik daha doğru tabiri ile zihinsel bozukluk arasında bir bağlantı olduğuna dair birçok tarihi rapor bulunuyor. 291 yaratıcı yazar, ressam bestekâr, düşünür ve bilim adamı üstünde yapılan daha resmi bir araştırma %17-46'sının ağır zihinsel bozukluklar özellikle de duygudurum bozuklukları yaşadığını gösteriyor. Başta alkolizm ve depresyon olmak üzere en yüksek zihinsel bozukluk oranı yazarlar da görülüyor. Çeşitli araştırmalar yüksek yaratıcılığa sahip kişilerin genel nüfustaki diğer gruplara göre daha fazla duygudurum bozuklukları yaşadığını gösteriyor Peki duygudurum bozukluğunun yaratıcılığa katkısı var mı? Bir araştırmacı ağır duygudurum değişikliklerinin kişinin düşüncelerini keskinleştirerek ve kişinin duygusal, entelektüel ve algısal görüşlerini genişleterek yaratıcılığa katkısı olabileceğini öne sürüyor. İlginç bir bulgu ise duygusal sorunları olduğunu söyleyen yaratıcı kişilerin bu sorunları ergenlik dönemlerinden itibaren yaşamaya başladığını söylemesidir.   ...

blog detayı  

Para Ne Kadar Mutluluğu Satın Alabilir?

 07.02.2021

Araştırmacılar piyangodan büyük paralar kazanan kişilerle kazanmalarından 1-12 ay sonra görüştüklerin de çoğu kişi maddi güvenlik, yeni mallar, daha fazla boş zaman ve erken emeklilik gibi olumlu değişimlerden bahsetti. Ancak mutluluklarını derecelendirmeleri istendiğinde piyango kazanan kişilerin öncesine göre daha mutlu olmadığı görüldü. Piyango kazanmanın getirdiği mutluluğun neden sürmediği uyum düzeyi teorisi ile açıklanabilir. Uyum düzeyi teorisi, büyük şanslar elde etmeye (para, iş, araba, diploma) çok çabuk alıştığımızı büyük şansları çok kısa bir süre içerisinde kanıksadığınızı sonuç olarak iyi şansın ilk başta yarattığı etkinin zamanla azaldığını ve uzun süreli mutluluğumuzun üzerindeki etkisini kaybettiğini söylüyor. Oyun düzeyi teorisine göre iyi bir şans yaşamanın anlık duygusal çıkışı (örneğin üniversiteden mezun olmak, evlenmek, yeni bir araba almak, çok arzulanan bir işe girmek ve piyango kazanmak) zamanla azalır ve uzun süreli mutluluğumuza gittikçe daha az katkıda bulunur. Bir kadın piyango kazandıktan 3 hafta sonra oğlunu dünyaya getirdi. Bu kadın “Piyango kazanmak çok heyecan verici bir şeydi ama asla oğlum ile karşılaştırılamaz onun insanlara önem veren ve çalışmanın değerini bilen birisi olarak yetiştirmek istiyorum.” diyor.  Uzun süreli mutluluk  Araştırmacılar mutluluğun sabit bir durum olmadığını daha fazla para, araba, kıyafet ve terfiden kaynaklanmadığını bu tür başarıların uyum düzeyi teorisinin öngördüğü gibi zamanla duygusal etkilerini kaybettiğini söylüyor. Aksine mutluluk basit günlük olayların, insanların ve durumların keyfini çıkarmak için gösterilen çaba İle bağlantılı olan sürekli bir süreçtir. Mutluluk günlük küçük sevinçler, kişisel hedeflerin izlenmesi, bir anlamlılık anlayışının geliştirilmesi, yakın ilişkilerin yaşanması ve insanın kendisini başkalarının yaptıkları ile değil kendi yaptıkları ile ölçmesinden oluşur. Bu bulgular piyango kazanan kadının piyangoyu kazandığında sevindiğini ancak bunun çocuğunun yaşattığı mutluluk ile kıyaslanamayacağını söylemesini açıklıyor.  ...

blog detayı  

Tek Bir Günde Tamamen Değişilebilir Mi? Kuantum Değişimi Nedir?

 07.02.2021

Büyük Değişiklikleri Tetikleyen Nedir?   Araştırmacılar bazen bilinen şeylerle çelişkiye düşüyormuş gibi görünen sıra dışı davranışları inceler. Örneğin bir davranışını değiştirmeye çalışan birisi bunun oldukça zor bir şey olduğunu görmüştür çünkü ayırıcı özellikler nispeten sabit ve süreklidir. Bu sebeple bir dakika, bir kaç saat veya tek bir gün içinde kişiliklerini tamamen değiştirdiklerini söyleyen insanlara inanmak zordur. Araştırmacılar bu ani kişilik değişimlerine kuantum kişilik değişimi adını veriyor. Kuantum kişilik değişimi, insanın kişiliğinde, inanışlarında veya değerlerinde birkaç dakika, saat veya gün içinde çok aşırı ve dramatik bir değişimin gerçekleşmesini tanımlar. Örneğin Anonim Alkolikler kurucularından biri olan Wilson'un yaşadığı kuantum değişimini aktaralım. Alkolik Wilson ümitsiz haldeyken ve depresyondayken birden odasının parlak bir ışıkla aydınlandığını gördü. Kendisini bir dağın tepesinde görüyordu ve ruhani rüzgarların içinden esip geçtiğini hissediyordu. Sonra birdenbire çok basit ancak güçlü bir duyguya kapıldı. O özgür bir adamdı. Bu dramatik deneyim Wilson'un kişiliğini 180° değiştirdi ve ümitsiz bir alkolikken kendini başka alkoliklere yardım etmeye adamış ayık bir adam oldu. Kişilikte meydana gelen ani ve büyük değişimler ile ilgili bildirimler iki tane köklü bulguya meydan okuyor. Birincisi, ayırıcı özellikler yavaş yavaş değişebilen ama nadiren ani değişimlere uğrayan sabit ve kalıcı eğilimlidir; ikincisi, insanlar kişiliklerini değiştirmek istese bile bu bir gecede olan bir şey değildir ve uzun zaman alır. Peki öyleyse kuantum kişilik değişimi, üstelik çoğu zaman tek bir günde nasıl meydana gelebiliyor? Araştırmacılar bu soruyu cevaplandırabilmek için önce kuantum değişimlerini incelemek üzere bir yöntem geliştirmek zorundaydı.   Yöntem   Araştırmacılar yerel bir gazetede ki bir haber sayesinde kuantum kişilik değişimi yaşayan insanlara ulaştı. Araştırmacılar nispeten kısa bir süre içinde temel değerleri, duyguları tavırları, veya davranışlarında değişim yaşayan insanlar için bir ilan verdi. İlana cevap veren 89 kişiden 55'i kabul edilebilir bulundu. Bu 55 denek bir dizi kişilik testine ve yapılandırılmış görüşmeye tabi tutuldu. Yapılandırılmış görüşme, herkesten aynı bilginin alınması amacı ile bütün deneklere aynı sınırlı ve odaklanmış soruların sorulmasıdır. Yapılandırılmış görüşmeler esnasında bütün deneklere görünüşte kişiliklerini tamamen değiştiren sıradışı deneyim hakkında “ne, nerede ve ne zaman” ile ilgili aynı ayrıntılı sorular soruldu. Yapılandırılmış görüşmeler çoğu zaman gözlemlenemeyen bilişsel ve duygusal süreçler olan öznel düşünceler duygular ve deneyimler hakkında bilgi elde etmek için kişinin kendi beyanlarından faydalanır.   Bulgular   Araştırmacılar deneklerin (31 kadın ve 24 erkek) kişilik testlerinin normal kapsamı içinde performans gösterdiklerinden, garip sorunlarla karşılaşmadıklarından ve genel olarak çarpıcı ve sıradışı şeyler yaşamadıklarından emin olmak için çeşitli kişilik testleri uyguladı. Kişilik testleri ve görüşmelerin sunduğu bulgulara dayanarak deneklerin tamamının bir zamanlar sıra dışı deneyimler yaşamış olan normal sıradan bireyler olduğu tespit edildi.  Araştırmada elde edilen bulguların bazıları: ·         Deneklerin çoğunluğu (%58) kuantum deneyiminin üstünden uzun zaman geçmiş olmasına rağmen (ortalama 11 yıl) gerçekleştiği tarihi ve saati tam olarak söyleyebiliyordu. ·         Deneklerin çoğunluğu (%78) kuantum deneyiminin aniden başladığını ve onları şaşırttığını söyledi. Bazılarında bu deneyim sadece birkaç dakika sürdü (%13), çoğu ise 24 saat içinde geçmişti (%64). Yaşanan deneyim yoğun bir duygu tarafından çarpılmayı, kendini tamamen adamayı, sesler duymayı ve Tanrı’nın sesini duymayı içeriyor. ·         Çoğunluk (%96) kuantum deneyiminin hayatlarını iyileştirdiğini söyledi ve çoğunluk (%80) değişikliği kalıcı olduğunu söyledi. ·         Çoğunluk (%87) kuantum deneyimi esnasında kendilerine önemli bir sırrını açıklandığını söyledi; %78'i zihinsel bir yükten kurtulduklarını söyledi ve %60’ı tamamen sevildiklerini hissettiklerini söyledi. Bu 55 bireyin hepsi tek bir gün ya da daha kısa bir süre içerisinde 180 derecelik bir değişim yaşadıklarını söyledi. Büyük çoğunluk için kuantum deneyimi kötü geçen bir sürenin sonucunda ortaya çıktı veya bu süre tarafından tetiklendi. Denekler kuantum değişiminin ardından hayatlarının iyileştiğini bildiriyor.   Sonuçlar   Araştırmacılar deneklerin bildirdiği kuantum değişikliklerinin genel olarak gözlemlenenlerden çok daha büyük olduğu, normalde bildirildiğinden daha kısa bir süre içerisinde gerçekleştiği ve yıllar boyunca sürdü sonucuna varıyor. Deneklerin çoğunluğu için bu değişim artan anlam, mutluluk ve tatmini temsil ediyordu; bazıları da kendilerini Tanrı’ya yakın hissettiğini bildirdi. Bu araştırma, kişilikte kuantum değişikliklerinin gerçekleştiğini ve bunun kişinin uzun süreden beri var olan kişisel problemlerini çözmenin bir yolu olabileceğini öne sürüyor.    ...

blog detayı  

Egzersiz İlaca Karşı!

 26.01.2021

Depresyon İçin Tercih Edilen Tedaviok depresif hissettiğiniz bir dönemin ve birisi tedavi olarak size haftada üç gün koşuya çıkmanızı önerse ne olurdu? Egzersiz yapmak gibi basit bir şeyin antidepresan ilaç gibi etkili olabileceğini düşünmek zor gelebilir. Majör depresyonun, kötü bir gün geçirdiğinizde ya da bir sınavda başarısız olduğunuzda kendinizi nasıl hissettiğiniz OLMADIĞINI hatırlayın. Majör depresyonun aşağıdaki tanıma uyması gerekir. Majör depresif bozukluk; en az iki hafta boyunca devam eden kötü bir duygu halinde olma, hiçbir şeyle ilgilenmeme ve yaptıklarından hiçbir keyif almama durumunu tanımlar. Buna ek olarak kişide aşağıdaki semptomların en az dördü olmalı: Yemek yemek, uyumak, düşünmek, konsantre olmak ve karar vermekle ilgili problemler; enerji eksikliği, intihar düşünceleri ve kendini değersiz veya suçlu hissetme. Psikoterapi, antidepresan ve bu ikisiniz karışımının majör depresyon tedavisinde faydalı olduğunu biliyoruz. Peki düzenli egzersiz yapmak majör depresyon tedavisinde faydalı olur mu?Egzersiz Deneyi Amaç: Egzersiz yapmanın depresyon tedavisinde antidepresan ilaç kadar etkili olduğunu kanıtlamak. Araştırmacılar majör depresyon tanısı konulmuş 156 (50 yaş üstü) kişiyi 3 ruba ayırdı. 1. Gruba haftanın üç günü egzersiz yapma görevi verildi. 2. Gruba sadece antidepresan ilaç verildi. 3. Gruba se hem ilaç tedavisi uygulandı hem de egzersiz görevi verildi. Dört aylık tedavinin ardından araştırmacılar 3 tedavi yönteminin, hastaların depresyon seviyesini azaltmada ne kadar etkili olduğunu ölçmek için depresyon ölçeği kullanıldı. Sonuç olarak araştırmacılar egzersiz grubundaki hastaların %60’ında belirgin derecede düzelme olduğunu tespit etti. Buna karşılık antidepresan alan gruptaki hastaların %66’sı, iki yöntemi birleştiren gruptaki hastaların ise %69’unda iyileşme tespit edildi. Nüksetme Üç tedavi grubunda ki belirgin iyileşme gösteren hastaların bazılarında tedaviyi takip eden 6 ay içinde eski semptomlar nüksetti. Araştırmacılar antidepresan alan hastaların %38’inde, antidepresan ve egzersizi bir arada kullanan hastaların ise %31’inde nüksetme görüldüğünü bildirdi. Ancak, sadece egzersiz tedavisini kullanan hastaların sadece %8’inde nüksetme görülmüştür. Sonuçlar Araştırmacılar 4 ay süren majör depresyon tedavisin ardından üç tedavi grubunda ki bütün hastalarda belirgin bir iyileşme olduğunu tespit etti. Ancak hastalar 6 ay sonra tekrar test edildiğinde sadece egzersiz grubundaki hastalarda ki nüksetme oranının düşük olduğu görüldü. Araştırmacılar egzersiz yapmanın, hastanın kişisel kontrol elde etmesine ve olumlu kendilik değeri geliştirmesine yardımcı olduğu, bunun da hastanın depresyonu atlatmasına yardım ettiği ve nüksetmenin önüne geçtiği varıyor.      #depresyon #egzersiz #antidepresan #pikoterapi   ...

blog detayı  

Zihin Bedeni Yenebilir Mi?

 24.01.2021

Plasebo Nedir?Şaşırtıcı araştırma bulgularından bir tanesi şeker haplarının ya da plasebonun, kendimizi daha iyi hissetmemizi sağlayacak şekilde bizi nasıl kandırabildiğidir. Çoğumuz, ilaç almanın faydalı olduğuna inandığımız için nüfusun neredeyse üçte biri, plasebo bilmeden aldıkları bir haptan sonra bile kendisini daha iyi hissetmeye başladığını söylüyor.Plasebo ilaç yutmak, iğne veya ameliyat olmak gibi tıbbi tedaviye benzeyen fakat aslında tıbbi bir etkisi olmayan bir müdahaledir. Örneğin, insanlar baş ağrısına karşı bir hap alırsa ve bu hapın ağrılarını azaltacağına inanır veya böyle bir sonuç beklerse %30-60 kadarı sonrasında gerçekten daha az ağrı hissedecektir. Plasebo etkisi herhangi bir hap aldıktan sonra çıkabildiği için araştırmacılar insanların beklenti ve inançlarını, yeni ilaç veya tıbbi tedavinin gerçek etkilerini ayırabilecek bir yönteme ihtiyaç duydu. Bu yönteme “çift körlemesine işlem” adı verildi. Çift körlemesine işlemde ne araştırmacılar ne de denekler kimin hangi tedaviye maruz kaldığını bilmez. Kimin hangi tedaviye maruz kaldığı bilinmediği için hem araştırmacıların hem de deneklerin beklentilerinin her iki tedaviyi de (ilaç ve plasebo) etkileme ihtimali eşittir. Örneğin çift körlemesine işlemde baş ağrısı çeken hastalara ağrılarını giderecek iki ilaçtan bir tanesinin verileceği söylenir. Araştırmacıların ve deneklerin bilmediği şey ise ilaçlardan bir tanesinin plasebo olduğudur. Eğer plasebo alan hastalar; ağrılarının gerçek ilacı alan hastalarda olduğu kadar dindiğini bildirirse, araştırmacılar ilacın herhangi bir plasebodan daha etkili olmadığı sonucuna varır. Eğer ilacı alan hastalar, plasebo alan hastalara göre daha az ağrılarının olduğunu bildirirse, araştırmacılar ilacın tıbbi olarak faydalı olduğu sonucuna varır. Örneğin, bir diz ameliyatı geçiren hastaların %35’i ağrılarının azaldığını bildirdi. Senede yaklaşık 250,000 hasta bu ameliyatı oluyor( her ameliyat ortalama 5000 TL). Bir çift körlemesine işlemde plasebo grubu (sahte ameliyat) ağrılarda aynı derecede azalma bildirdi.   Sonuç: Zihin Bedeni Yenebilir Araştırmacılar bu bulgulara dayanarak birkaç sunuca ulaştı; bunlardan biri, hem ilaç hem de sahte ameliyatlar %15 ila 98 arasında değişen oranlarda ciddi plasebo etkileri yaratabilmektedir. Bir diğeri ise psikologları çok ilgilendiren bir konu; plasebonun, zihnin bedenin üstesinden geldiği güçlü bir etkileşimin var olduğunu göstermesidir. Bu zihin beden etkileşimi insanların etkisi kanıtlanmamış bitkisel ilaçlar gibi farklı türlerde plasebodan olumsu sonuçlar almasını açıklar. Araştırmacılar plasebonun kaygı ve stresi azaltan olumlu beklenti ve inançlar yaratarak etkili olduğunu düşünüyor. Kaygının azalması, ağrıların azalmasına yol açıyor. Stresin azalması ise bağışıklık sisteminin işleyişini güçlendiriyor, böylece vücut toksinlere karşı daha iyi savaşabiliyor ve daha hızlı iyileşiyor. Sonuç olarak, zihnimizin vücudumuzun üzerinde güçlü bir etkisi olduğu şüphe götürmez bir gerçek. #zihin #plasebo #psikoloji #psikolog #ilaç   ...

blog detayı  

Kaygınızın Normalden Fazla Olup Olmadığını Nasıl Anlarsınız: Belirtiler ve Ne Zaman Yardım Almalısınız?

 16.01.2021

Günlük yaşamda bazı zamanlarda stres hissetmek normaldir. Stres, kendinizi tehdit altında hissettiğinizde doğal bir tepkidir. Fakat düzeyine ve ne sıklıkla ortaya çıktığına göre yaygın anksiyete bozukluğu gibi önemli bir duruma işaret ediyor olabilir. Önemli bir sınav öncesinde, yoğun trafikte araç kullanırken veya iş yerinde ki sorunlarla uğraşırken baskı altında hissetmek yaygın bir durumdur. Bununla birlikte anksiyete belirtileri insanları farklı şekilde etkilediğinden, bunu nasıl tanıyacağınızı ve ne zaman profesyonel yardıma ihtiyacınız olduğunu bilmeyi öğrenmeniz önemlidir.Kaygı hissi vücudun savaş ya da kaç tepkisiyle ilgilidir. İş görüşmesi veya randevuya çıkmak gibi ilk kez deneyimleyeceğimiz şeylerde tetiklenir. Bu tür bir endişe odaklanmamızı ve motive olmamızı sağlar dolayısıyla aslında yararlı bir durumdur. Fakat bazılarımız için durum hiç de bu kadar masum değildir.Bize sorun yaratacak seviyede ki kaygı durumu, günlük aktiviteleri etkileyecek şekilde çok daha şiddetli ve kronik bir biçimde ortaya çıkabilir. Örneğin, sosyal anksiyeteden mustarip bir kişi; onları tanıyor olsa bile insanlarla bir araya gelmekten kaçınabilir.Aşırı kaygının günlük yaşamımızı nasıl etkilediğiyle ilgili bazı örnekler:·         Kaygı nedeniyle duygusal bir ilişki kuramamak.·         Eskiden zevk aldığınız aktivitelerle artık ilgilenmiyorsunuz.·         Geceleri uyumakta zorluk çekiyorsunuz çünkü kaygı sizi uyanık tutuyor.·         Arkadaşlarınızla sosyalleşmeyi sürekli erteliyorsunuz. Aşrı kaygının bazı yaygın semptomları şunlardır:·         Huzursuzluk ve gerginlik·         Sürekli panik halinde olmak veya tehlikede hissetmek·         Sürekli terleme·         Konsantre olamama·         Uyumakta güçlük çekme·         Mide rahatsızlığı·         Kas seğirmesiBazen kaygının kendisi yardım almanıza engel olabilir. Doğru yardımı bulamayacağınıza yönelik endişeniz sizi bundan alıkoyabilir. Kaygı duyduklarının farkında olmayan insanlar, semptomlara alışmış olabilirler veya semptomları anksiyete problemine bağlamayabilirler. İnsanlar genellikle belirtiler kötüleştiğinde veya daha fazla acıya neden olduğunda yardım almayı düşünürler. Fakat ne kadar çabuk yardım isterseniz o kadar iyi.Kaygı İçin Kendi Kendine Yardım Yöntemleri·         Arkadaşlarınızla bağlantı kurun, yalnız hissettiğinizde konuşabileceğiniz birini tanıyın.·         Meditasyon veya egzersiz gibi doğal aktivitelere katılmak, stresinizi azaltmak ve rahatlamak için harika bir yöntemdir.·         Alkol ve kafein alımını sınırlayın. Bu maddeler endişeyi besler ve kendinizi sakinleştirmeyi daha zor hale getirir. Ne Zaman Profesyonel Yardım AlmalısınızBazen kendi kendine yardım stratejileri, profesyonel destekle kullanıldığında daha etkilidir. Anksiyete günlük sorumluluğu ve başkalarıyla nasıl sosyalleştiğinizi engellediğinde, profesyonel yardım almanın zamanı gelmiştir. Anksiyete, rutinleri bozabilir ve hayatı zorlaştırabilir, ancak seçenekleriniz vardır ve ne zaman yardım alacağınızı bilmek çok önemlidir. Anksiyeteniz düzenli olarak yaşadığınız belirtiler yaratıyorsa profesyonel destek almalısınız.  Bazen ilaç veya bitkisel ilaçlar almak kaygıya neden olur.  Yüz yüze görüşmek için bir terapiste başvurabilirsiniz. Bununla birlikte, yüz yüze seanslara hazır değilseniz, göz önünde bulundurmanız gereken online terapi seçeneği de vardır. #kaygı #anksiyete #aşırıkaygı #psikolojikdestek ...

blog detayı  

Pandemi Sürecinde Ruh Sağlığı

 09.09.2020

Herkes stresli durumlara farklı tepki gösterebilir. Acil bir durumun bir kişi üzerindeki duygusal etkisi, kişinin özelliklerine ve deneyimlerine bağlı olabilir. Benzer şekilde, kişinin kendisinin ve içinde yaşadığı topluluğun sosyal ve ekonomik koşullarından etkilenir. Acil durumlara verilen duygusal tepki kişinin yakın çevresinde ulaşabildiği yerel kaynaklara da bağlı olabilir. İnsanlar Medyada salgınla ilgili görüntüleri ve haberleri tekrar tekrar izlemek de hissedilen sıkıntının artmasına neden olabilir.Aşağıdaki gruplar bir krizin yarattığı strese daha yoğun tepki verebilirler:Önceden ruh sağlığı sorunları olanlarÇocuklarDoktorlar, diğer sağlık hizmeti verenler ve ilk müdahale ekibi gibi COVID-19'la ilgili destek görevlileriBulaşıcı hastalık salgını sırasındaki tepkiler şunları içerebilir:Kendi sağlık durumunuz ve COVID-19'a maruz kalmış olabilecek sevdiklerinizle ilgili korku ve endişeUyku ya da yeme düzeninde değişikliklerUyumakta yada konsantre olmakta zorlukKronik sağlık sorunlarının kötüleşmesiAlkol, tütün ya da diğer ilaçların kullanımının artmasıÖnceden ruh sağlığı sorunları olan kişiler, acil bir durumda tedavilerini aynı şekilde sürdürmeli ve yeni belirtilerin gelişip gelişmediğini takip etmelidir.Bir afet durumunda bu duygularla başa çıkmak ve ihtiyaç duyduğunuzda yardım almak sizin, ailenizin ve yakınlarınızın iyileşmesine yardımcı olacaktır. Aileniz, arkadaşlarınız ve çevrenizdeki diğer kişilerle bağlantı kurun. Kendinize ve birbirinize iyi bakın ve ne zaman ve nasıl yardım arayacağınızı öğrenin.Stres tepkileri art arda birkaç gün boyunca günlük etkinliklerinize engel oluyorsa bir sağlık çalışanına başvurun.Dayanıklılığınızı arttırmak için yapabileceğiniz şeyler:COVID-19'la ilgili medya yayınlarına gereğinden fazla maruz kalmaktan kaçının.Bedeninize iyi bakın. Sağlıklı, dengeli yemekler yemeye çalışın, düzenli egzersiz yapın, bolca uyuyun, alkol ve uyuşturuculardan kaçının.Rahatlamak için zaman ayırın ve yoğun duyguların geçeceğini kendinize hatırlatın. Haberleri izlemeye, okumaya ya da dinlemeye mola verin. Tekrarlayan biçimde krizi duymak ve görüntüleri görmek üzücü olabilir. Normal yaşamınıza dönmek için hoşlandığınız diğer bazı etkinlikleri yapmaya çalışın.Diğer kişilerle bağlantı kurun. Endişelerinizi ve nasıl hissettiğinizi bir arkadaşınız ya da aile üyenizle paylaşın. Sağlıklı ilişkileri sürdürün.Umut duygusunu koruyun ve olumlu düşünmeyi sürdürün.COVID-19 hakkındaki güncel bilgileri ve riski başkaları ile paylaşın. Salgının devam ettiği bölgelerden dönmesinin üstünden 14 günden fazla geçmiş ve COVID-19 belirtileri olmayan kişiler başkalarını riske atmazlar.Karantina ve sosyal mesafelenme nedir?Karantina, bulaşıcı bir hastalığa maruz kalan kişileri, hasta olup olmadıklarını görmek için diğerlerinden ayırır ve hareketlerini kısıtlar.Sosyal mesafelenme, insanların buluştuğu ya da toplandığı yerlerden uzak durmak, yerel toplu taşıma araçlarından (örneğin otobüs, metro, taksi, birlikte binilen araba) kaçınmak ve diğerlerinden uzaklığı korumak (yaklaşık 2 metre) anlamına gelir.Doğru bilgileri paylaşmanız başkalarının korkularını yatıştırmanıza ve onlarla bağ kurmanıza yardımcı olabilir.Ebeveynler için:Çocuklar bir ölçüde çevrelerindeki yetişkinlerden gördüklerine tepki verirler. Ebeveynler ve bakımverenler çocuklarına en iyi desteği COVID-19 ile sakin ve güvenli bir şekilde başa çıktıklarında sağlayabilirler. Ebeveynler, daha iyi hazırlanırlarsa, başta çocuklar olmak üzere çevrelerindeki diğer kişiler için daha güven verici olabilirler.Tüm çocuklar strese aynı şekilde tepki vermez. Çocuklarda takip edilmesi gereken sık görülen değişiklikler:Aşırı ağlama ve sinirlilikBüyüyerek geride bıraktıkları davranışlara dönme (örneğin gece idrar kaçırma gibi tuvaletini kontrol etmeyle ilgili sorunlar)Aşırı endişe ya da üzüntüSağlıksız yeme ya da uyku alışkanlıklarıKolay sinirlenme ve ani öfke krizleri gibi davranışlarOkul performansının kötüleşmesi ya da okuldan kaçınmaDikkat ve konsantrasyon zorluğuGeçmişte hoşlanılan etkinliklerden kaçınmaAçıklanamayan baş ağrısı ya da vücut ağrılarıAlkol, tütün ya da diğer uyuşturucuların kullanımıÇocuğunuzu desteklemek için yapabileceğiniz birçok şey var:Çocuğunuzla COVID-19 salgını hakkında konuşmak için zaman ayırın. Çocuğunuzun anlayabileceği şekilde COVID-19 hakkındaki soruları yanıtlayın ve gerçekleri paylaşın.Çocuğunuza güvende olduğu konusunda güvence verin. Üzgün ve sıkıntılı hissetmeleri halinde, bunda yanlışlık olmadığını belirtin. Sizden nasıl başa çıkacaklarını öğrenebilmeleri için kendi stresinizle nasıl başa çıktığınızı onlarla paylaşın.Çocuğunuzun olayla ilgili yayınlara maruz kalmasını sınırlayın. Çocuklar duyduklarını yanlış yorumlayabilir ve anlamadıkları bir şeyden korkabilirler.Çocuğunuzun bir sağlamlık duygusuna sahip olmasına yardımcı olun. Okula ya da yuvaya dönmek güvenli olduğunda, olağan etkinliklerine dönmelerine yardımcı olun.Bir rol modeli olun; molalar verin, bolca uyuyun, egzersiz yapın ve iyi besleyin. Arkadaşlarınız ve ailenizle bağlarınızı sürdürün ve sosyal destek sisteminize güvenin.Müdahale ekibi için:COVID-19'a müdahale etmek sizde duygusal bir yüke neden olabilir. İkincil travmatik stres tepkilerini azaltmak için yapabileceğiniz şeyler var:İkincil stresin travmatik bir olaydan sonra ailelere yardım eden herkeste gelişebileceğini kabullenin.Fiziksel (yorgunluk, hastalık) ve ruhsal (korku, içe çekilme, suçluluk) belirtileri öğrenin.Salgına müdahalenin etkilerini atlatabilmek için kendinize ve ailenize zaman tanıyın.Günlük yaşamınızda arkadaşlarınızla ve ailenizle zaman geçirmek, egzersiz yapmak ya da kitap okumak gibi hoşunuza giden kendinize bakım etkinliklerine yer verin.COVID-19 ile ilgili yayınları izlemeye mola verin.COVID-19'un salgından önce yaptığınız gibi ailenize ve hastalarınıza bakım verme yeteneğinizi etkilediğinden endişeleniyorsanız ya da bunalıyorsanız, yardım isteyin.Karantinadan çıkan kişiler için:Sağlık hizmeti veren bir kişi COVID-19'a maruz kalmış olabileceğinizi düşündüğünde, hastalanmamışsanız bile, diğerlerinden ayrılmak stresli olabilir. COVID-19 karantinasından çıktıktan sonra verilen bazı tipik tepkiler şunlardır:Karantina sonrası rahatlama dahil olmak üzere karışık duygularKendi sağlık durumunuz ve COVID-19'a maruz kalmış olabilecek sevdiklerinizle ilgili korku ve endişeCOVID-19'un belirti ve bulguları açısından sürekli kendinizi yoklamak ve başkaları tarafından izlenmekten kaynaklanan stresArkadaşlarınız ya da sevdiklerinizin, bulaştırıcı olmadığınız tespit edilmesine rağmen, sizinle temas etmekten dolayı hastalık kapacakları şeklinde temelsiz korkuları olması nedeniyle üzüntü, öfke ya da hayal kırıklığıKarantina sırasında normal iş ya da ebeveynlik görevlerini yerine getirememekten kaynaklanan suçluluk duygusuBunlar dışında diğer duygusal değişikliklerÇocuklar da, kendileri ya da tanıdıkları biri karantinadan çıktığında üzüntü ya da diğer yoğun duyguları yaşayabilirler. Çocuğunuzun baş etmesine yardımcı olabilirsiniz. ...

blog detayı  

Utangaçlık Nedir ve Sebebi Nedir?

 23.01.2021

Utangaçlık; sosyal durumlarda gergin, stresli veya beceriksiz hissetmekten ve reddedilme korkusundan kaynaklanan bir duygudur. Bazı zamanlarda ve durumlarda hepimiz utangaçlık yaşamışızdır. Ancak utangaçlığın farklı dereceleri vardır ve yüksek dereceli utangaçlık kişisel ve sosyal etkileşimlerden keyif almayı engelleyebilir. Örneğin, Brad çocukken sınıf arkadaşlarıyla karşılaşmamak için okuldan eve dönerken ara sokakları kullanırdı. Üniversite sınavından mükemmel bir puan almasına rağmen, kendini bir yabancı gibi hissettiği ve insanlarla iletişim kuramadığı için sürekli hayal kırıklığı yaşadığı üniversiteden ayrıldı. Brad sonunda kendini o kadar yalnız hissetti ki, 1970 yılında Stanford Üniversitesi’ndeki meşhur utangaçlık araştırmacısı Philip Zimbardo tarafından kurulan Utangaçlık Kliniği’ne başvurdu. Anketler, yetişkinlerin %40’ının hafif ancak kronik utangaçlıktan şikâyetçi o0lduğunu ve utangaçlıklarını gizleyebilmelerine rağmen, içlerinde rahatsızlık hissettiklerini bildiriyor. %20’si daha ağır utangaçlık çektiklerini ve utangaçlıklarını gizleyemediklerini bildiriyor. Utangaçlığın sebebi ve tedavisi için iki farklı teoriyi karşılaştıracağız; Freud’un psikodinamik teorisi ve sosyal bilişsel teori. Psikodinamik Yaklaşım: Utangaçlığın Sebebi Çözülmemiş Çelişkiler Mi? Örneğin, çok utangaç bir hasta, çocukluğunda ağlamaması ve mızmızlanmaması için annesinin onu sürekli beslediğini söylüyor. Bunun sonucu olarak Psikodinamik yaklaşım, hastanın oral aşamadaki çözülmemiş çatışmasının onun sosyal etkileşimlerde yetersiz ve utangaç hissetmesine yol açtığını öne sürüyor. Bu yaklaşıma göre utangaçlığın sebepleri arasında hem söylecek bir şeyinin olmaması hem de bilinçdışı reddedilme korkusu bulunuyor. Utangaç insanlar savunma mekanizmalarını kullanarak bu korkularla baş çıkıyorlar. Psikodinamik yaklaşımın dezavantajlarından biri deneysel yöntemlerle doğrulanmasının güç olmasıdır. Örneğin, bir kişinin oral aşamada saplandığı için utangaç bir yetişkin olduğunu söylemek, test edilebilir bir tez olmaktan çok tanımsal bir tahmindir. Sosyal Bilişsel Yaklaşım Psikodinamik yaklaşımın aksine, sosyal bilişsel teori kişilikle ilgili soruları cevaplamak için deneysel çalışmalardan faydalanıyor. Bu teori utangaçlığı deneysel yöntem ile incelenebilen, ölçülebilir veya gözlemlenebilir 3 bileşene ayırıyor: Bilişsel, davranışsal ve çevresel. Örneğin, araştırmacılar yapılan bir dizi boylamsal araştırmada nüfusun yaklaşık %10-15’inin utangaç bir kişiliğe sahip olduğunu ve bunun büyük oranda genetik faktörlerden kaynaklandığını tespit etti. Utangaç kişilerin sosyal etkileşimlerini (davranışsal bileşen) izleyen araştırmacılar utangaç insanların sosyal ve iletişim becerilerinin çok az olduğunu ve bunun sonucu olarak sosyal etkileşimler esnasında sürekli olarak cezalandırıldıklarını tespit etti. Araştırmacılar kişilik testleri ( bilişsel bileşen) kullanarak utangaç insanların kendilik bilincinin çok fazla olduğunu, bunu ise sosyal etkileşimlere etki eden endişeli düşüncelere ve mantıksız inanışlara yol açtığını tespit etti. Sosyal bilişsel teorinin avantajlarından bir tanesi utangaçlığı deneysel olarak incelenebilen ve uygun tedavilerin geliştirilebildiği, ölçülebilir veya gözlemlenebilir 3 bileşene ayırmasıdır. Dezavantajı ise utangaç davranışları tetikleyebilen, bilinçli olmayan belli etkileri gözden kaçırabilmesidir.     #utangaçlık #kişiselgelişim # sosyalkaygı  ...

blog detayı  

Neden Uyuyorum?

 22.01.2021

Neden Uyuyorum? 25 yaşına gelene kadar aşağı yukarı 9000 defa uykuya dalmış ve 72000 saati uyuyarak geçirmiş oluruz. Hayvanların uykusuz bırakıldığı deneylerde elde edilen sonuçlardan uykunun önemli olduğunu biliyoruz. Fareler yiyecek olmadan (su veriliyor) 16 gün ve uyku olmadan 17 gün yaşayabiliyor. Şu ana kadar bir insanın gönüllü olarak uykusuz geçirdiği süre 11 gündür. Neden günün üçte birini uykuda geçirdiğimizle ilgili şu anda popüler olan iki teoriyi inceleyeceğiz. Tamir teorisi Bu teori gün boyu yaptığımız hareketlerin beyin veya vücudumuzda önemli faktörleri tükettiğini, uykunun ise bunları tamir ettiğini veya yerine koyduğunu söylüyor. Tamir teorisini destekleyen bazı bulgular var. Birinci olarak, evre 4 esnasında salgılanan büyüme hormonu metabolizma fiziksel büyüme ve beyin gelişimini düzenliyor. İkini olarak uyku esnasında hastalıklarla savaşan bağışıklık hücrelerinin üretimi artıyor. Üçüncü olarak, uyanıkken azalan ve normal fonksiyonlar yerine getirmek ve hayatta kalmak için gerekli olan beynin enerji deposu uyku esnasında tekrar doluyor. Beyin; büyümek, bağışıklık sistemini tamir etmek ve enerji kimyasallarını tazelemek için uykuya ihtiyaç duyar. Uyum Sağlama Teorisi Bu teori ilk insanların gereksiz yere enerjilerini harcamamak ve tehlikeli gece avcılarına yakalanmamak için evrimleştiğini iddia ediyor. Uyum sağlama teorisini destekleyen faktörler; aslan gibi büyük avcı hayvanların çok sık ve istedikleri yerde uyuduğunu, antilop gibi av hayvanlarının ise daha nadir ve korumalı yerlerde uyuduğunu gösteren gözlemlerden geliyor. Kuşların çoğunluğu, avcılardan korunmak için sadece bir tek beyin yarıküreleri ile uyuyor. Başlıca görsel ipuçlarına güvenen ve gece görüşü zayıf olan hayvanlar (insanlar) gece uyumak ve av olmamak için uygun bir günlük ritim geliştirmiştir. Uyumazsam Ne Olur? Vücut Üstündeki Etkiler 264 saat kadar yani 11 gün buyunca da olsa uykusuzluğun insanın nabzı, tansiyonu ve hormon salgılaması üstünde çok az etkisi var. Uykusuz kalınan dönemlerin, otonom sinir sistemi tarafından kontrol edilen fizyolojik fonksiyonların çoğunun üzerinde önemli bir etkisi yok gibi görünüyor. Ancak uykusuzluk vücudun virüslere, enfeksiyonlara ve diğer toksik maddelere karşı savunma sistemi olan bağışıklık sistemimizi etkiliyor. Beyin Üstündeki Etkiler Uyku eksikliği aşırı hassaslığı, mutsuzluğa ve dikkat ile konsantrasyonun azalmasına sebep olabilir. Aşırı derecede uyku eksikliğine maruz kalan kişiler, örneğin 12 gün süren Iditarod yarışı gecede sadece 2 saat uyuyabilen kızak yarışçıları, karın ortasında olmalarına rağmen büyük kamp ateşleri gibi halüsinasyonlar gördüklerini bildiriyorlar. Araştırmacılar uykusuzluğun beyinde bulunan ve hayati önem taşıyan enerji depolarını tükettiğini gösteriyor.#uyku #rem #insomnia ...

blog detayı  

Çocuk Gelişim Dönemleri ve Özellikleri

 09.09.2020

İnsan gelişimi, döllenmeden başlayarak yaşamın sonuna dek devam eden bir süreçtir. Gelişim dönemlerindeki yaşlar, değişik kaynaklara göre farklılık göstermektedir. Genel olarak doğumdan sonraki ilk 2 yıl bebeklik, 3-6 yaş ilk çocukluk (oyun), ilkokul yıllarını kapsayan 7-11 yaş ikinci çocukluk , 12-18 yaş ergenlik dönemi olarak kabul edilir.Bebeklik dönemi ( 0-2 yaş )İlk çocukluk (oyun) dönemi (3-6 yaş )İkinci çocukluk (ilkokul ) dönemi ( 7-11 yaş )Ergenlik dönemi (12-18 yaş )1. Bebeklik Dönemi ( 0-2 Yaş )Bebeklik dönemi çocukların en hızlı büyüyüp, geliştikleri dönemdir. Çocuğun her yönden sağlıklı büyüyebilmesi bu ilk yıllarda gösterilecek özene bağlıdır. Bu dönemdeki çocuklar bedensel (kas ve kemik) gelişimlerinin, bir uzantısı olarak kendi başlarına hareket edebilmek, yürümeyi öğrenmek durumundadır. Böylelikle bebek, anneye bağımlı olmaktan kurtulur ve dünyayı keşfe çıkabilir. Yürümeyi öğrenme 9 ay civarında ayakta durma çalışmalarıyla başlar ve 2 yaş civarında yürümede ustalaşma biçimini alır. Kemiklerdeki en hızlı gelişme yaşamın ilk yılı içinde görülür. Daha sonra ergenlik dönemine kadar gelişme hızında bir düşme ortaya çıkar. Bebek, dünyaya gelir gelmez zihinsel ve ruhsal olarak da gelişmeye başlar. Bu dönemde alıcıdır. Duyduğu, gördüğü, dokunduğu her şeyden duyumlar alır. Algılar edinir ve bunları biriktirerek belleğine yerleştirir. Zamanı gelince de bu bilgileri kullanmaya başlar. Yaşamın ilk aylarında bebek, her açıdan annesine bağımlıdır. Bebek dünyaya geldiğinde dişleri yoktur, bu yüzden anne sütü ile beslenir. İlk yıl için dişlerinin çıkmaya başlamasıyla birlikte, katı yiyecekleri yemeyi öğrenir. Böylece anne sütünün yerini diğer yiyecekler almaya başlar.Bebeklik dönemi çocukların en hızlı büyüyüp geliştikleri dönemdirBebeğin kazanmak durumunda olduğu diğer bir davranışta konuşmaktır. Doğuşta sadece bakışları ile iletişim kurabilen bebek, agulama ile başlayan dil gelişimini iki yıl içinde 3 kelimelik cümlelere dönüştürebilir. Dili, 3 yaşında iletişim için oldukça usta bir biçimde kullanabilir.Bebeklerin kazanmak durumunda kaldıkları diğer bir davranışta tuvalet eğitimi yoluyla dışkı kontrolüdür. Bebek doğduğunda bedensel atıklarını denetleyemez; hatta ilk yıl içinde rahat dışkılaması ruh sağlığının bir göstergesi sayılır. Ancak 2 yaşına doğru biyolojik gelişime paralel olarak kaslarına hakim olabilir ve dışkısını kontrol etmesi beklenir. Çocuk dışkısını istediğinde tutabilmeli, istediğinde bırakabilmelidir. Tutamadığı zamanda,bırakamadığı zamanda bir sorun vardır.Çocuk 3 yaş civarında cinsiyetini öğrenir. Kız ve erkek kelimelerinin ne demek olduğunu anlar. Bu algılama kızların uzun saçlı, erkeklerin bıyıklı olması şeklindedir. Çocuğun bedensel gelişim ve davranışlarında görülen ilerleme zihinsel gelişiminin de en iyi göstergesidir. Kavram gelişiminin de temelleri bu dönemde atılır. Çocuk dış dünya ile etkileşimde bulunmalı ve bununla ilgili tanım ve kavramları edinmelidir. Zihin gelişimi eğitim ile doğru orantılıdır. Annenin gösterdiği ilgi , oynamak için kullandığı oyuncaklar, yaşadığı çevredeki çeşitli uyaranlar, çocuğun zihinsel gelişimini büyük ölçüde etkiler. Tüm bu nedenlerden dolayı bebeklik döneminde yetişkinlere büyük görevler düşmektedir. Çocuk bu devrede yetişkinlerden ne kadar olumlu duyumlar alır, zengin uyaranlarla karşılaşırsa çevresiyle de o ölçüde olumlu ilişkiler kurabilir ve sağlıklı bir gelişim gösterebilir.2. İlk Çocukluk -Oyun Dönemi ( 3-6 Yaş )Okul öncesi yıllarını içine alan ilk çocukluk dönemi, çocuğun aktif olarak çevresine yöneldiği, uyarıcılar ile dolu dış dünyayı keşfetmeye çalıştığı, insan yaşamının en temel becerilerinin kazanıldığı bir dönemdir.Bu dönemde çocuk, belli bir yapılanmayı tamamlamış olan bedenini etkili bir şekilde kullanmayı ve oyunlarında bedenini ustaca kullanmayı öğrenmiştir. Aynı zamanda çocuk büyümeye devam etmektedir. Bir yandan büyümeye devam ederken diğer yandan kendisinin ve bedeninin farkına varmaya başlamıştır. Çocuk, bu dönemde sosyalleşmeye de başlamıştır. Başkalarını keşfetmiş ve onlarla birtakım kurallar çerçevesinde bir araya gelmeye çalışmaktadır. Çocuk davranışlarında egosantrik ( ben merkezcil )tir. Okul öncesi eğitim kurumlarına gitmekte ve sınıf arkadaşlarıyla karşılaşmaktadır. Sokakta yaşıtlarıyla ortak etkinliklerde bulunmakta, parkta birlikte salıncağa binmektedir. Çocuğun bu dönemde kazandığı beceriler, sonraki yıllarda sosyal ilişkilerinin temel yapı taşı olarak kullanılacaktır.Çocuk yavaş yavaş aile ortamından çıkmakta ve başkalarıyla karşılaşmaktadır. Bu dönemde bedensel gelişme hızı, bebeklik dönemine oranla yavaşlar. Beden orantılarında da değişiklik göze çarpar.Yine bu dönemde kaslardaki gelişme dikkati çeker.Çocuk rahatlıkla koşup zıplayabilir; ancak dar bir tahta üzerinde denge sağlayarak daha üst düzeyde motor koordinasyon gerektiren hareketleri yapmakta güçlük çeker. Bir önceki dönemde cinsiyetini fark etmiş olan çocuk, cinsiyetine uygun davranmayı öğrenir. Bu dönemde cinsiyetine uygun davranma davranışı ağırlıklıdır.Cinsiyet farklılıkları bu dönemde keşfedilir. Bu konuda sorular sormaya başlar. Çocuğu sorduğu sorular yüzünden azarlamak, araştırma girişimlerine engel olmak, çocukta suçluluk duygusunun gelişmesine neden olur. Erkekler/Kızlar şöyle yapar ifadeleriyle başlayan cümleler kullanır.Çocukta vicdan gelişiminin ve ahlakın yargıların temelleri bu dönemde atılır. Yalan söylediklerinde suçlandıkları, hatalı bir davranışta bulunduklarında bunu anladıkları görülür. Bu kazanım daha sonraki dönemlere de taşınır. Her alanda olan gelişim gibi daha sonraki dönemlere biraz şekil değiştirerek devam eder. Oyun bu dönemde çocuk için en önemli etkinliktir. Zamanını büyük bir bölümünü oynayarak geçiren çocuk, daha çok hayal gücüne dayalı oyunlar oynar. Çocuğun ebeveyni ile kurduğu özdeşim oyunlarına da yansır. Okul öncesi eğitim kurumları, çocuklar için yeni arkadaş çevresi , zengin bir oyun ortamı ve çeşitli deneyimler kazanabileceği bir yer olması nedeniyle oldukça önemlidir. Çocuk okul öncesi eğitim kurumlarında okula hazır hale gelir.3. İkinci çocukluk (ilkokul ) dönemi ( 7-11 yaş )Çocuğun aile ortamından çıkıp dış dünya ile daha içice olduğu dönemdir. Bu dönemin başlangıcı ilkokula yeni başlama, son yılları ise çocuğun ergenlik dönemine girmeye başlaması açısından son derece önemlidir. Çocukta bu dönemde:Mantıklı düşünme başlar.Ben merkezcillik azalır.Yaşıtları önem kazanır.Bellek ve dil becerileri artar.Bilişsel becerileri artar.Fiziksel gelişme durağanlaşmıştır.Benlik kavramı gelişimi, benlik yapısını geliştirir.Güç ve sportif beceriler artar.Çocuk, okulda hayatı boyunca ihtiyaç duyacağı okuma-yazma ve hesap becerilerini edinmeye başlar.  Çocuk bu becerilere dayanarak ileriki yaşlarda karmaşık problemleri çözebilir hale gelecektir. Gündelik yaşamda olup bitenler çocuğun ilgisini çekmeye başlamıştır. Ülkelerinde ve dünyada olup bitenler ile ilgili fikir beyan etmeye başlar.Çocukta zihinsel gelişim soyut işlemlere hazırlanmaya başlamıştır. Okul öncesi dönemde temelleri atılan vicdan gelişiminin başlaması bu dönemde değerlerin, tercihlerin ve tutumların belirginleşmesi şeklinde devam eder.Çocuğun konuşma yeteneği ve kelime hazinesi oldukça gelişmiştir. Bu dönemde kız ve erkek çocuklar kendi aralarında gruplaşarak oynamayı tercih eder. Bir yandan arkadaşlarıyla bir arada olmaktan hoşlanırken diğer yandan grup içinde sivrilme, üstünlüğünü kanıtlama çabası vardır.İlkokulun ilk yıllarında görülen büyümedeki yavaşlama10 yaşına doğru vücut biyokimyasındaki farklılaşmaya bağlı olarak hızlanır. Kız çocuklarında ani bir boy artışıyla birlikte ikincil cinsiyet özelliklerinin belirmeye başladığı görülür. Erkek çocuklar 9-10 yaşına kadar kızlardan biraz daha uzun ve daha iri bir bedene sahipken, 10-11 yaşlarında kızlardan daha ufak bir görünüme bürünürler. Çocukların bu dönemde sağlıkları genellikle iyidir. Önceleri çok hastalananların sağlık durumu bu dönemde düzelmiştir.4. Ergenlik Dönemi (12-18 yaş )Ergenlik dönemi, bedensel değişikliklerin yaşandığı bir dönemdir. Çocukluk döneminde kısmen yavaşlayan bedensel büyüme ve gelişme, ergenlik döneminde yeniden hızlanarak bu dönemin sonunda yetişkinlikteki yapısına ulaşır. Gencin beden oranları değişmeye başlamıştır. Bu değişim yüzünden genç biraz sakarlaşabilir, değişen bu oranlara uyum sağlayabilmesi için biraz zamana ihtiyacı vardır. Genellikle ergenlik ve gençlik çağı en sağlıklı yaşam dönemidir. Çocukluk hastalıkları geride kalmıştır, yetişkin çağa özgü hastalıklar ise çok uzaktadır. Ergenliğe özgü denebilecek tek hastalık belki de ergenlik sivilceleridir ( acne ). Ter ve yağ bezlerinin salgıları artmakta ve birikim olmaktadır. Bu durumun erkeklik ve dişilik hormonlarının ( androjen ve östrojen ) dengesizliğinden ileri geldiği sanılmaktadır.Ergenin bu dönemde:Fiziksel değişimi hızlıdır.Üreme olgunluğu oluşmaya başlar.Kimlik arayışına odaklanmıştır.Yaşıtları, benliğinin gelişmesine ve onu test etmesine yardımcı olur.Soyut düşünme ve bilimsel sorgulama gelişir.Ergen ben merkezciliği bazı davranışlarda sürdürür.Ergenlik dönemi, genç için çalkantılı bir dönemdir. Bu dönemde bireyin kişiler arası  ilişkileri gelişir, artar ve nitelik değiştirir. Artık çocuk değildir. Sosyal ilişki kurma becerisi artmaya başlamıştır.Toplum içinde kendi başına girişimlerde bulunabilir. Başkalarıyla kendi tercihleri doğrultusunda etkileşimler kurabilir. Bunun sonucunda duygusal yakınlıklar yaşayabilir. Bu duygusal yakınlıklar aynı zamanda anne babadan duygusal anlamda ayrılmanın bir görüntüsüdür.Gençler ne yetişkin ne de çocuk olarak kabul edildikleri bu geçiş döneminde uyum sağlamakta güçlük çekerler. Kimlik arayışına giren genç bu dönemde ya kimliğini kazanmış olarak ya da kimlik kargaşası ile çıkar. Yine bu dönemde genç, gelecekteki işi için belirlemeler yapmak durumundadır.Hayatı boyunca nasıl bir iş yapmayı ummaktadır? Bu karar aşaması gencin bir anlamda geleceğini de belirleyecektir. Başka bir deyişle hangi okulda okuyacağını belirlemesi demektir.Vicdan gelişimi bu dönemde birtakım temel değer yargılarının gelişmesi biçimini alır. Hayatta neye değer verdiğini belirleyen ergen, bu nedenle sık sık ideolojik kötüye kullanmalara maruz kalır. İdeolojik düşüncelerin yoğunlaşması bu gelişim döneminin bir görüntüsüdür. Değer sistemi geliştirme ve sosyal gelişimle bağlantılı olarak ergen artık yetişkin toplumsal düzeni içine girmek ve sorumluluk yüklenmek ister. Ergenlik dönemindeki sosyal ve ideolojik hareketlerin bir anlamı da budur. Başka bir deyişle ergenler sorumluluk yüklenmek istemektedirler.Kısacası bu dönem oldukça fırtınalı bir dönemdir. Genç kendisiyle ve çevresiyle sürekli bir savaş halindedir. Kimi gençte bu dönemi oldukça gürültülü geçirirken, kimisi daha az çalkantılı geçirebilir. Ergenin yetişkin otoritesiyle çelişkide bulunduğu bu dönemde, yetişkinin onu kabul etmesi, ona koşulsuz bir saygı ve anlayış sunması gerekir. Anne-baba ergenin bağımsız davranmasına, onun kendi kendine karar vermesine, kendine güvenmesini sağlayacak yaşantılar geçirmesine özen göstermelidir. ...

blog detayı  

Online Terapi Nedir?

 09.09.2020

Sanal ortamda bir terapistin danışan ile terapötik ilişki kurarak verdiği hizmete online /sanal terapi denir. Online terapi ve e-sağlık çalışmaları covid-19 döneminde artmış gözükse de aslında 1990’lı yıllarda tüm dünyada hızla yayılmaya başlamıştır. Başlarda telefon ve mektuplar ile başlayan bu hizmet teknoloji ilerledikçe gelişmiştir. Sanal terapiler e-posta, yazışma ve görüntülü şekillerde uygulanabilmektedir. Bu çeşitlerden sadece video konferans ile yapılan terapi yöntemi geleneksel terapiye en çok benzeyeni ve en etkili olanıdır. E-posta ve yazışma ile gerçekleşen terapiler ile ilgili araştırmalar hala sürmekte ve yüz yüze gerçekleşenlere göre etkileri tartışılmaktadır. Bu sebeple bu yazımızda sadece video konferans yolu ile yapılan terapi yönteminden bahsedeceğiz. Günümüzde internet ve bilgisayar gibi teknolojiler kolay ulaşılabilir hale gelmiştir. Bu yüzden çoğu insan fiziksel, zihinsel, duygusal sorunlarında online yardım talep etmeye başlamıştır. Yapılan araştırmalarda çoğu insanın online terapiyi tercih ettiği görülmüştür. Çoğu terapistin hemfikir olduğu önemli bir nokta vardır. Bu da kişiler arası iletişimin yeterli ve doyurucu olmasında en önemli özelliğin yüz yüze olunması gerçeğidir. Yüz yüze iletişimde jest ve mimik gibi tepkiler iletişimi kolaylaştırmaktadır. Terapistin kullandığı yöntem ne olursa olsun yüz yüze ilişki terapide gereklidir. Bu sebeple online terapi yöntemlerinden sadece video konferans yoluyla gerçekleştirilenin etkisi geleneksel terapi ile aynıdır. Çevrimiçi terapi birçok avantaj sağlamaktadır. Geleneksel terapi ve video konferans ile gerçekleşen terapiye bakıldığında terapötik iş birliği ve güven gibi terapinin temel öğelerinde fark olmadığı tespit edilmiştir. Çevrimiçi danışma geleneksel terapi yöntemi kadar etkilidir. Online terapinin olumlu yanları; - Online terapiler geleneksellere göre daha ekonomiktir - Danışanlar için ev konforu ve güvenliği sağlar - Yaşanılan bölgedeki coğrafi sıkıntılar nedeniyle terapiste ulaşamayan kişilerin terapi hizmeti görmesini sağlar - Kişinin terapiste ulaşmak için kendine özgü engelleri olsa dahi terapi hizmeti alabilmesini sağlar - Kişi sürekli seyahat etmek durumundaysa kesintili bir geleneksel terapi kişiye yeterli gelmeyecektir bu yüzden bu kişilere online terapi daha uygundur. Yapılan çalışmalarda video konferans ile gerçekleştirilen terapilerin travma sonrası stres bozukluğu, depresif bozukluklar, anksiyete bozuklukları, yeme bozuklukları gibi birçok hastalıkta etkili olduğu görülmüştür. Sadece ağır psikiyatrik vakalarda, acil kriz durumlarında, kendine veya başkasına zarar verme düşüncelerinde online terapi yerine geleneksel terapi tercih edilmelidir. Bunun dışında yaşanılan birçok sıkıntı nedeniyle terapiye gelemeyen kişilerin online terapi görmesinde hiçbir sıkıntı bulunmamaktadır. Terapötik ilişki online terapilerde de aynı şekilde deneyimlenir ve aynı etki görülmektedir. ...

blog detayı  

Hipnoz Nedir: Kimler Hipnoz Edilebilir?

 19.01.2021

Hipnoz Nedir? İnsanların vücuduna bir tür güç geçirmek yoluyla çeşitli semptomları tedavi edebildiğini iddia eden Anton Mesmer; 1700’lü yılların sonlarında Paris’te çok ünlenmişti. Anton Mesmer bu güce “Hayvansı Çekicilik” diyordu. Hayvansı çekiciliğin tedavide işe yaradığına o kadar çok hasta şahitlik etmişti ki Fransız Bilim Akademisi konuyu araştırması için bir komisyon görevlendirmek zorunda kaldı. Komisyon, Anton Mesmer’in hastalarının çoğunun gerçekten semptomlardan kurtulduğu sonucuna vardı. Ancak hayvansı çekiciliğin kullanımını yasaklamanın daha güvenli olacağına karar verdi, çünkü bu gücü tanımlayamıyorlardı ve Anton Mesmer’in bu tür bir gücün var olduğuna dair iddialarını doğrulayamıyorlardı. Bugün artık Anton Mesmer’in hayvansı çekiciliği bulmadığı, aslında insanlara hipnoz uyguladığını biliyoruz. Amerikan Psikoloji Derneği’ne bağlı Psikolojik Hipnoz bölümünün hipnoz tanımı şu şekilde: Hipnoz; bir klinik tedavi uzmanının ya da hipnozcunun bir kişiye duyum, algı, düşünce, his veya davranışlarında değişiklik yaşayacağını teklik etmesidir. Kimler Hipnotize Edilebilir? Sanılanın aksine herkes kolay kolay hipnotize edilemez. Hipnoza karşı hassasiyetin çeşitli çeşitli seviyeleri bulunuyor. Yapılan araştırmalar üniversite öğrencilerinin %40’ının hipnoza karşı hassasiyeti düşük olduğunu yani bu kişilerin kolayca hipnotize edilemeyeceğini gösteriyor. Hipnoz hassasiyeti; içe döküklük, dışa dönüklük, sosyal konum, zekâ, irade, cinsiyet, uysallık gibi etkenlere bağlı değildir. Hipnoza karşı hassasiyetle bağlantılı olan tek özellik imgesel telkinlere tepki gösterebilme becerisidir. Bu beceriye sahip kişiler hipnoza karşı yüksek hassasiyet göstermektedirler yani kolay hipnotize olma eğilimindedirler. Kişinin Kolay Mı, Zor Mu Hipnotize Olacağını Nasıl Anlarız? Standart hassasiyet testi; kişinin hipnotize edilmesi ve ardından belirlenmiş olan telkinlerin yapılması ile gerçekleşir. En bilinen test Stanford Hipnoz Hassasiyet Ölçeğidir. Bu testte, kişiye hem “Kolun havaya kalkıyor.” Gibi basit görevler hem de “Vücudun çok ağırlaştı ve ayağa kalkamıyorsun.” gibi daha zor göreveler telkin edilir. Bu testten yüksek puan alan kişiler genelde hipnoza karşı yüksek hassasiyet gösterirler yani kolay hipnotize olma eğilimdedirler ve genelde bu kişilerin hassasiyeti ömür boyu sürer.#hipnoz #psikoloji #bagımlılık #trans ...

blog detayı  

İlk Uyuşturucular Nereden Geldi?

 17.01.2021

Bitkiler ve Uyuşturucular İlk uyuşturucular, araştırmacılar etkilerini keşfetmeden çok önce insanların kullandıkları bitkilerden kaynaklanır. Sizin için dünyanın farklı bölgelerinde bulunan üç uyuşturucuyu; kokain, meskalin ve kurareyi inceledik. Bu bitkilerin neleri içerdiğini ve sinir sistemi üzerindeki etkilerini ele alacağız.   Kokain: Geri Alımı Engelliyor Güney Amerika yerlileri neredeyse 3500 yıldır koka bitkisinin yapraklarını çiğniyor. Bu eski geleneğe bağlı kalan erişkin Kızılderililer, kokain içeren kavrulmuş koka yapraklarının bulunduğu keseler taşır. Gün boyunca yorgunluk ve açlık hissini bastırmak için küçük miktarlarda koka yaprağı çiğnerler. Şimdi kokainin vücudumuzu nasıl etkilediğini görelim: Normal şartlarda salgılanan dopaminin bir kısmı geri alım denen bir süreç ile kaynağına geri taşınması gerekir. Eğer geri alım gerçekleşmezse salınan dopamin sinapsta daha uzun süre kalarak nöronu sürekli etkilemeye devam eder. Kokain geri alımı durdurduğu için nöronlar daha uzun bir süre boyunca uyarılır böylece ortaya kokain kullanımı ile ilişkilendirilen fizyolojik uyarılma ve mutluluk duygusu çıkar. Özetle koka yapraklarının çiğnenmesi  ile ortaya çıkan kokain, dopaminin geri alımını durduruyor, bu da yorgunluk ve açlık duygusunu ortadan kaldıran fizyolojik uyarılmaya yol açıyor.   Kurare: Reseptörleri Durduruyor Peru ve Ekvator Kızılderilileri hayvan avlarken, oklarının uçlarını felç edici bir uyuşturucu olan kurare adlı maddeyi içeren tropik bir sarmaşığın suyuna batırırlar. Kurare kan dolaşımına girince kaslara ulaşıp kasların reseptörlerini durduran bir uyuşturucudur. Sonuç olarak asetilkolin denen nöroiletici bloke edilir ve kaslar felç olur. Ucuna kurare sürülmüş bir okla vurulan hayvanın önce uzuvları ardından da nefes almasını sağlayan göğüs kasları felç olur. Günümüzde kurarenin içinde bulunan aktif madde; insanlarda kas felci sağlamak için; örneğin, bir hastanın boğazına nefes tüpü sokulurken doktorlar tarafından kullanılıyor.   Meskalin: Nöroileticileri Taklit EderMeksika ve ABD’nin güney batısında peyote kaktüsü denen, golf topu büyüklüğünde, yeşil-gri bir bitki yetişir. Peyote KaktüsüBu bitki meskalin içerir. Meskalin fizyolojik uyarım ve görsel halüsinasyonlara yol açan bir uyuşturucudur. Meskalinin kimyasal yapısı norepinafrin ile aynı kimyasal kilitleri açtığından meskali bu etkiyi norepinefrinin hareketlerini taklit ederek ortaya çıkarır. 1965 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde ve Kanada’da Kızılderili Kilisesi’nin 250,000 üyesi, Yargıtay kararı ile dini ayinlerinde yasal olarak peyote kullanma hakkına sahip olan tek grup oldu. Grubun üyeleri meditasyonlarını güçlendirmek için 4-12 peyote parçası yutabiliyor bu da görsel duyumlar, aşırı mutluluk hali ve bazen de mide bulantısı ile kusmaya yol açabiliyor., Sonuç olarak bu üç bitki –koka, kurare ve peyole- sinir sistemini üç farklı şekilde etkileyen güçlü uyuşturucular içeriyor. Bunların yanı sıra uyuşturu içeren birçok bitki olduğu da bilinmekte (haşhaş, kenevir, sihirli mantar).             ...

blog detayı  

Fantom Ağrı Nedir?

 17.01.2021

Fantom Uzuv Nedir? Doktorları kesilen bacak veya kolda garip duygular veya hareketler hissedilmesi kadar şaşırtan çok az semptom vardır. Bu fenomene fantom uzuv denmektedir. Fantom uzuv, kesilen bir uzuvdan sanki o uzuv hala yerindeymiş gibi hissetme ile ilgilidir. Hastaların çoğu kesilen bacaklarından gelen duyular (iğne batması) ve büyük acılar hissettiklerini belirtmektedirler. Ayrıca hastalar bu acıların, geçmiş acıların hatırası olmadı konusunda ısrar etmektedirler. Bazı vakalarda hastalar kesilen uzuvlarının hala yerli yerinde olduğunu hissettiklerinin yanı sıra belli pozisyonlarda sabitlendiğini, mesela vücutlarından dümdüz ileriye bakacak şekilde durduğunu ve kapılardan geçerken fantom uzuvlarını çarpmamak için özellikle dikkat etmeleri gerektiği duygusuna kapıldıklarını söylüyorlar.   Donald’ı Tanıyalım Buldozer operatörü olan Donald Wyman her zaman ki gibi ormanlık bir alanda çalışmaktadır. Dev bir meşe ağacı kazara üzerine düştüğünde çevresinde yardım çığlıklarını duyacak kimsenin olmadığını fark eden Donald, kurtulmak tek çaresinin bacağını kesmek olduğunu anlamış ve 8 cm’lik bir cep çakısı ile kendi bacağını kesmiş. Çok fazla kanaması olmasına rağmen kendini kamyonetine kadar sürüklemiş ve yardım bulmak için iki kilometrelik yol boyunca araba sürmüş. Donald artık takma bir bacağa sahip ve iyileşme sürecinde. Fakat kendisi “Kazadan beri işin en zor kısmı fantom ağrı ile başa çıkmak. Sanki birisi olmayan bacağıma elektrik şoku veriyor gibi. İnsanı terinden zıplatan bir acı” diyor. Donald’ın durumu bize fantom uzuv konusunu anlatıyor.   Fantom Uzuvlardan Gelen Duyu Hareketlerinin Sebebi Nedir? 1.       Duyular uzuvlardaki kesilmiş sinirlerden geliyor. İlk araştırmacılar fantom uzuv duygusunun kesilen ve vücutta geriye kalan sinirlerden geldiğini savunuyorlardı. Ancak sinirler omuriliğe yakın bir yerden kesildiğinde fantom uzuv hissinin önlenmiş olması gerekirdi, fakat duyular devam ettiği için bu açıklama reddedildi. 2.       Duyular beyinde depolanan vücut imgesinden geliyor. Araştırmacılar artık fantom uzuv ağrılarının doğrudan beynin kendisinden geldiğini söyleyebilecek kadar veriye sahip. Ancak beynin bu ağrıyı nasıl ürettiği konusunda cevapsız kalıyorlar. Fantom uzuv duyusu ile ilgili en yeni ve en yaratıcı açıklama bu sorunu 40 yıldan beri inceleyen araştırmacı Ronald Melzack’dan geliyor. Bu teori kısaca hepimizin genetik olarak programlanmış bir duyu sistemine sahip olduğunu ve bu sistemin vücut parçalarımızın nerede olduğunu bilmemize sebep olduğunu söylüyor. Beyin, vücudumuzun bölümlerinden gelen duyuları birleştirerek bütün bir vücut imgesi oluşturuyor. Bu imgeye sahip olan beyin, vücudun herhangi bir yerinden gelen duyular üretebiliyor, hatta bu bir fantom uzuv olsa bile… Fantom uzuv fenomeni beynin zaman zaman gizemli bir şekilde işleyebildiğini göstermektedir. #fantom #fantomuzuv #nörobilim #nöroloji #psikoloji  ...

blog detayı  
© 2020 - Her hakkı saklıdır.
onlinedanismamerkezi.com