×
Anasayfa | Psikolog Başvurusu
Blog

Kişisel Sınırlar Neden Önemlidir ?

 23.07.2021

Çocukluğumuzdan beri, genellikle başkalarını rahat ettirmek için kendimizi eğip bükmemiz öğretilir. Bazen bu mesaj ima edilir. Bazen de doğrudandır. Örneğin “Büyükbabana sarılmak istemiyorsan umurumda değil, yapmamak kabalık!”Bu yüzden bazılarımızın yaşlandıkça uygun sınırlar koymayı zor bulmasına şaşmamalı. Bu kaçınma, nihayetinde kendimize zarar vermek anlamına gelse bile, başkalarını gücendirmek veya incitmek istemiyoruz. Küçük yaşlardan itibaren başkalarının duygularını kendi ihtiyaçlarımızın önüne koymamız öğretildi, öyle ki çoğumuz "Sınırlar nedir?" sorusunun cevabını bile bilmiyoruz.Kişisel sınırlar nelerdir?Kişisel sınırlar, basitçe, başkalarının yanında rahat etme düzeyimiz açısından kendimize çizdiğimiz çizgilerdir.Bu sınırlar şunlarla ilgili olabilir:Fiziksel temas (yeni tanıştığınız bir kişiye sarılırken rahat hissetmemek) Sözlü etkileşimler (bir arkadaşınızın veya aile üyesinin sizinle konuşmasını istememek)Kendi kişisel alanımız (siz yokken evinizde başkalarının olmamasını seçmek)Bu sınırlar tipik olarak birkaç özel kategoriye ayrılır:Duygusal (kendi duygusal sağlığımızı korumak)Fiziksel (fiziksel alanımızı korumak)Cinsel (cinsel olarak ihtiyaçlarımızı ve güvenliğimizi korumak)İşyeri (işimizi müdahale veya drama olmadan yapma yeteneğimizi korumak)Malzeme (kişisel eşyalarımızı korumak)Zaman (zamanımızın kullanımını ve kötüye kullanımını korumak)Sınırlar, aşağıdakiler de dahil olmak üzere çeşitli durumlarda da mevcut olabilir:İşteEvdeAileyi ziyaret ederkenArkadaşlarla dışarı çıktığındaGerçekten, ne zaman başkalarıyla ilişki kurmaktan bahsediyorsanız, muhtemelen bu durumu çevreleyen kişisel sınırlarınız vardır. Ve son olarak, var olmaları için kişisel sınırların iletilmesi gerekmez. Hepimizin kendi rahatsızlık çizgilerimiz var - başkalarına onlardan bahsetseniz de söylemeseniz de oradalar. Yine de, iletişim kurmazsak kişisel sınırların ihlal edilmesi daha olasıdır. İşte o zaman sorunlar çıkabilir.Hepimizin kendi kişisel çizgilerimiz, hayatta daha rahat hissedeceğimiz sınırlar ve ilişkilerimiz var. Mesele şu ki, herkesin sınırları aynı değildir ve çoğu insan başka birinin sınırlarının ne olabileceğini tahmin edemez.Sağlıklı Sınırlar Koymak Neden Önemlidir?Bu, özellikle duygusal zekası (EQ) düşük olan insanlar için geçerlidir. Ve çoğu zaman, kişisel sınırların kendilerine açıkça iletilmesinden en çok yararlanan kişilerdir.Sınırlarını belirleme her zaman kolay değildir. Herkes sınırlarınızı veya onları belirleme nedenlerinizi sevmeyebilir veya anlamayabilir. Ancak bu sınırları belirlemezseniz, kesinlikle bunlara uyulmasını bekleyemezsiniz.Sınırları belirlemek çoğu zaman cesaret ve güç gerektirir, ancak bunu yaptığınızda, çizgilerinizin belirlendiğini bilmek sizi rahat hissettirir. Ve bundan sonra biri sınırlarınızı ihlal etmeyi seçerse, kendinizle o kişi arasında daha fazla mesafe yaratma hakkınız olur.Kimsenin sınırlarınızı zorlamaya hakkı yok. (Ama aynı zamanda, sizin de - benzer şekilde - başka birinin sınırlarını aşmaya hakkınız olmadığını akılda tutmakta fayda var.) ...

blog detayı  

Sözlü İstismar Benlik Saygısını Nasıl Etkiler ?

 20.07.2021

Sözlü tacize maruz kalmanın birçok yan etkisinden biri, öz saygının azalması ve öz değerin düşük olmasıdır. En güçlü bireyler bile, birinin sözlü olarak ruhlarını düzenli olarak yaralamasının zarar verici sonuçlarına maruz kalabilir. Ne yazık ki, çocukluk ve yetişkinlik yıllarımda durum tam olarak böyleydi.Çocuklukta Sözlü İstismar ve Düşük Benlik SaygısıÇocukken, çevrenizdeki dünyayla ilgili rehberlik ve yardım için birine ihtiyaç duyarsınız. Birçok çocuğun etrafında onları seven, yeteneklerini teşvik eden ve hatalarından ders almalarına yardımcı olan insanlar vardır. Ne yazık ki benim hakaret, aşağılama ve hatta tehditlerle dolu günleri oldu.İstismarın benim sahip olduğum yan etkileri herkeste aynı olmayacaktır. Ben size özgüveni düşük her insanın sözlü olarak taciz edici bir durumu olduğunu söylemek için burada değilim. Ama benim hikâyem başka birine fayda sağlayabilir. Onlar kendilerine söylendiği gibi kötü insanlar değiller. Onlar önemli, değerli ve gerekli. Sözlü İstismar Benlik Saygısını Nasıl Etkiler? Çocuklar etkilenebilir varlıklardır ve ben de bir istisna değildim. Evde, okulda ve ders dışı etkinliklerde etrafımdaki her şeyi özümsedim. Ayrıca bana söylenen her şeyi özümsedim ve kalbime aldım. Okuldaki birkaç hakaretten ya da bir gün kızgın olan bir arkadaşımdan çok az sayıda örnek zihnimde yer etti. Ama neredeyse her gün sözlü tacizle karşı karşıya kaldığınızda, bana olduğu gibi, yavaş yavaş beyninize sızıyor, psişenize zarar veriyor ve kim olduğunuzu düşündüğünüzü değiştiriyor. Kelimeler özellikle çocuklar için son derece güçlüdür. Bu unsur, işi bir çocuğu sevmek ve çocuğu zarar görmekten korumak olan bir aile üyesinden geldiğinde ise çok daha önemlidir. Sizi dünyadaki herkesten daha çok sevmesi ve ilgilenmesi gereken insanların size her gün şöyle şeyler söylediği bir evde büyüdüğünü hayal edin: Neyin var? Aptal mısın? Düzgün davransaydın bu kadar kızmazdık. Neden erkek kardeşin/kız kardeşin gibi olamıyorsun? Neden güzel görünmeye çalışıyorsun? Fark etmez. Büyüdükten Sonra Neden Sözlü İstismar Acıtıyor?Ne yazık ki, çoğu durumda, bir çocuğun duyduğu sözlü taciz, onların iç diyalogları haline gelir. Kendi adıma, yeteneklerimden şüphe duyduğumda kafamda duyduğum bitmeyen döngüden kendimi yavaşça çekip çıkarmak yıllar süren bir terapi macerasıyla bitti. Bir hata yaptığımdan veya yapmamam gereken bir şey yaptığımdan korktuğum her an aklımda sürekli hakaretler, aşağılayıcı sözler duyuyorum.İyi olmadığını söyledikleri o küçük kız olmayalı on yıllar oldu ve yaptığım hiçbir şeyin önemi yoktu. Kendimden şüphe duyduğum zamanlarda sesler beni gagalamaya başladığında, dik durur ve kendi kendime bunların benim düşüncelerim olmadığını söylerim. Onlar beni umursamayan birinin düşünceleri. Beni umursamayan birinin düşüncelerinin beni rahatsız etmesine izin veremem, özellikle 30 yıl sonra. Sözlü İstismardan Sonra Benlik Saygısını Kurtarmak Yavaş bir iyileşme sürecidir ve bir gecede olmaz. Çok sayıda terapistle yüzlerce saat geçirdim ve yetişkinliğe taşıdığım tüm özgüven sorunlarının üstesinden gelmenin en iyi yolunu bulmaya çalıştım. İyi günler ve kötü günler var, ama yavaş yavaş, kötü günler giderek azalıyor.İlerleme, ne kadar küçük veya önemsiz düşünürseniz düşünün ilerlemedir. Bugün bir adım ileri iki adım geri gidiyor olsanız bile, yine de bir adım öne çıkmayı başardınız. Ve belki yarın daha iyi olacak. Kendinize, değerinizi anlayan, şu anda olduğunuz kişi olarak size değer veren insanlar olduğunu hatırlatın. ...

blog detayı  

PANDEMİ BİZİ NASIL DEĞİŞTİRDİ ?

 01.07.2021

Pandemi, zihinsel dünyalarımızı alt üst etti - fizikselden bahsetmiyorum bile. Önce bizi istifçi yaptı, sonra bize uymamız gereken yeni sosyal kurallar verdi.Kısa süre sonra, zihinsel sağlık sorunları ve garip rüyalar eşliğinde, ilişkilerimizin üzerindeki baskıyı hissederek evden çalışmaya başladık.Ve hala devam ediyor.Yavaş yavaş, duygularımızla bağlantıda kalarak, anlamlı aktiviteler yaparak, mümkün olduğunda doğaya erişerek ve gerekirse çevrimiçi yardım alarak başa çıkmayı öğrendik. Peki, COVID Bizi Nasıl Değiştirdi?İstifçilerİlk önce insanları istifçiye dönüştürdü: Bazıları yatağın altında para biriktirdi, diğerleri el dezenfektanı ve maskeler.Ama manşetleri gerçekten yakalayan tuvalet kâğıdı istifiydi.Ama neden tuvalet kâğıdı?Bazı psikologlar bunun kısmen hayvan yetiştirmeye bağlı olduğunu düşünüyor - başka bir deyişle, insanlar başkalarının onu biriktirdiğini gördü ve sonra birbirlerini kopyaladı.Sonuçta sosyal yaratıklarız ve özellikle stres altındayken kısmen kopyalayarak öğreniriz.Yeni sosyal kurallar öğrendikPandemi ile savaşmak için bir sürü yeni sosyal kural öğrenmemiz gerekti: ne zaman dışarı çıkmalı, evde kalma, maske takma, birbirimizi nasıl selamlama ve ne zaman ve nerede yürümeli, koşmalı ve seyahat etmeli.Psikologlar, kuralları kimin uyguladığını ve onları neyin etkilediğini araştırdı.Araştırmalar, arkadaşları ve aileleri uyguladığında insanların COVID kısıtlamalarına uyma olasılığının daha yüksek olduğunu buldu.Bulgular, sosyal etkinin insanların davranışları üzerindeki muazzam gücünün altını çiziyor.Endişeli ve depresifDoğal olarak pandemi çoğumuzu depresif ve endişeli yaptı. Bir çalışma, karantinalar ve sosyal mesafe nedeniyle her üç yetişkinden birinin endişeli ve depresif olduğunu buldu.Bazı araştırmalara göre, kadınlar, gençler ve yoksullar COVID'den en kötü psikolojik sıkıntıyı yaşıyor. Artan depresyon ve kaygı ile birlikte, insanlar daha yüksek oranda travma sonrası stres bozukluğu ve uykusuzluk yaşıyorlar.İlginç bir şekilde, yaşlılar genç insanlara kıyasla duygusal olarak daha iyi durumda.İlişki gerilimiSalgın, insanların ilişkilerine büyük bir yük getirdi. Okulların kapanmasıyla, ebeveynler birdenbire daha fazla çocuk bakımı sorumluluğu üstlenmek zorunda kaldılar.ABD'de yapılan bir araştırma, kadınların adil paylarından fazlasını yaptığını buldu. Çalışmanın ilk yazarı Dr. Kristen Shockley, bunun ilişkiler için kötü olduğunu açıkladı:“Eşi her şeyi yaptığında, şaşırtıcı olmayan bir şekilde, sonuçlar çift için kötü oluyor.Bu sadece karısı için değil, aynı zamanda iş performansı açısından da dahil olmak üzere koca için de kötü, ancak iş rolü muhtemelen değişmedi.Bir kişi her şeyi yaptığında, ilişkide çok fazla gerilim olur ve bu muhtemelen kocanın işe odaklanma becerisine de yansır.”Üzücü rüyalarSalgın sadece insanların günlerini değiştirmedi, aynı zamanda gecelerini de çarpıtarak rüyalarımıza bulaştı. ...

blog detayı  

PANİK ATAĞIN ÜSTESİNDEN GELMEK

 22.06.2021

Panik ataklar, toplumda işlev görme yeteneğinizi hemen bozan ani, güçlü endişe, panik veya korku duyguları ile karakterizedir. Bu saldırılar genellikle ezici hissettirir ve duygusal ve fiziksel semptomlarla sonuçlanabilir. Örneğin, panik ataklar nefes almada güçlük, aşırı terleme, titreme, göğüs ağrısı (bazen kalp krizi ile karıştırılır) ve kalp atış hızının artmasına sebep olabilir. Bazı insanlar ayrıca panik atak sırasında kendilerinden veya gerçeklikten geçici bir kopukluk hissi yaşarlar. Panik ataklar aniden ortaya çıkabilir ve çok korkutucu olabilir. Burada, özellikle bir atağın yakın olduğuna inanıyorsanız, panik atağı azaltmak için deneyebileceğiniz stratejilerin bir listesi bulunmaktadır.  Panik atak geçirdiğinizi kabul edinPanik atak yaşadığınızda, kalp krizi değil, panik atak geçirdiğinizi anlamanız ve kabul etmeniz gerekir. Kendinizle konuşmaya devam edin ve kendinize bu bölümün yalnızca geçici olduğunu ve iyi olacağınızı hatırlatın. Ölüyor olabileceğiniz korkunuza meydan okuyun. Uzmanlar “Bunu yaptığınızda, diğer tekniklere odaklanabilir ve genel belirtilerinizi azaltabilirsiniz” diyor. Gözlerini kapatBazen panik atak başlangıcına bir tür tetikleyici neden olabilir. Bu nedenle, çok yüksek sesli ve gösterişli uyaranların olduğu hızlı tempolu bir ortamdaysanız, panik atağınız körüklenebilir. Gözlerinizi kapatın ve etrafınızdaki uyaranları engellemeye çalışın. Bu, etkisini azaltmanıza ve nefesinize odaklanmanıza yardımcı olacaktır.  Unutma bu da geçecekAnksiyete atağı geçirdiğinizde, bu duyguların sadece anlık olduğunu ve size kalıcı bir fiziksel zarar vermeden muhtemelen geçeceğini hatırlamak önemlidir. Konuşmak, korkunuzu daha hızlı yenmenize yardımcı olabilir. Panik ataklar genellikle başlangıçtan sonraki ilk on dakika içinde en yüksek yoğunluğuna ulaşır. Bundan sonra semptomlar azalmaya başlar. Negatif düşüncelerinize meydan okuyunDüşüncelerinize çok dikkat edin ve mantıklı olup olmadıklarını görmek için onları yazın. Panik atak sırasında insanların çarpık düşüncelere sahip olması nadir değildir ve soğukkanlılığınızı yeniden kazanmak istiyorsanız bu olumsuz düşünce kalıplarına meydan okumak gerekir. Araştırmalar, otomatik olumsuz düşüncelerin doğrudan psikolojik kaygı ile ilişkili olduğunu göstermektedir. Bu, olumsuz düşüncelere kapıldığınızda, bunların panik, sinirlilik ve kaygı duygularını tetikleyebileceği anlamına gelir. Bu olumsuz düşünceleri nasıl tanımlayacağınızı bildiğinizde, onları daha gerçekçi ve olumlu düşüncelerle daha iyi değiştirebileceksiniz. Biraz lavanta kokusuLavanta, bazı insanların daha az endişeli hissetmesine yardımcı olan yatıştırıcı bir kokuya sahiptir. Bir eğitimci olan Sonya, "Bir panik atak geçmişim var, ama şimdi ne zaman hissetmeye başlasam, lavanta kokusu alıyorum ve bu beni otomatik olarak daha sakinleştiriyor" diyor.  Lavanta yağının stres ve kaygıyı hafifletmedeki olumlu etkisini vurgulayan çalışmalar da var. Birkaç araştırma, lavanta yağını burnunuzun altında tutmanızı ve nazikçe koklamanızı öneriyor. Alternatif olarak, bir mendil alıp lavanta yağına batırıp birkaç dakika koklayabilirsiniz.Daha Yavaş, Daha Derin Nefes Alma Egzersizi YapınPanik atak sırasında hızlı, ağır solunum yaşayabilirsiniz. Birçok insan anksiyete atakları sırasında nefeslerini gözden kaçırma eğilimindedir ve nefesleri düzensiz, hızlı ve sığ olabilir. Solunumunuz düzensiz olduğunda, beyninizin oksijen seviyelerini düşürebilir ve bu da daha fazla panik ve korkuyu tetikleyebilir. Ancak derin, yavaş nefesler alarak nefesinizin kontrolünü yeniden kazanabilirsiniz, bu da beyninize giden kan akışını artıracak ve sakinleşmenize yardımcı olacaktır. Araştırmalar, derin nefes almanın stres seviyelerini düşürme ve kalp atış hızınızı düşürmeyi içeren bir dizi faydası olduğunu gösteriyor. Derin nefes almanın en iyi tekniklerinden biri, diyaframınızdan nefes almak için bilinçli bir çaba göstermektir.  Profesyonel Yardım İsteyinYukarıdaki stratejileri denediyseniz ve hala endişe ve panik duygularından bunalmış hissediyorsanız, bir akıl sağlığı uzmanından yardım istemek en iyisi olabilir. Lisanslı bir terapist, endişenizin altında yatan nedenleri ortaya çıkarmanıza ve bunların üstesinden gelmenize yardımcı olabilir. Bir terapist size diğer sağlıklı, etkili başa çıkma mekanizmalarını da öğretebilir, böylece ortaya çıktıklarında panik duygularını yönetebilirsiniz. Kaygıya karşı mücadelenizde yalnız değilsiniz. ...

blog detayı  

SOSYAL ANKSİYETE BOZUKLUĞU

 19.06.2021

Sosyal anksiyete bozukluğu, utangaçlıktan daha fazlasıdır ve sekiz kişiden birini etkilediği düşünülmektedir. Sosyal anksiyete bozukluğunun klasik belirtisi, sosyal durumlarda güçlü bir utanç veya aşağılanma korkusudur, ancak bu utangaç hissetmekten çok daha fazlasıdır. Genel nüfusun yaklaşık %13'ünün sosyal anksiyete bozukluğuna sahip olduğu düşünülmektedir. Sosyal anksiyete bozukluğu yaşamak, daha az romantik ilişki, daha fazla işsizliğin yanı sıra daha düşük üretkenlik ile bağlantılıdır.Sosyal anksiyete bozukluğunun belirtileriİnsanların yaklaşık %50'si kendilerini utangaç olarak görür, ancak sosyal kaygı bundan daha fazlasıdır. Sosyal anksiyete bozukluğunun 8 kişiden 1'ini etkilediği düşünülmektedir. Bu durum genellikle insanların yaşamlarının önemli anlarında ortaya çıkar ve genellikle yaşam kalitelerinde önemli bir düşüşe yol açar.Sosyal anksiyete bozukluğunun yaygın belirtileri şunlardır:KızarmaAşırı terlemeKonuşma zorluğuMide bulantısıTitreme veya titremeHızlı kalp atış hızıBaş dönmesi veya sersemlikKendini sosyal bir durumda utandırmakDiğer insanlar stresli veya gergin olduğunuzu fark edecek düşüncesiSosyal anksiyete bozukluğu için en iyi tedaviSosyal anksiyete bozukluğu en sık antidepresanlar ile tedavi edilir ancak bunlar en etkili tedavi değildir. Yeni bir çalışma, bilişsel davranışçı terapinin (BDT) daha etkili olduğunu ve ilk tedavi bittikten sonra faydaların devam ettiğini bulmuştur.Sosyal kaygının nedenleriEndişeli kişilik . Bazı insanlar genetik olarak kaygıya yatkındır. Çocukluk deneyimleri . Çocukluk döneminde zorbalık, düşmanca ebeveynler veya diğer korkutucu deneyimler.  Kronik ağrı gibi uzun vadeli sağlık sorunları anksiyete ile bağlantılıdır. Uzun saatler çalışmak, finansal veya barınma sorunları ve stres gibi günlük alışkanlıklar kaygıya neden olabilir. Arkadaşların seni düşündüğünden daha çok seviyorSosyal anksiyete bozukluğu olan kişiler arkadaş edinmekte zorlanabilirler, ancak başkaları tarafından düşündüklerinden daha olumlu görülürler.  Sosyal anksiyete hastaları arkadaşlıklarının çok kaliteli olmadığını düşünürken, arkadaşları çok daha olumludur.İyilik yapmak yardımcı olabilirYakın tarihli bir araştırmaya göre iyilik yapmak, sosyal kaygısı olan kişilerin başkalarıyla daha kolay kaynaşmasına yardımcı olabilir. Araştırmanın sonunda, sosyal etkileşimlerde kendilerini daha rahat hissedenler, iyilik yapanlar oldu. Nezaket eylemleri, insanların reddedilme endişeleriyle başa çıkmalarına yardımcı oldu. Asla hayal ettiğiniz kadar kötü değilHerkes ne kadar endişeli hissettiğinizi tam olarak görebiliyormuş gibi gelebilir, ancak durum böyle değildir. Ciddi anksiyete bozukluğu olan kişiler, objektif testlere kıyasla semptomlarını sürekli olarak abartırlar. Son derece endişeli insanlar, araştırmalar gösteriyor ki:Düşündükleri kadar terlemezler, elleri sandığı kadar titremez ve nefes alışları onlara göründüğü kadar düzensiz değildir. ...

blog detayı  

Zeigarnik Etkisi Nedir?

 16.06.2021

Zeigarnik etkisi, insanların bitmemiş işleri tamamlanmış olanlardan daha iyi hatırladıklarına dair bir psikolojik bulgudur. Buna, Viyana'da bir restoranda otururken tuhaf bir şey fark eden Rus psikolog Bluma Zeigarnik'ten sonra Zeigarnik etkisi deniyor. Garsonlar sadece servis edilme sürecinde olan siparişleri hatırlıyor gibiydi. Tamamlandığında, siparişler hafızalarından silinmişti. Zeigarnik, neler olup bittiğine dair bir teoriyi test etmek için laboratuvara geri döndü. Katılımcılardan, bulmaca çözmek ve boncuk dizmek gibi, laboratuvarda yirmi kadar basit küçük görev yapmalarını istedi (Zeigarnik, 1927). Katılımcılar bazı görevlerin yarısında kesintiye uğratıldılar. Daha sonra onlara hangi aktiviteleri hatırladıklarını soruldu. Katılımcılar, kesintiye uğradıkları görevleri, tamamladıklarından yaklaşık iki kat daha fazla hatırlıyorlardı. Bunun ertelemekle ne ilgisi var? Bir ipucu daha vereyim… Neredeyse altmış yıl sonra Kenneth McGraw ve meslektaşları, Zeigarnik etkisinin başka bir testini gerçekleştirdi. Deneyde, katılımcılar gerçekten zor bir bulmaca çözmek zorunda kaldılar; ancak herhangi biri sorunu çözemeden araya girmeleri ve çalışmanın bittiğini söylemeleri dışında. Buna rağmen yaklaşık %90'ı yine de bulmaca üzerinde çalışmaya devam etti. Henüz anladın mı? Dizilerde Zeigarnik etkisini kullanılır. İşte başka bir ipucu: TV işinde, izleyicileri her hafta bir diziye bağlı tutmak için kullanılan en eski numaralardan biri uçurumdur. Kahraman bir dağdan düşmüş gibi görünüyor, ancak emin olamadan sahne kesiliyor. Ve sonra o vahim sözler: “DEVAM EDECEK…” Kelimenin tam anlamıyla bir uçurum. Ne olduğunu öğrenmek için gelecek haftayı beklemelisin, çünkü gizem aklının bir köşesinde işliyor. Başladım! O Yüzden Bitireceğim. Tüm bu örneklerin ortak noktası, insanların bir şeye başlamayı başardıklarında, onu bitirmeye daha meyilli olmalarıdır. Erteleme, başlamaktan kaçınmaya çalıştığımız büyük bir görevle karşı karşıya kaldığımızda en kötü şekilde belirir. Nasıl başlayacağımızı, hatta nereden başlayacağımızı bilemediğimiz için olabilir. Zeigarnik etkisinin öğrettiği şey, ertelemeyi yenmek için bir yerden, herhangi bir yerden başlamak olduğudur. En zor kısımla başlama, önce kolay olanı dene. Bir projenin herhangi bir bölümüyle yola koyulabiliyorsanız, geri kalanı takip etme eğiliminde olacaksınızdır. Ne kadar önemsiz olursa olsun, bir kez bir başlangıç yaptığınızda, sizi sona çeken bir şey vardır. Kayıp bir uçurum gibi aklınızın bir yerinde kıpırdayacak. Teknik basit olmasına rağmen, çoğu zaman unutuyoruz çünkü projelerimizin en zor kısımlarını düşünmeye kendimizi kaptırıyoruz. Önsezi duygusu, ertelemeye büyük katkıda bulunabilir. Zeigarnik etkisinin önemli bir istisnası vardır. Hedefimize ulaşmak için özellikle motive olmadığımızda veya başarılı olmayı beklemediğimizde bu pek işe yaramaz. Ancak hedefe değer verirsek ve bunun mümkün olduğunu düşünürsek, sadece ilk adımı atmak başarısızlıkla başarı arasındaki fark olabilir.online psikolog tavsiye, online psikolog ücretsiz, online psikolojik destek, ücretsiz online psikolog, online psikoterapi, online psikolojik danışmanlık, online terapi psikolog, online ücretsiz psikolog, sanal psikolog ücretsiz psikolojik destek, psikolog online terapi, online psikolojik danışmanlık ücretsiz, online psikiyatri ücretleri, online psikolog terapi, online psikolojik destek ücretsiz, psikolog online ücretsiz, internet üzerinden psikolog yardımı, online klinik psikolog, onlayn psikolog, online terapi siteleri, online psikoterapi ücretleri, online psikolog randevu, ücretsiz psikolog online, psikolog online randevu, online psikolog desteği, online psikolog hizmeti ...

blog detayı  

Makyavelist Kişilik Nedir?

 12.06.2021

Makyavelist KişilikÇoğu insan psikopatlar ve narsistler hakkında bilgi sahibi olsa da, Machiavellian'ı çok az kişi duymuştur.Makyavelyen insanların kişilikleri nahoş ve güvenilmez olma eğilimindedir, bu da onları gerektiğinde yalan söylemeye, aldatmaya ve ihanet etmeye yönlendirir.Psikopattan farklı olarak Makyavelist, itibarını oldukça önemser.Machiavellian kişilik tipi, adını bir 15. yüzyıl politikacısından almıştır. Machiavelli'ye göre, net bir gündemi olan bir hükümdar, 'dalkavukluk ve yalan gibi manipülatif kişilerarası stratejiler' dâhil olmak üzere her türlü etkili taktiğe açık olmalıdır. Makyavelizm, psikopati ve narsisizmden farklı olarak az bilinen bir kişilik özelliğidir.'Makyavelist' özelliklere sahip insanlar duygusuzdur ve düzenli olarak başkalarını aldatır ve manipüle eder.Makyavelist özelliklere sahip insanlar, aşağıdaki gibi ifadelere katılma eğilimindedir: 1.    "Burada ve orada köşeleri kesmeden ilerlemek zordur."2.    “Yararlı olmadıkça, bir şeyi yaptığınızın gerçek nedenini asla kimseye söylemeyin.”3.    "Bütün insanların kısır bir çizgiye sahip olduğunu ve onlara bir şans verildiğinde ortaya çıkacağını varsaymak en güvenlisidir."4.    "Önemli insanları pohpohlamak akıllıcadır."Makyavelcilik Adını 15. yüzyıldan kalma bir İtalyan diplomatından alan Makyavelist özelliklere sahip olanlar, gerektiğinde yalan ve dalkavukluk kullanarak başkalarına istediklerini yaptırmakta çok başarılılar.Sloganları olsaydı, "Sonuçlar araçları haklı çıkarır" olurdu. Başka bir deyişle, istediğinizi elde etmek için ne gerekiyorsa yapın.Diğer insanları neyin motive ettiğini anlarlar ve onlardan bunu elde etmek için soğuk bir bencillik sergilerler.Bunula birlikte, manipülasyonda o kadar iyidirler ki, genellikle kötü niyetlerini anlamayan başkaları tarafından çok sevilirler.  online psikolog tavsiye, online psikolog ücretsiz, online psikolojik destek, ücretsiz online psikolog, online psikoterapi, online psikolojik danışmanlık, online terapi psikolog, online ücretsiz psikolog, sanal psikolog ücretsiz psikolojik destek, psikolog online terapi, online psikolojik danışmanlık ücretsiz, online psikiyatri ücretleri, online psikolog terapi, online psikolojik destek ücretsiz, psikolog online ücretsiz, internet üzerinden psikolog yardımı, online klinik psikolog, onlayn psikolog, online terapi siteleri, online psikoterapi ücretleri, online psikolog randevu, ücretsiz psikolog online, psikolog online randevu, online psikolog desteği, online psikolog hizmeti ...

blog detayı  

Güvenli Çocuklar Nasıl Yetiştirilir-101

 09.06.2021

Artık güvenli bağlanan çocukların hayattan en iyi şekilde yararlanacaklarını ve tam potansiyellerine ulaşacaklarını bildiğimize göre, bunu bir ebeveyn olarak nasıl başarabileceğinizi anlamak önemlidir. Bağlanma stillerinin çocukların hayatlarındaki rolleriyle ilgili yazımıza buradan ulaşabilirsiniz. Aşağıdakiler, Indianapolis merkezli 'All Things to All People' adlı bir kuruluş tarafından oluşturulan ve çocukların ve ailelerin iletişimlerini geliştirmelerine ve istenmeyen davranışları azaltmalarına yardımcı olan 'Triple C' (Üç C) programına dayanmaktadır.   Güvenli Çocuk Yetiştirmenin 'Üç C'si 1. Consistency (Tutarlılık) Tutarlılık, çocukların bakıcılarının güvenilir ve tutarlı olduğunu hissetmeleri için önemlidir, bu da istikrar ve emniyet duygularına yol açar. Güvenli bir bağlanmanın güvene dayalı olması gerekir ve eğer tepkileri uygunsa çocuk bakıcıya güvenecektir. Çocuğunuz, onların yanında olduğunuzu bilmeli ve ihtiyaçlarını karşılamak için size güvenmelidir. Çocuğunuzun korkmuş, yalnız, üşümüş, susamış veya açsa size gelebileceğini ve ihtiyaçlarını ilk sıraya koyacağınızı bilmesini sağlayın. 2. Communication (İletişim) Çocuklar gelişirken iletişim çok önemlidir. Çocuğunuzu dinlemeli ve seçim yapmasına izin vermelisiniz, böylece özerklik kazanabilir, hatalarından ders alabilir ve neden bazı seçimlerden kaçınılması gerektiğini ve diğerlerinin onlar için daha olumlu olabileceğini anlayabilirler. Bir bakıcıdan gelen iyi iletişim, çocuğa saygı duyulduğunu ve bir çocuk olarak değil bir insan olarak davranıldığını, fikirlerinin de önemli olduğunu anlar. Bu onların benlik saygısını ve güvenini artırmaya yardımcı olur. 3. Consequence (Sonuç) Çocuklar asla olumsuz muamele görmeyeceklerini veya istismar edilmeyeceklerini hissetmelidirler. Çocuklar sert sonuçlardan korkarlarsa, istikrarsızlık yaşayacaklar ve bakıcılarından korkacaklardır. Bu tür bir korku sağlıksızdır ve daha önce anlatılan çocuklarda düzensiz bağlanma stiline yol açabilir. Bunun yerine, bakıcıların sağlıklı sınırlar koyması önemlidir, bu da çocukların yapabileceklerinin sınırlarının olduğunu anlamalarını sağlar.       online psikolog tavsiye, online psikolog ücretsiz, online psikolojik destek, ücretsiz online psikolog, online psikoterapi, online psikolojik danışmanlık, online terapi psikolog, online ücretsiz psikolog, sanal psikolog ücretsiz psikolojik destek, psikolog online terapi, online psikolojik danışmanlık ücretsiz, online psikiyatri ücretleri, online psikolog terapi, online psikolojik destek ücretsiz, psikolog online ücretsiz, internet üzerinden psikolog yardımı, online klinik psikolog, onlayn psikolog, online terapi siteleri, online psikoterapi ücretleri, online psikolog randevu, ücretsiz psikolog online, psikolog online randevu, online psikolog desteği, online psikolog hizmeti   ...

blog detayı  

Çocuklukta Bağlanma Stillerinin Rolü

 07.06.2021

Neredeyse tüm çocuklar bir bakıcıya bağlanır, ancak tüm çocuklar bakıcılarına olumlu bağlanmaz ve genel olarak olumlu bağlar geliştirmez. Bu büyük ölçüde bakıcıların bebeğe karşı duyarlılığına ve davranışlarına bağlıdır.Hayatın erken dönemlerinde kurulan güvenli bir bağ, uzun vadeli ruh sağlığını olumlu yönde etkiler. Bağlanma stilleri genellikle güvenli veya güvensiz olarak sınıflandırılır ve bir bireyin diğeriyle nasıl ilişki kurduğuna atıfta bulunur. Çocuklarda üç tür güvensiz bağlanma stili vardır.Buna karşılık yalnızca bir güvenli bağlanma stili vardır. Güvenli bağlanma stilini detaylandırmadan önce, ilk olarak üç güvensiz stile ve bunların çocukluktaki rolüne bakacağız. 1.    Kaygılı-Kararsız Bağlanma StiliKararsız/kaygılı bir tarza sahip çocuklar, endişeli ve yabancıların yanında tedirginlerdir, bakıcıları ayrıldığında sıkıntı yaşarlar, ancak döndüklerinde bakıcılarına ilgi göstermezler. Bu tür çocukların tekrar bir araya geldiklerinde anneleriyle etkileşime direndiklerini, hatta annelerine onları terk ettiği için saldırganlık gösterdikleri görülmüştür.Çocuklarda kaygılı/kararsız bağlanma stili bebeklerin %15'inden daha azının gösterdiği, çok yaygın bir bağlanma stili değildir.Bu bağlanma tarzı, çocuğun bakıcıya aşırı bağımlılığını yaratabilir. Çocuk yabancılardan sürekli şüphelenir. Bu, başkalarının onlara zarar vermemesini sağladığı için sezgisel bir koruyucu faktör görevi görecektir.Bu tarz, ileride çocuğu aşırı bağımlı bir yetişkine dönüştürür, ilişkiler sona erdiğinde endişelenen ve özellikle romantik ilişkilerde başkalarıyla yakınlaşma konusunda isteksiz davranan yapışkan bir çocuk yaratır. 2.    Kaçınan Bağlanma Stilinin RolüBakıcılar duygusal olarak müsait olmadığında, çocuklar kaçınan bir bağlanma stili geliştirebilirler. Bu çocukların annelerinden ayrıldıklarında ve yabancıyla annelerine benzer şekilde meşgul olduklarında sıkıntılı olmadıklarını tespit etmiştir. Anne geri döndüğünde, göz temasından kaçınma ve arkasını dönme gibi bazı kaçınma belirtileri gösterdiler.Çocuklar, ihtiyaçlarına karşı bakıcılarının hassasiyetlerini hissedemezlerse, fiziksel ve duygusal bağımsızlık geliştirebilirler. Kısa vadede, bu olumlu, koruyucu bir faktör olarak görülebilir. Ancak, duygularından ve duygusal ihtiyaçlarından koptukları için uzun vadede zarar verebilir.Bu tür bireyler yetişkin olduklarında duygularını partnerleriyle paylaşamadıkları için yakın ilişkilerde zorluk yaşayacaklardır. Bir ilişkinin sona ermesi onlara herhangi bir sıkıntı vermez. 3.    Düzensiz Bağlanma Stilinin RolüDüzensiz bağlanmaya sahip çocuklar – ve ebeveynleri – kafa karışıklığı ve korku göstererek birbirlerinin davranışlarını pekiştirdiler.Bir çocuk, tutarlı bir bakım almadığında veya bakıcısı tarafından kötü muamele gördüğünde, ihmal edildiğinde veya travmatize edildiğinde düzensiz bir bağlanma geliştirebilir. Bu, çocuğun ne bekleyeceğini bilmediği için korkulu ve çekingen olmasına neden olur. Davranışları düzensiz ve kafası karışıktır; saldırganlık veya duygusal sıkıntı ile tepki verebilirler ve kendilerini sakinleştiremezler.Garip bir şekilde, çocuğun aynı yetişkinden teselli ve güvence aradığı, ancak çabucak geri çekildiği görülür. Düzensiz kalıpları, tutarlı duygular veya davranışlar yaşamalarına izin vermez. Düzensiz bağlanma stili kesinlikle basit değildir çünkü travma, korku, güvensizlik ve sıklıkla istismardan türetilen bir bağlanma modelidir. Çocuk yakınlık aramasına rağmen kendini asla güvende hissedemez.  4.    Güvenli Bağlanma Stilinin RolüGüvenli bağlanma stili, çocuklarda en çok istenen bağlanma stilidir. Çocuklar güvenli bir bağlanma stiline sahip olduklarında, bakıcıları odadan ayrıldığında sıkıntı gösterirler, ancak bakıcıları geri döndüğünde hızla rahatlar ve kendilerini toparlarlar.Güvenli bağlanma stiline sahip çocuklar, bakıcıları tarafından korunduklarını ve onlara güvenebileceklerini hissederler. Güvenli bağlanma stiline sahip çocuklar, dünyayı keşfetmeye başlamak için bakıcılarını temel alarak daha fazlasını keşfedebilir ve oynayabilirler.Güvenli bağlanan çocuklar daha yüksek bir olgunluk düzeyi, artan empati ve daha az yıkıcı ve öfkeli davranışlar sergiler. Yetişkinliğe geçerken, bu çocukların uzun vadeli ilişkileri olur, daha az güven sorunu yaşar ve daha fazla özsaygıya sahip olurlar. online psikolog tavsiye, online psikolog ücretsiz, online psikolojik destek, ücretsiz online psikolog, online psikoterapi, online psikolojik danışmanlık, online terapi psikolog, online ücretsiz psikolog, sanal psikolog ücretsiz psikolojik destek, psikolog online terapi, online psikolojik danışmanlık ücretsiz, online psikiyatri ücretleri, online psikolog terapi, online psikolojik destek ücretsiz, psikolog online ücretsiz, internet üzerinden psikolog yardımı, online klinik psikolog, onlayn psikolog, online terapi siteleri, online psikoterapi ücretleri, online psikolog randevu, ücretsiz psikolog online, psikolog online randevu, online psikolog desteği, online psikolog hizmeti    ...

blog detayı  

Alçakgönüllülüğün Faydaları: Alçakgönüllü Olmanın Hayatınızı İyileştirecek 8 Faydası

 05.06.2021

Şair Tennyson bir keresinde alçakgönüllülüğün "en yüksek erdem, hepsinin anası" olduğunu söylemiştir. Yine de toplum, aşırı güveni, yetkiyi ve sürekli benliğe odaklanmayı kutlar. İnsanlar giderek daha rekabetçi, dikkat çekici, narsist, görünüşlerine takıntılı ve hak sahibi oluyorlar. Her şeye rağmen yeni bir araştırma, alçakgönüllülüğün faydalarının hayatımızı iyileştirmemize yardımcı olabileceği sekiz yolun altını çiziyor (Kesebir, 2014).   1. Alçakgönüllülük ruhu yatıştırır Alçakgönüllü insanlar, ölümlülükleri konusundaki kaygılarla daha iyi başa çıkabilirler. Alçakgönüllü insanlar ölüme karşı nefsi müdafaa kurmak yerine, ölüme ve onun nasıl yaşanması gerektiğine dair faydalı bir bakış açısı bulma eğilimindedir. Her şey seninle ilgili olmadığında, ilginç bir şekilde, ölümü düşünmek daha kolay hale gelir. 2. Liderlikte mükemmellik Alçakgönüllü liderler, tahmin edebileceğiniz gibi yalnızca daha çok sevilmekle kalmaz, aynı zamanda daha etkilidirler. Academy of Management Journal'da yayınlanan bir çalışmanın yazarı Bradley Owens şöyle açıkladı ( Owens ve diğerleri, 2011 ):   "Her seviyedeki liderler, hataları kabul etmeyi, takipçilerin güçlü yanlarını öne çıkarmayı ve öğretilebilirliği modellemeyi mütevazı liderliğin özü olarak görürler. Ve bu üç davranışı, hem kendilerinin hem de organizasyonun büyümesinin yanı sıra kendi güçlü belirleyicileri olarak görüyorlar.”  3. Daha yüksek öz kontrol Yüksek öz kontrole sahip olmak başarılı bir yaşamın anahtarıdır. Tuhaf bir şekilde, belki de araştırmalar, benlikle ilgili bir saplantının paradoksal olarak daha düşük öz kontrole yol açabileceğini bulmuştur. Alçakgönüllüler ise kendilerine daha az önem verdikleri için birçok durumda daha yüksek öz kontrol sergilerler. Belki de bu kısmen alçakgönüllü insanların sınırlarını bilme eğiliminde olmaları gerçeğinden kaynaklanmaktadır. 4. Daha iyi iş performansı Alçakgönüllüler sadece daha iyi yöneticiler değil, aynı zamanda daha iyi çalışandırlarda. Çalışanların amirleri üzerinde yapılan bir araştırma, dürüst ve alçakgönüllü olmanın insanların iş performansının iyi bir göstergesi olduğunu buldu. ( Megan ve diğerleri, 2011 ). 5. Mütevazı insanlar daha yüksek notlar alır Belki de daha iyi bir çalışan ve daha iyi bir yönetici olmanın kökleri, gelişim yıllarında yatmaktadır. 55 öğrenci üzerinde yapılan bir araştırma, daha alçakgönüllü olanların akademik olarak daha başarılı olduğunu bulmuştur ( Rowatt ve diğerleri, 2006 ). Bu nedenle alçakgönüllü olmak sizi okulda daha iyi yapabilir. 6. Alçakgönüllülük daha az önyargıya yol açar Alçakgönüllü olmanın özelliklerinden biri, düşük bir hak duygusuna sahip olmaktır. Alçakgönüllü insanlar borçlu olduklarını düşünmezler. Bu, daha az önyargılı bir dünya görüşüne yol açar, onları başkalarına karşı hoşgörülü olmaya ve kendi inançları hakkında daha az savunmacı olmaya teşvik eder. 7. Daha yararlı Mütevazı insanlar, ortalama olarak, kibirli veya bencil insanlardan daha faydalıdır. Tarafından yapılan bir çalışmada  LaBouff ve diğ. (2011) , daha alçakgönüllü olan katılımcıların yardım teklif etme olasılıklarının daha yüksek olduğunu ve ihtiyaç sahiplerine daha fazla zaman ayırdıklarını belirtmişlerdir. Şaşırtıcı olmayan bir şekilde, alçakgönüllü insanların da daha cömert olduğu bulunmuştur. 8. Alçakgönüllülük sosyal ilişkilerde avantaj sağlar Mütevazı insanlar, diğer insanları oldukları gibi kabul ettikleri için daha iyi ilişkilere sahip olabilirler. Tarafından yapılan bir çalışmada  Davis ve ark. (2012) bir grup insan, alçakgönüllülüğün ilişkileri onarmaya yardımcı olduğunu ve insanlar arasında daha güçlü bağlar kurduğunu buldu.   Alçakgönüllülük - ya da onun dediği gibi 'sessiz bir ego' - çeşitli şekillerde şaşırtıcı derecede güçlü olabilir.   online psikolog tavsiye, online psikolog ücretsiz, online psikolojik destek, ücretsiz online psikolog, online psikoterapi, online psikolojik danışmanlık, online terapi psikolog, online ücretsiz psikolog, sanal psikolog ücretsiz psikolojik destek, psikolog online terapi, online psikolojik danışmanlık ücretsiz, online psikiyatri ücretleri, online psikolog terapi, online psikolojik destek ücretsiz, psikolog online ücretsiz, internet üzerinden psikolog yardımı, online klinik psikolog, onlayn psikolog, online terapi siteleri, online psikoterapi ücretleri, online psikolog randevu, ücretsiz psikolog online, psikolog online randevu, online psikolog desteği, online psikolog hizmeti ...

blog detayı  

SINAV KAYGISI YAŞIYORSAN BU YAZIYI OKUMALISIN!

 03.06.2021

Şu anda neler hissettiğini biliyorum. Önündeki sınav için çok çabaladın ve sınav günü yaklaştıkça bu sen de bir gerginliğe sebep oluyor. Bu konuda sana önermek istediğim 3 şey var. Bahsedeceklerimi uyguladığında gerginliğin azalacak, motivasyonun artacak ve sınavında daha başarılı olabileceksin.  Bir insan uçurumun kenarındayken herhangi bir yerdeymiş gibi rahat davranamaz. Düşme korkusu, tedirginlik ve gerginlik yaratır. Sınav öncesinde gerginliğin sebebi de kesinlikle düşme korkusu gibi bir his. Başarısız olma ihtimalin verdiği korku. Eminim zihninde sınavla ilişkilendirilmiş çok farklı şeyler var ve bunlar da farkında olmasan bile senin gergin hissetmene sebep oluyor. Başarısız olduğunda çevrendeki insanların senin hakkında söyleyeceği negatif cümleler ya da aileni hayal kırıklığına uğratacak olman. Bu gibi şeylerin seni tedirgin etmesine izin vermeden önce şunu kesinlikle aklında bulundurmalısın. Sınav için gösterdiğin bütün çabalar ve tüm bu süreç senin kendi mutluluğunu sağlaman için varlar. Bütün bunları hedeflediğin okula yerleşerek gelecekte istediğin hayata sahip olabilmek için yapıyorsun. Başkalarını memnun etmek ya da birilerinin gözünde yükselmek için değil. Bu yüzden sınav konusunda kendini ve sınavı hayatındaki diğer insanlardan ve etkenlerden soyutlayarak bağımsız olarak düşünmelisin. Ailene karşı hissettiğin sorumluluktan ötürü gergin hissediyorsan da şunu aklında bulundur. Senin bir öğrenci olarak asıl sorumluluğun sınava elinden geldiği kadar iyi hazırlanmaktır. Bu yüzden istediğin sonucu alamama ihtimalinin sana kötü hissettirmesine izin verme. Daha mutlu olmak için çıktığın yolun seni mutsuz hale getirmesi sence de çok mantıksız değil mi? Şimdi bahsedeceğim şey sınavdaki başarını doğrudan etkileyecek. Bunu açıklamak için daha önce başıma gelen bir olayı anlatacağım.  Yıllar önce Fransızca öğrenirken konuşma seviyemi istediğim seviyeye ulaştırdıktan sonra İspanyolca öğrenmeye başladım. Bütün zamanımı İspanyolca’ya ayırdığım için uzun bir süre Fransızca çalışmayı ve pratik yapmayı bıraktım. Yaklaşık 6 ay geçtikten sonra bir gün Fransa'daki arkadaşlarımdan biri ile telefon görüşmesi yaptım. Görüşme sırasında oldukça gergindim. Çünkü uzun süredir pratik yapmadığım için konuşma yeteneğimi kaybettiğimi düşünüyordum. Tıpkı beklediğin gibi konuşurken düzgün cümleler kurma konusunda çok zorlandım. Bu telefon görüşmesinden sonraki günlerden birinde eşyalarımı düzeltirken eski Fransızca çalışma kâğıtlarıma rastladım. Aldığım çok fazla not vardı. Kâğıtları incelerken kendi kendime düşündüm. Daha önce ne kadar da çok çalışmış olduğumu hatırlayınca çok şaşırdım. Sonrasında aynı arkadaşımla başka bir görüşme yaptığımda bu sefer çok rahattım ve mucizevi bir şekilde sorunsuz ve akıcı olarak konuşabiliyorum. Bu durum beni çok şaşırttı. Daha sonra bunun üzerine düşündüğünde şunu fark ettim. Fransızca çalışma kâğıtlarımı gördüğümde daha önce çok fazla çalıştığımı fark etmiştim ve bu da akıcı şekilde konuşabilecek birikime sahip olduğuma beni ikna etti. Yapabileceğime inandığım için de ikinci konuşmada büyük bir rahatlıkla tüm potansiyelimi kullanabildim. Senin de sınavda göstereceğin başarının senin rahatlığına ve yapabileceğine olan inancına bağlı olduğunu düşünüyorum. Potansiyelini tam anlamıyla ortaya koyabilmek için öncelikle zihnindeki bariyerlerden kurtulman gerekir. Bunun için kendine belirli bir süre ayırıp bu süre zarfında daha önceki çalışmalarını ve harcadığın zamanı düşünerek yapabileceğine olan inancını artırabilirsin.  “İnanırsan yaparsın!” gibi herhangi bir karşılığı olmayan bir cümle kurmuyorum. Sana garantisini verebileceğim şey şu; eğer zihninde başarısız olman gerektiğine seni ikna eden şeyler varsa bunlar performansını tam anlamıyla kullanmana engeller. Bunlardan kurtulduğunda normalde olacağından çok daha iyi sonuçlar elde edebilirsin. Sınava girerken binlerce öğrencinin zihnindeki tek sorun bu: Kaygı. Sınava ne kadar çalıştın gibi ne kadar kaygılandığında önemli. Kaygını kontrol edecek yöntemler bulursan onlarca sınav konusuna çalışmış kadar öne geçebilirsin Bu da emin ol büyük bir fark yaratmanı sağlar. Şimdi otur ve çözdün testlere aldığın notlara göz gezdir. Sabahladığın geceleri hatırla, yaptığın fedakârlıkları hatırla. Bunların hepsi başarılı olman için yeterli.online psikolog tavsiye, online psikolog ücretsiz, online psikolojik destek, ücretsiz online psikolog, online psikoterapi, online psikolojik danışmanlık, online terapi psikolog, online ücretsiz psikolog, sanal psikolog ücretsiz psikolojik destek, psikolog online terapi, online psikolojik danışmanlık ücretsiz, online psikiyatri ücretleri, online psikolog terapi, online psikolojik destek ücretsiz, psikolog online ücretsiz, internet üzerinden psikolog yardımı, online klinik psikolog, onlayn psikolog, online terapi siteleri, online psikoterapi ücretleri, online psikolog randevu, ücretsiz psikolog online, psikolog online randevu, online psikolog desteği, online psikolog hizmeti, ...

blog detayı  

Depresyon Yaşayan Bir Bireyin Ağzından Tüm Detaylarıyla Kronik Depresyon

 29.05.2021

 Merhaba benim adım Emel ve ben bunalımdayım. Yakın zamana kadar annem ve babam bile bana inanmıyordu. Ergenlik dönemine girdiğimden beri kendimi daima biraz düzgün hissediyordum. Fakat bu son birkaç yıldır daha da büyük bir şeye dönüştü. Yakın zamana kadar ne olduğunu tam olarak anlayamamıştım. Çoğu zaman kendimi bitkin, perişan hissediyordum. Yataktan kalkmak bile çok zor geliyor, hiçbir şeyin anlamı yokmuş gibi hissediyordum. Notlarım ya da arkadaşlarım umurumda değildi. Sanki hiç kimse benimle ilgilenmiyordu ve hiçbir şey de benim ilgimi çekmiyordu. Akşamlarımı televizyon dizilerini seyredip ağlayarak geçiyordum. Çünkü dünya bana öyle kötü bir yer gibi görünüyordu ki bir noktadan sonra bunalımda olduğumun farkına vardım. Başlangıçta buna inanmak istememiştim. Ne de olsa günümüzde herkes bunalımda olduğunu söylüyordu ama gerçeklerden daha fazla kaçamadım. Aileme durumumu açıklamaya karar verdim. Beni anlayacaklarını veya en azından anlamaya çalışacaklarını düşünmüştüm. Ancak ne yazık ki durum öyle olmadı.  Babam sadece “Çocuklar bugünlerde çok hassas. Benim zamanım da kimse bunalıma girmezdi.” dedi. Annem de neredeyse hiç yardımcı olmamıştı. “Hepsi senin kafanda tatlım daha olumlu olman lazım.” dedi. Size dürüst bir şey söyleyeyim mi? Bu beni daha da çaresiz bir hale getirdi. Annem ve babamla bile konuşamadığımı anlamıştım. Arkadaşlarım vardı ama belli ki artık beni dinlemek istemiyorlardı. Onları suçlayamam, ne de olsa sürekli depresyonundan bahseden birini dinlemek gerçekten sinir bozucu. İnternette depresyonla ilgili bazı gruplara baktım ve insanlar bana gidip bir psikiyatristle görüşmemi tavsiye ettiler. Annemle babama defalarca sordum. Bunun benim için ne kadar önemli olduğunu anlattım ve nihayetinde istemeden de olsa kabul ettiler. Uzun süredir ilk defa kendimi umutlu hissediyordum. Annem ve babamla birlikte doktora gittik. Doktor yaşça büyük bir adamdı ve biraz da tuhaftı. Bana pek aldırmıyordu ve söylediklerimle pekte ilgilenmiyor gibi görünüyordu. Durumumu açıkladım. Psikiyatrist bana okulla ve stresle ilgili aynı soruları sorup durdu ve sonunda okul yüzünden yorulduğumu biraz dinlenmem gerektiğini söyledi. Şok olmuştum ama annem ve babam bu karardan dolayı mutlulardı. İkisi de kendimi iyi hissetmem için gerçekten uğraşıyorlardı. Okula birkaç gün gitmeyip biraz eğlenmeme İzin verdiler ama ben pek eğlenmek istemiyordum. Yatakta kalıp ağlamaktan başka bir şey yapmak istemiyordum. Okula geri döndükten sonra işler daha da kötüleşti. Öğretmenlerim ödevimi yapmadığım ve derse dikkatimi vermediğim için bana kızıyorlardı ama ben onlara cevap bile vermiyorum. Doğal olarak benimle ilgilenmeyi hepten bıraktılar. Aynı şeyi sınıf arkadaşlarımla da oldu. Bana hiç dikkat etmiyorlardı. Çünkü daima yalnız başıma oturuyor, pencereden dışarı bakıyor ya da kitap okuyordum. Bir yerden sonra annemle babamın haklı olduğuna inanmaya başladım. Sahip olduklarım için minnettar olmalıydım. O yüzden insanlarla konuşmaya başlamayı ve biraz daha fazla çalışmayı denedim ama bunu yapacak gücü kendimde bulamadım. Bir gün babam bana nankör ve şımarık olduğum için kızdı. “Bizimle konuşmak istemiyorsun, ders çalışmak istemiyorsun. Söylesene ne istiyorsun sen!” dedi. Ona öylece baktım. Ne diyeceğimi bilmiyordum. Hiçbir şey istemiyordum. Babam beni azarlamaya devam etti ve buna daha fazla dayanamadım. Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. Daha önce hiç böyle ağlamamıştım. Odamda hep sessizce ağlardım ama bu sefer adeta bir sinir krizi geçiriyordum. Gözyaşlarıyla birlikte bir sürü şey söyledim. “Ben değersizim, kendimi bir insan gibi hissetmiyorum, neyi nasıl yapmam gerektiğini bilmiyorum ve hiçbir zaman iyileşemeyeceğim!” Bunlar aklımdaki düşüncelerin küçük bir kısmıydı. Aklımdaki düşüncelerin çoğu bundan çok daha kötüydü. Annem ve babam çok şaşırdılar. Çünkü daha önce sessiz ve sakindim ve gerçek duygularımın ilk defa duyuyorlardı. Birkaç gün sonra annem odama geldi ve “Babanla konuştum biz sana inanıyoruz. Senin için ne yapabiliriz?” dedi. Uzun süredir ilk defa hayatımda iyi şeyler olacağını hissediyordum. Başka bir psikiyatristi deneyip deneyemeyeceğimizi sordum. Kabul ettiler. Yeni psikiyatrist bir öncekinden daha gençti ve bana karşı çok ilgiliydi. Bana bir sürü soru sordu ve cevaplarımla gerçekten ilgileniyordu. Psikiyatriste bütün bu zaman zarfında hissettiğim her şeyi anlattım ve nihayet beni dinleyecek birini bulmuş olduğum için kendimi çok özgür hissediyordum. Doktorum bir sürü test yaptı ve bana kronik depresyon teşhisi koydu. Annem ve babam durumuma önce inanmadılar. Ne kadar endişeli olduklarını görebiliyordum ama bir teşhise sahip olmak güzel bir histi. Kendimi tekrar normalmiş gibi hissediyordum ve tüm hissettiklerimin kendi kuruntularım olmadığını bilmek rahatlatıcıydı. Artık antidepresan kullanıyorum. Depresyonumun hemen geçmeyeceğini biliyorum ama kendimi biraz daha iyi hissediyorum. Hala kat etmem gereken çok yolum olduğuna da inanıyorum. Birçoğunuzun da kendisini aynı benim gibi yalnız ve bir sorunu varmış ama çözemiyorum gibi hissettiğini biliyorum. Sizin de durumunuz buysa mümkün olduğu kadar çabuk yardım almaya çalışın ve yalnız olmadığınızı da unutmayın.   ...

blog detayı  

Artık Asla Unutmayacaksınız!

 27.05.2021

BELLEK GÜÇLENDİRME (MİNEMONİK YÖNTEMLER)   Herkes bir şeyi unuttuğundan şikayet eder. Öğrenciler bildikleri bilgileri unuttuklarından, ancak sınava girdiklerinde hatırlayamadıklarından şikâyet ettiler. Bu tür bir unutmanın pek çok nedeni vardır: ilgili derslerin yıkıcı etkilerinden kaynaklanıyor olabilir; zayıf hafızadan veya yeni ve eski bilgiler arasında haritalanması gereken özümseme ve tekrarın kullanılamamasından kaynaklanıyor olabilir. Yetişkinler, 40 yıl sonra asla unutmadıkları şeyleri unutmaya başladıklarından şikâyet ederler. Sık sık kurslarının hafızanızı geliştirebileceklerini iddia ettiğini duyarsınız. Bunlar, derste öğretilen anımsatıcı tekniğin kullanımı, canlı bir bağlantı oluşturmak için kodlamanın not tekniği ve kurtarma için en iyi teknik yaratma tekniğidir. Belleği geliştirebilecek iki popüler minemonik yöntemini inceleyeceğiz: Yerleşim yöntemi ve Asma yöntemi.   Yerleşim Yöntemi   Eğer terim, kavram yada adlardan oluşan bir listeyi belli bir sırada hatırlamanız gerekiyorsa yerleşim yöntemi müessir bir yöntemdir. Yerleşim yöntemi halihazırda ezberlenmiş yerlerle ezberlenmesi ihtiyaç duyulan yeni maddeler içinde görsel çağrışımlar gerçekleştiren bir kodlama tekniğidir. James, Wundt ve Watson isimlerini ezberlemek için yerleşim yönteminin aşağıdaki 3 adımını kullanacağız.   1. Adım: Bazı yerlerin, örneğin evinizde bir şeyleri depolayabileceğiniz yerlerin görsel dizisini ezberleyin. Mutfağınızdaki lavabo, dolap, buzdolabı, fırın ve çekmece gibi kolay hatırlanabilir yerleri seçin.  2. Adım: Ezberleyeceğiniz her madde için çok canlı bir çağrışım oluşturun. Örneğin Wundt’un köprüde asılı kaldığını ve “Atlamak Wundt’la oluşur.” dediğini düşünün.  3. Adım: Canlı çağrışımları oluşturduktan sonra her bir psikoloğu zihninizde seçtiğiniz bir yere yerleştirin. Wundt lavaboya gidiyor, James dolaba, Watson ise buzdolabına. Bu psikologların isimlerini hatırlamak için mutfağınızda hayali olarak gezersiniz ve ezberlediğiniz yerlerdeki depolanan görüntüleri görürsünüz.   Asma Yöntemi   Uzun listeleri özellikle tam sırası ile ezberlemek için bir diğer kullanışlı minemonik aracı asma yöntemidir. Asma yöntemi rakam-kelime kafiyeleri ile ezberlenecek maddeler arasında çağrışım oluşturan bir kodlama tekniğidir. Kafiyeler hatırlanacak kelimeleri astığımız birer askı görevi görüyor. Yine üç psikoloğumuzun adını hatırlamak için bu sefer asma yönteminin iki adımını kullanalım. 1. Adım: Birer rakam ve kafiyeli bir kelimeden oluşan aşağıdaki askı listesini ezberleyin.  Bir göstermez kir  İki fazla kirli  Üç temizlemesi güç  Dört kireçle ört  Beş kokusu leş  2. Adım: Şimdi ezberlemek istediğiniz kelimelerden her birini askı kelimelerden bir tanesi ile eşleştirin. Örneğin, Wundt’un fazla kirli olduğunu James'in kireçle örtülü olduğunu Watson'un ise leş koktuğunu düşünün.  Bundan sonra bu eski psikologların isimlerini hatırlamak için her bir askıyı üstüne yerleştirdiğiniz psikolog ile beraber hatırlarsınız.   Belleğin güçlendirilmesi iyi kodlama yapmak için gayret sarf edilmesini, özümseyerek tekrarlamayı ve bu halde iyi çağrışımlar oluşturarak iyi geri getirme ipuçlarının oluşturulmasını ve böylece belleği güçlendirmeyi gerektiriyor. ...

blog detayı  

3 Bellek Türü

 25.05.2021

Duygusal Bellek   Kalabalık bir alışveriş merkezinde olduğunuzu hayal edin. Yüzlerce manzara, koku ve ses yolculuğunuzu bombalar. Bu seslerden biri, çok az paraya gitar çalan müzisyendir. Bu uyaranların çoğu duygusal hafızanıza ulaşabilir. Bu bir başlangıç ​​işlemidir ve birkaç saniye sürecektir. Örneğin, bir gitarın sesi kulaklarınıza ulaştıktan birkaç saniye sonra duygusal hafızada saklanacaktır. Bir sonraki işlem, duygusal hafızanızdaki gitar sesine ne olduğunu belirleyecektir. Bununla birlikte, gitarist performansıyla ilgileniyorsanız, ses bilgileri duygusal hafızanızdan kısa süreli hafızanıza aktarılacaktır.   Kısa süreli bellek   Gitaristin şarkısının belirli notalarıyla ilgilendiğiniz için, lütfen duygusal hafızanızdaki bu özel bilgiye dikkat edin. Dikkatinizi duygusal bellekte bulunan bilgilere çevirdiğinizde, bu bilgi otomatik olarak kısa süreli belleğe aktarılacaktır. Öğe), yalnızca kısa bir süre (2 ila 30 saniye) geciktirilebilen başka bir işlemi tanımlar. Sınırlı miktarda bilgiyi kısa süreli belleğe veya çalışma belleğine aktardıktan sonra, bilgiler maksimum 30 saniye süreyle saklanır. Melodi çalındığında, bu bilgiler kısa süreli hafızada daha uzun bir süre kalacaktır. Bununla birlikte, müzik uzun süreli bellek adı verilen kalıcı belleğe aktarılmazsa, hızla kaybolur.   Uzun Süreli Bellek   Eğer zihninizde melodiyi tekrarlamaya ya da gitaristin çaldığı şarkının neden size yakın geldiğini düşünmeye başlarsanız bu zihinsel faaliyetin müziği kısa süreli bellekten uzun süreli belleğe aktarma ihtimali çok yüksektir. Uzun süreli bellek neredeyse sonsuz miktarda bilginin uzun zamanlı olarak depolanması sürecini tanımlar. Örneğin, uzun süreli belleğinize yüzlerce şarkıyı, terimi, yüzü ve konuşmayı depolarsınız. Bunların hepsi potansiyel olarak geri getirilebilir bilgilerdir. Ancak kişisel deneyimlerimizden öğrendiğimiz ya da bildiğimizi bildiğimiz şeyleri her zaman geri getiremediğimizi biliyoruz. Uzun süreli bellekte depolanan bilgilerin neden unutulduğundan daha önceki yazılarımızda bahsetmiştik. Artık 3 bellek sürecini öğrendiğimize göre bunların birlikte nasıl çalıştığını açıklayacağız.    BELLEK SÜREÇLERİ   Yukarıda tanımladığımız 3 bellek türünün nasıl çalıştığını ve dikkati vermenin ya da vermemenin, neyin hatırlanıp neyin unutulduğunu nasıl belirlendiğini açıklayacağız.    Duygusal Bellek   Bir derse girdiğinizi düşünün. Duygusal belleğinize giren bütün bilgiler birkaç saniyeden daha kısa bir süre için orada kalır. Eğer duygusal bellekteki bilgiye dikkat etmezseniz bu bilgi unutulur. Eğer belli bilgilere, örneğin öğretmenin söylediklerine dikkat ederseniz bu bilgi kısa süreli belleğe aktarılır.   Kısa Süreli Bellek   Eğer kısa süreli bellekte bulunan bilgilere dikkat etmezseniz bu bilgiler kodlanmaz ve unutulur. Eğer bilgiyi tekrarlayarak, örneğin not tutarak dikkat ederseniz bilgi uzun süreli bellekte depolamak üzere kodlanır. Bu yüzden derste not tutmak faydalıdır.   Uzun Süreli Bellek   Uzun süreli bellekte depolamak üzere kodlanan bilgiler nispeten kalıcı bir şekilde orada kalır. Online psikoloğun anlattıklarını daha sonra uzun süreli bellekten geri getirip getiremediğimiz tamamen bilginin ne şekilde kodlandığına bağlıdır. Yani derste yetersiz not tutmak, yetersiz kodlamaya sebep olur ve sınav esnasında yetersiz geri getirme ile sonuçlanır. İyi kodlama ve iyi geri getirmenin sırrı yeni bilgilerin eski bilgiler ile bağdaştırılmasında yatıyor. Artık nasıl öğrendiğimizi ve öğrendiğimiz bilgileri nasıl daha kalıcı hale getirebileceğimizi biliyorsunuz. ...

blog detayı  

Kim Alkolik Olma Riski Taşır?

 23.05.2021

İlk bira fabrikası 3700 yılında Mısır'da kuruldu. Diğer bir deyişle alkol, insan yapımı en eski uyuşturucudur. Alkol dünya çapında yaygın olarak tüketilmektedir ve alkol kullanımı, hareketlerin zayıf koordinasyonu gibi sorunlara neden olabilir. Araştırmaya göre, Amerika Birleşik Devletleri'nde alkol kullanan 109 milyon kişiden yaklaşık 14 milyonu alkol bağımlılığı kurbanı oldu. Örneğin, bir kişinin alkolik olma olasılığını artıran faktörlerden biri ebeveynlerin ailesinden kaynaklanmaktadır, ancak bu risk faktörleri kişinin alkolik olma olasılığını artırmasına rağmen, bu risk faktörleri mutlaka bir kişinin alkolik olacağı anlamına gelmez.   Psikolojik risk faktörleri   Araştırmacı; alkolik ebeveynlerin çocuklarının (veya bunlardan birinin veya her ikisinin) psikolojik risk faktörleri olarak adlandırılan çeşitli anormal, anormal veya uyumsuz psikolojik ve duygusal özellikler geliştireceğini buldu. Bu psikolojik risk faktörlerine sahip çocuklar, büyüdüklerinde alkolik ebeveynlerinin davranışlarını taklit edecekler ve kişisel, sosyal veya işle ilgili baskılar altında içmeye başvurabilirler. Tüketimle ilgili psikolojik risk faktörlerinin yanı sıra genetik risk faktörleri de bulunmaktadır.   Genetik risk faktörleri   Psikolojik risk faktörlerinin yanı sıra miras alınmış olan ve alkolizm potansiyelini yükselten eğilim ve yatkınlıkları tanımlayan genetik risk faktörleri bulunuyor. Örneğin, tek yumurta ikizlerinden bir tanesinin alkolik olma durumunda diğerinin de alkolik olma ihtimalinin %39 olduğu görülmüştür. Buna karşılık çift yumurta ikizlerinin bir tanesinin alkolik olması durumunda diğerinin de alkolik olma ihtimalinin %16 olduğu görülmüştür. Araştırmacılar genetik araştırmalara dayanarak genetik faktörlerin bir kişilik alkolik olmasına %50-60 etki ettiğini söylüyorlar.   Genetik faktörlerin etki şekillerinden bir tanesi de kişiyi alkole karşı daha az duyarlı hale getirmesidir, yani kişinin aynı etkiyi hissetmek için daha fazla alkol alması gerekir ve daha fazla alkol almak alkolik olma yolunda bir risk faktörüdür. Araştırmacılar genlerin çeşitli nöro iletici sistemlerini etkileyerek kişinin duyarlılığını belirlediğini tespit ettiler. Online psikolog olarak Örneğin, düşük serotonin seviyesi miras alan maymunların tesir kontrolü düşüktür ve sarhoş olana kadar içme dürtüsü hissederler. Araştırmacılar kişiyi riske sokan alkolik genlerin çevre ile etkileşime girerek alkolizm riskini arttırdığına dikkat çekiyor. Ne alkolik anne babaların bütün çocukları ne de tek yumurta ikizlerinin her biri alkolik olmadığından genetik faktörlerin tek başına alkolizme yol açmadığını söyleyebiliriz. Araştırmacılar alkolizmin, genetik ve psikolojik faktörlerin etkileşiminden kaynaklandığına inanıyorlar.   Alkol ile ilgili problemler   Aşağıda ABD'de alkol kullanımının yol açtığı problemler sıralanmıştır:  -Üniversite kampüslerinde meydana gelen tecavüz vakalarının %90’ında fail, kurban ya da her ikisi birden alkol almış oluyor. -Cinayetlerin %68'i saldırganların ise %63'ün de alkol kullanımı söz konusu -Kocaların eşlerini dövdüğü olayların %63'ünde alkol söz konusu  -Üniversite öğrencilerinin %44'ü alkollü partilere katıldıklarını söylediler  -Üniversite öğrencilerinin %52'si sarhoş olmak için içki içiyor -İş kazalarının %11'inde alkol söz konusu  -İntiharların %8-21'inde alkol söz konusu  -Alkolizm kanser ve kalp rahatsızlıklarının ardından en büyük üçüncü sağlık sorunu -Alkol, Fetüs Alkol Sendromu yüzünden zeka geriliğinin en büyük sebebi Alkol tıbbi, sosyal, duygusal, yasal, işle ilgili ve kişisel sorunlarla bu kadar yakından ilgili olduğundan birçok kişi alkolü yasal ve yasadışı maddelerin en tehlikelisi olarak kabul ediyor.    psikolojik sorunlar, online danışman, online rehber, online psikolog   ...

blog detayı  

Müzik Neden Hala Çok Gürültülü?

 11.05.2021

İnsanların müzik dinlediklerini, sizin de sesi kısmalarını istediğinizi düşünün. Sesi kısmalarına rağmen size hala önceki kadar gürültü gelebilir. Bu fenomenin açıklanmasını algı konusu ile ilgili çalışmalar yapmış bir kişi olan E. H. Weber’in çalışmalarında bulabiliriz. Weber, gürültülü müzik gibi bir uyarıcının şiddetinin azalıp arttığını nasıl anladığımız üzerinde çalışmalar yapmıştır. Bu problemin çözümü; gürültülü müzik ve daha az gürültülü müzik gibi iki uyarıcının eşikleri arasındaki farkın hesaplanmasını gerektiriyor. Weber, bu problemi çözüme ulaştırmak için “yalnız fark edilebilir fark” kavramını geliştirdi. Ancak fark edilebilir fark, kişinin belirleme edebildiği uyarıcının şiddetindeki en ufak azalma ya da artmadır.    Örneğin ağırlıktaki yalnız fark edilebilir farkı ölçmek için Weber insanlardan farklı şiddetteki uyarıcıları karşılaştırmalarını ve bir fark belirleme ettikleri zaman belirtmelerini istedi. Çok düşük şiddetli uyarıcılar kullandığında, örnek olarak 300 gramlık bir ağırlıkla 350 gramlık bir ağırlığı karşılaştırmalarını istediğinde insanların farkı basitçe belirleme edebildiğini gördü yalnız yüksek şiddette uyarıcılar kullandığında, örnek olarak 20 kiloluk bir ağırlıkla 21 kiloluk bir ağırlığı karşılaştırmalarını istediğinde insanların farkı artık belirleme edemediğini gördü.   Yüksek ağırlık gibi yüksek şiddetteki uyarıcıların arasındaki farkın belirleme edilebilmesi için şiddetleri arasındaki farkın daha çok olması gerekiyordu.  Weber'in yalnız fark edilebilir farkların belirleme edilebilmesi için gerekenler konusu ile ilgili yaptığı gözlemler Weber Kanunu’nun temelini oluşturmuştur.  Weber Kanunu, uyarıcının şiddetindeki yalnız fark edilebilir farkın belirleme edilebilmesi için gerekli şiddet artışının ilk uyarıcının şiddetinin büyüklüğü ile orantılı olduğunu söylüyor.   Online psikolog, online danışman, online psikolojik danışman, e-danışman, psikolog, psikiyatr   Yani bir kişi müzik setinin sesini çok fazla açtığında sizin yalnız fark edilebilir farkı belirleme edebilmeniz için sesi çok fazla kısması gerekir.     ...

blog detayı  

Manken Hastalığı Nedir? Anoreksiya Nervoza

 08.05.2021

Selam arkadaşlar ismim Masal, sizinle başından geçen bir şeyi paylaşmak istiyorum. Benim hikâyem bir hastalığın beni bulması ile başlıyor. Anoreksiya Nervoza, bu  psikolojik hastalık halk dilinde manken hastalığı şeklinde de biliniyor.   Hastalar kendilerini hep kilolu görürler ve zayıflamak için neredeyse hiç yemek yemezler. Herkes çok zayıf olduklarını söyler ama onlar aynaya baktıklarında şişman birini görürler yani biraz algıları sorunludur.   Eğer tedavi edilmezse hayati tehlikelerle sonuçlanabilir. Ben noreksiyaya yakalandığında 18 yaşındaydım. Her şey bir arkadaşımın “Sen kilo mu aldın?” demesi ile başladı. İşte o zaman kilo vermeye karar verdim.    Aslında biraz daha derinlere inersek asıl neden, hekimlerin ifade ettiğine göre sadece 40 gün anne sütü içebilmiş olmamdı yani bebekken de doğru düzgün beslenememişim maalesef. O günlerde neredeyse 3 günde bir yemek yiyip sıklıkla kusuyordum. İlk başlarda hasta olduğumu fark etmemiştim. Benim için zayıflamak normal görünüyordu. Boyum 1.60cm  ve 50 kiloydum sonra 39 kiloya düşmüşbütün. Yine de hala kilolu gibi görünüyordum kendime.   Erkek arkadaşım fark etti durumu. Doktor teşhis koyduğunda çok üzülmüştüm. Böyle gidersem öleceğimi söylemişti ki haklıydı da artık yürüyemez hale gelmiştim. Sık sık bayılıyordum. Kilom 30’a düştüğünde beni zorla hastaneye yatırdılar.   Hastanede 2 ay geçirdim. Kapalı bir kutuda gibiydim ve hiç bir iyileşme belirtisi gösteremiyordum. Sonra bir gün en büyük destekçilerim olan ailemin ve erkek arkadaşımın ağladıklarını gördüm. Benim yüzümden üzülüyorlardı ve daha çok bunun devam etmesine izin veremezdim. İşte o gün iyileşmeye karar verdim.   Kendimi zorlayarak da olsa o hastaneden çıktım. Belki takıntım tamamıyla bitmemişti ancak iyileşmeye yetecek kadar azalmıştı, mesela dışarıdayken yemek yemiyordum. Kimsenin beni yemek yerken görmesini istemiyordum. Normal kiloma dönmem biraz zaman aldı ancak artık iyileşmenin benim elimde olduğunun farkındayım.   Ailemin, arkadaşlarımın ve sevgilimin desteği ile başardım. Şu an yeni bir ben olarak hayatıma devam ediyorum. Çoğunuz “Kendine bunu nasıl yaptın?” diyebilirsiniz.   Ve ben bunu çoğu insandan duydum ancak inanın bu hastalık yargılanacak kadar kolay bir hastalık değil.   Unutmayın hayat acımasız değil acımasız olan bizleriz. Kendinizi sevin ve saygı gösterin. O zaman hayat sizinle bütünleşecektir.   Online psikolog, online danışman, online psikolojik danışman, e-danışman, psikolog, psikiyatr ...

blog detayı  

"Cici" Köpek Nasıl "Kötü" Köpek Olur?

 03.05.2021

  Ayşe cumartesi günü öğleden sonra kızı Zeynep'i kaydırakları, salıncağı, ipleri hatta bir trambolini olan parka oynamaya götürdü. Zeynep tramboline doğru yürürken sahibinin yanısıra duran çok hoş kahverengi bir köpek gördü. Zeynep hayvanları çok sevdiği için köpeğe doğru koşmaya başladı. Köpeğin sahibi derin bir sohbete dalmıştı ve ufak kızın dobermana doğru koştuğunu fark etmedi. Zeynep yaklaştı ve köpeğin yumUşak siyah burnunu okşamak için ellerini uzattı. Zeynep'in ellerinin hareketi köpeği ürküttü ve refleks olarak hırlayıp burnuna uzanan eli ısırdı. Köpek iki parmağını ısırdığında Zeynep kanamaya başlayan elindeki acıyı hissetti. Ayşe koşarak gelirken köpeğin sahibi ne olduğunu görmek için döndü ve köpeği hemen geri çekti. Ayşe, Zeynep'i kucağına alıp sakinleştirdi ve parmaklarında ki ufak kesiklere baktı. Zeynep bir kanayan parmaklarına baktı bir de büyük çirkin kahverengi köpeğe baktı ve ağlamaklı bir sesle şunları söyledi: “Bu köpekten nefret ediyorum. Kötü köpek.” Kızının reaksiyonunu gören Ayşe, Zeynep'e doğum gününde yavru bir köpek hediye etme fikrinin artık o kadar iyi bir fikir olmadığını düşünmeye başladı.   Bugüne kadar “saf” bir duyu yaşamış olmanız neredeyse imkânsız, zira beynimiz duyuları kendiliğinden ve anında algılara çevirir. Düşündüğümüzün aksine algılar çevrenizdeki olayları, insanları, durumları ve nesneleri birebir yansıtmaz. Algılar daha fazla birer yorumdur yani algılarımız şahsi deneyim, hatıra, duygu ve motivasyonlarımız tarafından değiştirilir ya da çarpıtılır. Örneğin, biraz önce ufak Zeynep'in köpekleri algılama biçiminin ısırıldıktan sonra iyiden kötüye nasıl değiştiğini anlattık. Zeynep yeniden köpek gördüğü zaman yalnızca kulakları, kuyruğu ve burnu olan dört bacaklı bir canlı görmeyecek; dört bacaklı kötü bir canlı görecek. Şimdi aşama aşama duyguların nasıl algıya dönüştüğünü anlatmaya çalışacağız.   Duyuların Algıya Dönüştürülmesi       Uyarıcı Duyularımız hemen algıya dönüştüğü için bunun öncesinde gerçekleşen adımların farkında değiliz. Birinci adım bir uyarıcı ile yani çevremizdeki ışık dalgaları, ses dalgaları, mekanik baskı ya da kimyasallar gibi enerjilerin değişimi ile başlar. Uyarıcılar gözlerimiz, kulaklarımız, burnumuz ya da ağzımızda bulunan duyu reseptörlerini harekete geçirir. Zeynep'in halinde bu uyarıcı büyük kahverengi bir köpeğin gövdesinden yansıyan ışık dalgalarıdır.     Beyin: Birincil Alanlar   Duyu organlarından gelen akımlar ilk önce beyinde bulunan farklı birincil alanlara gider. Örneğin kulaktan gelen akımlar temporal loba gider, dokunma duyusundan gelen akımlar parietal loba ve gözden gelen akımlar oksipital loba gider. Akımlar oksipital lobta bulunan birincil alanlara ulaştığı zaman önce duyulara dönüştürülür.     Beyin: Çağrışım Alanları    Her bir duyu kendi akımlarını beyindeki farklı birincil alanlara gönderir. Akımlar burada biçim, renk ve doku gibi anlamsız duyu parçacıklarına dönüştürülür. “Duyu” akımları beyindeki ilgili çağrışım alanına gönderilir. Çağrışım alanı anlamsız parçacıkları algı denilen anlamlı görüntülere, örnek olarak bir köpeğe çevirir.   Online psikolog, online danışman, online psikolojik danışman, e-danışman, psikolog, psikiyatr     Kişiselleştirilmiş Algılar   Her birimizin, beynin farklı bölümleri tarafından kendiliğinden algılarımıza eklenen şahsi deneyimleri duyguları ve hatıraları var. Sonuç olarak algılarımız; gerçek dünyanın değiştirilmiş, çarpıtılmış hatta bozulmuş birer yansımasıdır. Örneğin Zeynep’in beynindeki resim alanlar kendiliğinden binlerce duyuyu anlamlı bir desene, bu örneğimizde bir köpeğe çeviriyor yalnız Zeynep yalnızca sıradan bir köpek görmüyor zira beynindeki diğer alanlar ısırılma anı hakkında duygusal tecrübelerini de bu algıya ekliyor. Bu yüzden Zeynep bu kahverengi, dört bacaklı yaratığı kötü köpek olarak algılıyor. Bu nedenle iki farklı insan aynı köpeğe bakarken onu farklı biçimde, örnek olarak sevimli bir köpek, kötü köpek, korkan köpek ve dost canlısı köpek olarak algılayabilir yani algılarımız gerçek dünyadaki nesnelerin, hayvanların, insanların ve olayların gerçek birer yansımasından çok şahsileştirilmiş yorumlarıdır.          ...

blog detayı  

Bende GALİBA Anksiyete Bozukluğu Var!

 10.04.2021

Nedir bu anksiyete? Peki bu ne tür bir korku? Bu cümleyi defalarca duymuşsunuzdur, şu anda ülkemizde yaygındır. Ancak pandemi dönemiyle birlikte artan bir rahatsızlık olduğuna inanılıyor. Pandemi Öncesi Çalışmalarda "Anksiyete Bozukluğu"; Türkiye de bu Saptanmıştır yüzde 6 ile 5 arasında bir rahatsızlıktır. Ancak halkın bu kısmını keşfettiği sadece psikologları ve psikiyatrları destekliyordu; Ülkemizde profesyonel yardım alan kişi sayısına bakarsak, reel oranın çok daha yüksek olabileceğini görebiliriz. Online Psikolog, Hemen korkunun ne anlama geldiğiyle başlayalım. Korku kelimesi İngilizce "korku" dan gelir. Türkçe, "korku". Korku, stres, endişe ve korkuyla ilgili her şeyi adlandırabiliriz.Örneğin; Bir kaza geçirirseniz, sahnede performans sergilerseniz, sınavdan önce veya toplum içinde okula giderseniz veya işte çalışırsanız, vücutta huzursuzluk hissi, kaygı ve huzursuzluk kaygı belirtileridir. Bu durum bir rahatsızlığa dönüşmüştür ve anksiyete bozukluğu olarak bilinir. Başa çıkma ve başa çıkma aşamalarındaki sorunla ilgili geçici endişeleriniz olabilir. Ancak bu endişe ve korku kendini defalarca tekrarladığında ve tüm normal rutininizi etkilediğinde, oradaki durumumuzu sorgulamaya yardımcı olur. "Asla başaramayacağım!", "Maalesef yine kötü not alacağım", "Şimdiye kadar ne yaptım?", "Bu benim kötü şansım" gibi olumsuz cümleler içindeyken ... motivasyon, korku küçük korkularla ve zamanla beynimizin bu durumla baş edemediği bir zamanda geliştireceği bilişsel yaptırımlarla başlar; Dolayısıyla iş ve sosyal hayatımızı tamamen değiştiren patolojik bir bozukluğa neden olur. Çevresel faktörler de ruh halinizi ve düşüncelerinizi etkileyebilir, ancak unutmayalım. Bu hayat her bireye aittir ve birey kendi gerçeği ışığında hayatını iyileştirebilir. Anksiyete bozukluğunun birçok alt başlığı vardır.Agorafobi Genelleştirilmiş Anksiyete Bozukluğu (YAB) Travma Sonrası Stres Bozukluğu Panik Bozukluğu (TSSB) Seçici Mutizm (Dil Eksikliği) Ayrılma Anksiyetesi Bozukluğu Bazı Fobiler Agofobi: Sıkışık Alan Korkusu Yaygın Anksiyete Bozukluğu Aslında ülkemizde en yaygın olanı; Günlük hayatta korku ve korkuyu etkileyen bozukluğa verilen isimdir. Panik Bozukluk: Fiziksel saldırı sırasında stres yönetiminde ortaya çıkan tepkilerdir. Panik atak olarak da adlandırılabilir. Online Psikolog Travma Sonrası Stres Bozukluğu: İstisnai bir durumdan sonra hayata uyum sağlayamama ve stresle başa çıkma, günlük yaşamda yaygın görülen patolojik problemlerdir. Seçici Mutizm - Genellikle zorbalığa uğrayan ve duruma bağlı olarak konuşamayan çocuklarda bulunur. Ayrılık anksiyetesi: 18 aylıktan itibaren anne ve bebeğe bağımlılık, bebeğin anneye bağımlılığı; Bebeğin annesinden ayrılamaması ve ayrıldığı andan itibaren neden olduğu bir stres bozukluğudur.Evet, tüm bunlardan bahsetmiştim. Anksiyete bozukluklarıyla nasıl başa çıkmalıyız, bildiğimiz halde bu durumla nasıl başa çıkmalıyız? Bu durumla başa çıkamamak, sağlıksız bir beyne, sağlıksız bir hayata ve ardından başarı ölçeğindeki düşüşten memnun olmayan bir kişiye sahip olmak demektir. Durum ne olursa olsun, profesyonel yardım almanız gerektiğinden şüpheleniyorsanız, sorunun temeline inin ve ardından harekete geçin. İşte başa çıkma yöntemlerinden bazıları: Yapmanız gereken ilk şeyin kendinize güvenmek ve inanmak olduğunu bilin. Yaşadığınız durum için en kötü olasılık nedir? Devam ettiğinizi hayal edin! Bu korkunun önemini bir düşünün. Sizi meşgul eden ve beyninizi farklı aktivitelerle dolduran aktiviteler bulun.Hobiler edinin. Çeşitli sporlarla stresi atabilirsiniz. Sanatsal faaliyetlere katılın online terapi. Durumu idare edebileceğiniz konusunda kesin bir karar verin. Özgüven. Umutsuzluğa kapılmayın ve geçmişte karşılaştığınız korkuları düşünmeyin. Endişenizi güvendiğiniz biriyle paylaştığınızdan ve bunun yerine olumlu yapıcı dualar kullandığınızdan emin olun.online psikolog tavsiye, online psikolog ücretsiz, online psikolojik destek, ücretsiz online psikolog, online psikoterapi, online psikolojik danışmanlık, online terapi psikolog, online ücretsiz psikolog, sanal psikolog ücretsiz psikolojik destek, psikolog online terapi, online psikolojik danışmanlık ücretsiz, online psikiyatri ücretleri, online psikolog terapi, online psikolojik destek ücretsiz, psikolog online ücretsiz, internet üzerinden psikolog yardımı, online klinik psikolog, onlayn psikolog, online terapi siteleri, online psikoterapi ücretleri, online psikolog randevu, ücretsiz psikolog online, psikolog online randevu, online psikolog desteği, online psikolog hizmeti, ...

blog detayı  

Tek Bir Günde Tamamen Değişilebilir Mi? Kuantum Değişimi Nedir?

 07.02.2021

Büyük Değişiklikleri Tetikleyen Nedir?   Araştırmacılar bazen bilinen şeylerle çelişkiye düşüyormuş gibi görünen sıra dışı davranışları inceler. Örneğin bir davranışını değiştirmeye çalışan birisi bunun oldukça zor bir şey olduğunu görmüştür çünkü ayırıcı özellikler nispeten sabit ve süreklidir. Bu sebeple bir dakika, bir kaç saat veya tek bir gün içinde kişiliklerini tamamen değiştirdiklerini söyleyen insanlara inanmak zordur. Araştırmacılar bu ani kişilik değişimlerine kuantum kişilik değişimi adını veriyor. Kuantum kişilik değişimi, insanın kişiliğinde, inanışlarında veya değerlerinde birkaç dakika, saat veya gün içinde çok aşırı ve dramatik bir değişimin gerçekleşmesini tanımlar. Örneğin Anonim Alkolikler kurucularından biri olan Wilson'un yaşadığı kuantum değişimini aktaralım. Alkolik Wilson ümitsiz haldeyken ve depresyondayken birden odasının parlak bir ışıkla aydınlandığını gördü. Kendisini bir dağın tepesinde görüyordu ve ruhani rüzgarların içinden esip geçtiğini hissediyordu. Sonra birdenbire çok basit ancak güçlü bir duyguya kapıldı. O özgür bir adamdı. Bu dramatik deneyim Wilson'un kişiliğini 180° değiştirdi ve ümitsiz bir alkolikken kendini başka alkoliklere yardım etmeye adamış ayık bir adam oldu. Kişilikte meydana gelen ani ve büyük değişimler ile ilgili bildirimler iki tane köklü bulguya meydan okuyor. Birincisi, ayırıcı özellikler yavaş yavaş değişebilen ama nadiren ani değişimlere uğrayan sabit ve kalıcı eğilimlidir; ikincisi, insanlar kişiliklerini değiştirmek istese bile bu bir gecede olan bir şey değildir ve uzun zaman alır. Peki öyleyse kuantum kişilik değişimi, üstelik çoğu zaman tek bir günde nasıl meydana gelebiliyor? Araştırmacılar bu soruyu cevaplandırabilmek için önce kuantum değişimlerini incelemek üzere bir yöntem geliştirmek zorundaydı.   Yöntem   Araştırmacılar yerel bir gazetede ki bir haber sayesinde kuantum kişilik değişimi yaşayan insanlara ulaştı. Araştırmacılar nispeten kısa bir süre içinde temel değerleri, duyguları tavırları, veya davranışlarında değişim yaşayan insanlar için bir ilan verdi. İlana cevap veren 89 kişiden 55'i kabul edilebilir bulundu. Bu 55 denek bir dizi kişilik testine ve yapılandırılmış görüşmeye tabi tutuldu. Yapılandırılmış görüşme, herkesten aynı bilginin alınması amacı ile bütün deneklere aynı sınırlı ve odaklanmış soruların sorulmasıdır. Yapılandırılmış görüşmeler esnasında bütün deneklere görünüşte kişiliklerini tamamen değiştiren sıradışı deneyim hakkında “ne, nerede ve ne zaman” ile ilgili aynı ayrıntılı sorular soruldu. Yapılandırılmış görüşmeler çoğu zaman gözlemlenemeyen bilişsel ve duygusal süreçler olan öznel düşünceler duygular ve deneyimler hakkında bilgi elde etmek için kişinin kendi beyanlarından faydalanır.   Bulgular   Araştırmacılar deneklerin (31 kadın ve 24 erkek) kişilik testlerinin normal kapsamı içinde performans gösterdiklerinden, garip sorunlarla karşılaşmadıklarından ve genel olarak çarpıcı ve sıradışı şeyler yaşamadıklarından emin olmak için çeşitli kişilik testleri uyguladı. Kişilik testleri ve görüşmelerin sunduğu bulgulara dayanarak deneklerin tamamının bir zamanlar sıra dışı deneyimler yaşamış olan normal sıradan bireyler olduğu tespit edildi.  Araştırmada elde edilen bulguların bazıları: ·         Deneklerin çoğunluğu (%58) kuantum deneyiminin üstünden uzun zaman geçmiş olmasına rağmen (ortalama 11 yıl) gerçekleştiği tarihi ve saati tam olarak söyleyebiliyordu. ·         Deneklerin çoğunluğu (%78) kuantum deneyiminin aniden başladığını ve onları şaşırttığını söyledi. Bazılarında bu deneyim sadece birkaç dakika sürdü (%13), çoğu ise 24 saat içinde geçmişti (%64). Yaşanan deneyim yoğun bir duygu tarafından çarpılmayı, kendini tamamen adamayı, sesler duymayı ve Tanrı’nın sesini duymayı içeriyor. ·         Çoğunluk (%96) kuantum deneyiminin hayatlarını iyileştirdiğini söyledi ve çoğunluk (%80) değişikliği kalıcı olduğunu söyledi. ·         Çoğunluk (%87) kuantum deneyimi esnasında kendilerine önemli bir sırrını açıklandığını söyledi; %78'i zihinsel bir yükten kurtulduklarını söyledi ve %60’ı tamamen sevildiklerini hissettiklerini söyledi. Bu 55 bireyin hepsi tek bir gün ya da daha kısa bir süre içerisinde 180 derecelik bir değişim yaşadıklarını söyledi. Büyük çoğunluk için kuantum deneyimi kötü geçen bir sürenin sonucunda ortaya çıktı veya bu süre tarafından tetiklendi. Denekler kuantum değişiminin ardından hayatlarının iyileştiğini bildiriyor.   Sonuçlar   Araştırmacılar deneklerin bildirdiği kuantum değişikliklerinin genel olarak gözlemlenenlerden çok daha büyük olduğu, normalde bildirildiğinden daha kısa bir süre içerisinde gerçekleştiği ve yıllar boyunca sürdü sonucuna varıyor. Deneklerin çoğunluğu için bu değişim artan anlam, mutluluk ve tatmini temsil ediyordu; bazıları da kendilerini Tanrı’ya yakın hissettiğini bildirdi. Bu araştırma, kişilikte kuantum değişikliklerinin gerçekleştiğini ve bunun kişinin uzun süreden beri var olan kişisel problemlerini çözmenin bir yolu olabileceğini öne sürüyor.    ...

blog detayı  

Para Ne Kadar Mutluluğu Satın Alabilir?

 07.02.2021

Araştırmacılar piyangodan büyük paralar kazanan kişilerle kazanmalarından 1-12 ay sonra görüştüklerin de çoğu kişi maddi güvenlik, yeni mallar, daha fazla boş zaman ve erken emeklilik gibi olumlu değişimlerden bahsetti. Ancak mutluluklarını derecelendirmeleri istendiğinde piyango kazanan kişilerin öncesine göre daha mutlu olmadığı görüldü. Piyango kazanmanın getirdiği mutluluğun neden sürmediği uyum düzeyi teorisi ile açıklanabilir. Uyum düzeyi teorisi, büyük şanslar elde etmeye (para, iş, araba, diploma) çok çabuk alıştığımızı büyük şansları çok kısa bir süre içerisinde kanıksadığınızı sonuç olarak iyi şansın ilk başta yarattığı etkinin zamanla azaldığını ve uzun süreli mutluluğumuzun üzerindeki etkisini kaybettiğini söylüyor. Oyun düzeyi teorisine göre iyi bir şans yaşamanın anlık duygusal çıkışı (örneğin üniversiteden mezun olmak, evlenmek, yeni bir araba almak, çok arzulanan bir işe girmek ve piyango kazanmak) zamanla azalır ve uzun süreli mutluluğumuza gittikçe daha az katkıda bulunur. Bir kadın piyango kazandıktan 3 hafta sonra oğlunu dünyaya getirdi. Bu kadın “Piyango kazanmak çok heyecan verici bir şeydi ama asla oğlum ile karşılaştırılamaz onun insanlara önem veren ve çalışmanın değerini bilen birisi olarak yetiştirmek istiyorum.” diyor.  Uzun süreli mutluluk  Araştırmacılar mutluluğun sabit bir durum olmadığını daha fazla para, araba, kıyafet ve terfiden kaynaklanmadığını bu tür başarıların uyum düzeyi teorisinin öngördüğü gibi zamanla duygusal etkilerini kaybettiğini söylüyor. Aksine mutluluk basit günlük olayların, insanların ve durumların keyfini çıkarmak için gösterilen çaba İle bağlantılı olan sürekli bir süreçtir. Mutluluk günlük küçük sevinçler, kişisel hedeflerin izlenmesi, bir anlamlılık anlayışının geliştirilmesi, yakın ilişkilerin yaşanması ve insanın kendisini başkalarının yaptıkları ile değil kendi yaptıkları ile ölçmesinden oluşur. Bu bulgular piyango kazanan kadının piyangoyu kazandığında sevindiğini ancak bunun çocuğunun yaşattığı mutluluk ile kıyaslanamayacağını söylemesini açıklıyor.  ...

blog detayı  

IQ’nun Yaratıcılıkla İlgisi Var Mı?

 07.02.2021

IQ’nun Yaratıcılıkla İlgisi Var Mı?   Michelangelo, Sigmund Freud ve Albert Einstein gibi kişilerin durumunda yaratıcılığın deha ile bağlantısı var gibi görünüyor ancak alim çocuklardan da görüleceği üzere yaratıcılığın zeka ile bir ilgisi yoktur. Alim Çocuk terimi inanılmaz bir bellek, müzik ya da resim yeteneğine sahip olan otistik bireylerin %10’luk bir bölümünü tanımlar. Yaratıcılıklarına rağmen alimlerin çoğunluğu IQ testlerinden 70 puanın altında alıyor. Yapılan araştırmalar alimlerin sözel zekadan yoksun olduğunu ancak görsel zekalarının çok yüksek olduğunu ve faaliyetleri esnasında sağ yarıkürelerinin sol yarıküreye oranla daha faal olduğunu gösteriyor. Bazı psikologlar yaratıcılığı zekâ ile bağdaştırmak yerine yaratıcılığı sıra dışı sonuçlar doğuran nispeten sıradan bilişsel süreçleri kapsadığına inanıyor. Bu sıra dışı sonuçların arasında buluşlar, yeni ilaçlar ve bilgisayar programları gibi ürünler bulunuyor. Genel nüfus ile karşılaştırıldığında yaratıcı bilim insanları, yazarlar ve sanatçılar genelde ortalamanın üstünde çoğunlukla 120 ve üstü bir IQ puan alıyor. Ancak yaratıcı kişilerin IQ puanları kendi aralarında karşılaştırıldığında IQ ile yaratıcılık arasında çok düşük bir korelasyon görülüyor. Başka şekilde ifade etmek gerekirse genel olarak yaratıcı kabul edilen kişilerin IQ'su ortalamanın üstünde olma eğilimi gösteriyor ancak en yüksek IQ'ya sahip olanlar her zaman en yaratıcı olan kişiler değil.   Yaratıcı Kişiler Nasıl Düşünür ve Davranır?   Araştırmacılar çalışma alışkanlıklarında ve psikolojik özelliklerinde neyin farklı olduğunu anlamak için yaratıcıkişileri inceledi. Bulguların bazıları şu şekilde: Odak: Yaratıcı kişiler genellikle birden fazla alan yerine dans, müzik, resim, bilim ya da edebiyat gibi tek bir alanda üstün olma eğilimi gösteriyor. Örneğin Einstein mantık-uzaysal alanında - İzafiyet Teorisi - üstündü ancak kişisel alanda - yakın ilişki geliştirmek - zayıftı. İdrak: Yaratıcı kişiler zihnin yönünü değiştirme, problemlere farklı açılardan yaklaşma ve zihinsel imgeleri kullanma becerilerini sahiptirler. Ayrıca sıra dışı problemleri çözmek ile de ilgilenirler. Kişilik: Yaratıcı kişilerin olumlu tarafı bağımsız olmaları, kendilerine güvenmeleri, sıra dışı olmaları, risk alabilmeleri, çalışkan olmaları ve kendilerini işlerine saplantılı bir şekilde adamalarıdır. Olumsuz tarafları ise başkalarının ihtiyaçlarına karşı duyarsız olmalarına yol açan büyük bir egoya sahip olmalarıdır. Hedeflerini takip ederken başkalarına zarar verebilirler ve başkalarını dışlayacak derecede kendilerini işlerine kaptırabilirler. Motivasyon: İç değerler ya da kişisel hedefler ile motive olurlar; buna içsel güdülenme denir. Para ya da başkaları tarafından övülmek gibi dışsal ödülleri fazla umursamazlar; buna dışsal güdülenme denir. Problem çözme zorluğu ile motive olurlar; ödülleri ise başarının getirdiği tatmin duygusudur. Yaratıcı kişiler yaratıcılıklarının zirvesine ulaşmadan bir proje üstünde ortalama 10 sene çalışırlar.  Yaratıcı insanlar hakkında sıklıkla sorulan sorulardan bir tanesi yaratıcılıklarının duygudurum bozukluğu gibi psikolojik ya da zihinsel sorunlardan kaynaklanıp kaynaklanmadığıdır.   Yaratıcılığın Zihinsel Bozukluklarla İlgisi Var Mı?   Yaratıcılık ve delilik daha doğru tabiri ile zihinsel bozukluk arasında bir bağlantı olduğuna dair birçok tarihi rapor bulunuyor. 291 yaratıcı yazar, ressam bestekâr, düşünür ve bilim adamı üstünde yapılan daha resmi bir araştırma %17-46'sının ağır zihinsel bozukluklar özellikle de duygudurum bozuklukları yaşadığını gösteriyor. Başta alkolizm ve depresyon olmak üzere en yüksek zihinsel bozukluk oranı yazarlar da görülüyor. Çeşitli araştırmalar yüksek yaratıcılığa sahip kişilerin genel nüfustaki diğer gruplara göre daha fazla duygudurum bozuklukları yaşadığını gösteriyor Peki duygudurum bozukluğunun yaratıcılığa katkısı var mı? Bir araştırmacı ağır duygudurum değişikliklerinin kişinin düşüncelerini keskinleştirerek ve kişinin duygusal, entelektüel ve algısal görüşlerini genişleterek yaratıcılığa katkısı olabileceğini öne sürüyor. İlginç bir bulgu ise duygusal sorunları olduğunu söyleyen yaratıcı kişilerin bu sorunları ergenlik dönemlerinden itibaren yaşamaya başladığını söylemesidir.   ...

blog detayı  

Sahte Hatıralar Yaratmak Mümkün Mü?

 31.01.2021

Amerika Birleşik Devletleri'nde her yıl 10.000 çocuğun cinsel tacizle ilgili ifade vermesi isteniyor. Bazı durumlarda çocukların verdiği ifadeler gerçek, inanılır gibi görünüyor ve davalar kapanıyor. Başka durumlarda ise özellikle gündüz bakımevleri ile ilgili durumlarda çocuklar gerçekliği şüphe uyandıran, sıra dışı ve tuhaf cinsel uygulamalar hakkında şahitlik yapabiliyor. Örneğin bir olayda 26 yaşındaki anaokulu öğretmeninin çırılçıplak piyano çaldığı,  çocukları kendi idrarını içmeye zorladığı ve çocukların cinsel organlarına fıstık ezmesi sürüp yediği iddia edildi. Bu öğretmen yaşları 3 ile 5 arasında değişen 20 Çocuğa karşı işlenmiş 115 cinsel suçtan suçlu bulundu. Hapishanede 5 yıl geçirdikten sonra cezası bir üst mahkeme tarafından çocuklardan 19'unun ifadesinin terapistlerin uygunsuz sorgulaması yüzünden güvenilmez olduğu gerekçesi ile iptal edildi. Uygunsuz sorgulama terapistlerin tekrarladıkları telkinlerle ve belirli sorularıyla çocuklara sahte Hatıralar öğretmiş olabileceği ihtimali anlamına geliyor. bu ciddi endişeler araştırmacıları küçük çocuklara sahte hatıraların üretilip öğretilmeyeceğini araştırmaya sevk etti. Sahte Hatıraları Oluşturmak İçin AraştırmaKüçük çocukları cinsel tacizle ilgili suçlamalar konusunda sorgularken terapistler veya görevliler belirli bir takım olayların gerçekleşmiş olabileceğini sürekli tekrarlayabilir. Bu sürekli tekrarlanan telkinler küçük çocuklarda sahte hatıraların oluşmasına sebep olabilir mi? Bu soruyu yanıtlamak amacıyla psikolog Stephen ve meslektaşları yaşları 3 ile 6 arasında değişen ve farklı sosyal sınıflardan gelen 96 çocuğu inceledi. ProsedürAraştırmacılar gerçek ve sahte olaylardan oluşan bir liste elde etmek için ailelerden çocukların hayatında son 12 ay içerisinde meydana gelen sürpriz doğum günü partisi, yaralanma, evcil hayvanlarının ölmesi gibi bazı olayları öğrendi. Sonra Her çocuğa bir kısmı uydurulmuş olaylardan oluşan bir liste okundu. Çocukların “çok iyi düşünmesi” ve gerçekten meydana gelen olayları tespit etmeleri istendi. Araştırmacılar listede yer alan bazı olayların çocukların başından geçtiğini belirtti. Örneğin uydurulan olaylardan bir tanesi, “çocuğun elini fare kapanına kıstırıp çık arttırmak için hastaneye gitmek zorunda kalmasıydı.” Bu test prosedürü Her bir çocuğa birer hafta arayla 7 ile 10 farklı görüşmede uygulandı. Son görüşmede çocuklar, kimi gerçek kimi sahte olan olayları anlatırken videokasete kaydedildi.SonuçlarÇocuklar başlarına gelen olayların %91'ini doğru olarak tespit ettiler, bu da düzgün hatırladıklarını gösteriyor. Ancak Çocuklar %34 oranında kendilerine telkin edilen uydurma olayları da gerçekten başlarından geçmiş gibi anlattılar. Şaşırtıcı bir şekilde çocuklar uydurma olayları çok ayrıntılı bir şekilde hatırladılar. 4 yaşındaki bir çocuk elini fare kapanına kaptırdığın a dair uydurma olayı şu şekilde anlatıyor: “Kardeşim Colin, oyuncağı elimden almaya çalışıyordu. Ama ben oyuncağı vermek istemiyordum, o da beni fare kapanının olduğu tahta yığınının içine itti. Elimi fare kapanına kaptırdım. Sonra hastaneye gittik.  Annem babam ve kardeşim benimle beraber hastaneye geldi. Arabamızla gittik çünkü hastane çok uzaktı. Sonra doktor bu parmağı bandajladı.”Bazıları çocukların yalanlarının ya da uydurma hikâyelerinin yüzlerindeki ifadelerden (güvensiz ya da suçlu bakışlar) veya konuşma şeklinden (kekeleme ya da ayrıntıların düzeltilmesi) anlaşılabileceğini düşünüyor. Bu inanışı test etmek için aynı araştırmacılar 109 profesyonelden (klinik ve gelişim psikologları kanun uygulayıcı memurlar sosyal hizmet ve psikiyatri çalışanları) çocukların anlattığın hikâyelerin gerçek mi yoksa yalan mı olduğunu değerlendirmelerini istedi. Videokasetlerini izleyen profesyoneller gerçek hikâyelerle sahte hikâyeleri birbirinden ayırmada tesadüfün ötesinde başarılı olamadı. Sonuç olarak çocuklar uydurma olayları anlatırken oldukça ikna ediciydi.Çocuklara sürekli olarak gerçek ve uydurma hikâyeleri “çok iyi düşünmeleri” söylendiğinde çocukların bazıları uydurma hikâyelerin bazılarının gerçekten meydana geldiğine ikna oldu. Buna ek olarak çocuklar, uydurma olaylar hakkında o kadar ayrıntılı ve ikna edici hikâyeler anlattılar ki profesyonelleri bile yanıltmayı başardılar. Çok küçük çocuklar (3-4 yaş) diğer çocuklara (5-6 yaş) göre telkinlere daha açık oldukları için araştırmacılar, küçük çocukları sorgularken çok dikkatli olunması gerektiğine ve sürekli telkin ve tekrarlarla sahte hatıraların yerleştirilmemesine özen gösterilmesi gerektiğine dikkat çekiyor. #psikoloji #anı #terapi #hatıra #psikolog ...

blog detayı  

Neden Unutuyorum?

 30.01.2021

Bugün neler olduğunu anlatmanız istendiğinde birçok ki sen olayı konuşmayı ve sayısız kızgınlık durumunu doğru olarak hatırlayabiliriz. Ancak, saatlerce ders çalışmamıza rağmen sınavda unuttuğumuz birçok şey oluyor. Unutmak uzun süreli bellekte depolanmış olan bilgilerin geri getirilmemesi, hatırlanmaması ya da tanınamamasını tanımlar. Aşağıda İnsanların neden unuttuğu ile ilgili bazı sebepleri özetleyiniz.   Bastırma   Cinsel tacize uğrayan bir adamın hatıraları ile mücadele etmesini anlatan bir filmi izlerken kaygı yaşayan bir kişi, aynı gecenin ilerleyen saatlerinde bir papaz tarafından cinsel tacize uğramasını çok canlı bir şekilde hatırladı.  Freud'a göre bastırma duygusal olarak tehdit edici olan veya kaygı uyandıran bilgileri otomatik olarak bilinçdışına gizleyen zihinsel bir süreçtir. Bastırılmış bellek istemli olarak geri getirilemese de, ileri bir tarihte gerçekleşecek herhangi bir şey bastırılmış belleğin bilinçlilik haline  geçmesine sebep olabilir. Bu örnek travmatik bir cinsel olayın bastır olabileceğini ve daha sonra tekrar geri getirilebileceğini gösteriyor. Ancak ünlü bellek araştırmacıları bu tür hatıraların terapi süreci esnasında telkin edilmiş veya aşılanmış olabileceğine dikkat çekerek bastırılmış belleğin geçerliliğini sorguluyor.   Zayıf Geri Getirme İpuçları   Bilgileri ezberleyerek sınavlara hazırlanmak unutma ile sonuçlanabilir çünkü bu teknik zayıf geri getirme ipuçları sağlar ve zayıf kodlamaya ve açar. Geri getirme ipuçları, canlı zihinsel imgeler oluşturarak veya yeni bilgilerle önceden bildiğimiz bilgiler arasında çağrışımlar oluşturarak meydana getirdiğimiz zihinsel hatırlatıcılardır. Çoğu öğrenci önemli olanın çok değil verimli ders çalışmak olduğunun farkında değil. Etkili ders çalışma Sadece ezberlemeye değil aynı zamanda iyi çağrışımların oluşturulmasına bağlıdır. En iyi kodlamayı meydana getiren en iyi geri getirme ipuçları yeni bilgilerle daha önce öğrenilmiş eski bilgiler arasında çağrışımların oluşturulması ile meydana getirilir. Örneğin hipokampusun hatırlama ile ilgili olduğunu sadece ezberlemeye çalışmak yerine “Hipopotam kampüsünün yerini hatırlamaya çalışıyor.” gibi yeni çağrışımlar oluşturmayı deneyin.   Bozucu Etkiler   Eğer birden fazla sınavı hazırlanmamız gerekirse, üstelik bu sınavların hepsine aynı gün girmek zorunda kalırsak, bozucu etkiler yüzünden bilgileri birbirine karıştırma hatta bazılarını unutma ihtimalimiz oldukça yüksektir. Unutmanın genel sebeplerinden biri olan bozucu etkiler belirli bir bilginin geri çağrılmasının ilgili başka bilgiler tarafından engellenmesi anlamına geliyor. Örneğin aynı gün Hem psikoloji hem sosyoloji sınavına hazırlanıyor sanız psikolojideki Bazı konuların sosyolojideki bazı konularla benzerlik göstermesine rağmen farklı olduklarını görürsünüz; bu karışıklık ise bozucu etkileri ve unutmaya yol açar.     Bellek Kaybı   Kız Kardeşim yeni patenlerini gösterirken kaydı ve kafasını sert  bir buza çarptı.  Kısa süre için bilincini kaybetti ve kendine geldiğinde söylediği ilk şey ” Ne oldu?” oldu. Aldığı darbe kısa süreli bir bilinç kaybına yol açtığı için ne olduğunu hatırlayamıyordu. Geçici ya da kalıcı olabilen amnezi, beynin darbe alması ile ya da hasar görmesiyle, hastalık oluşmasıyla, genel anestezi ve bazı ilaçlar nedeniyle veya ağır psikolojik travma sonucu meydana gelebilen bellek kaybıdır. Şiddetine bağlı olarak kafaya alınan darbe, yumuşak jölemsi beyin maddesinin sert kafatasına çarparak beynin iletişim ağını oluşturan binlerce nöronun geçici ya da kalıcı zarar görmesine yol açar. Araba kazası esnasında kafasını çarpan insanların, olaydan hemen önce ve olay esnasında meydana gelen şeyleri hatırlamamasının sebebi, beynin kafatasına çarpması ve iletişim ağının zarar görmesi sonucu belleğin kesilmesi ve çeşitli şiddetlerde amneziye yol açmasıdır.   Çarpıtma   Önyargı veya kolay etkilenebilirlik nedeniyle ortaya çıkan çarpıtmalardan dolayı bazı şeyleri yanlış hatırladığımızın farkında bile değilizdir. Örneğin Üniversite öğrencileri aldıkları A notlarının %89'unu, D notlarının ise sadece %29'unda hatırladığında veya boşanan çiftler beraber geçirdikleri iyi zamanları değil de sadece kötü zamanları hatırladığında önyargı durumu yaşanıyordur. Bir suça kurban olan kişiler sonradan DNA kanıtları sayesinde suçsuzluğu kanıtlanan insanları yanlış olarak teşhis ettiğinde ise kolay etkilenebilirlik durumu yaşanıyordur. Önyargı ve kolay etkilenebilirlik yüzünden genellikle bellek çarpışmasının farkında olmadan bazı şeyleri unuturuz veya yanlış hatırlarız.   #hafıza #bellek #memory ...

blog detayı  

Öğrenme Nasıl Gerçekleşir?

 28.01.2021

Bazı şeyleri öğrenmek zordur. Bazı şeyler ise kolay öğrenilir; örneğin iğne korkusu... Bazı şeyleri kolay öğrenilirken bazı şeylerin neden zor öğrenildiğini anlamak için 3 farklı laboratuvarı ziyaret edeceğiz ve psikologların 3 farklı öğrenme şeklinin altında yatan üç farklı prensibi nasıl belirlediğini göreceğiz. Klasik koşullanma, edimsel koşullanma ve bilişsel öğrenme...   Klasik Koşullanma: Köpeğin Salyaları Neden Akıyor?  1900'lerin başlarındayız ve Rusya'da Ivan Pavlov’un laboratuvarında bir teknisyen olarak çalışıyorsunuz. Pavlov sindirimle ilgili refleksler üzerinde yaptığı çalışma ile Nobel ödülünü almış. Örneğin, köpeğin ağzına yiyecek konulduğu zaman yiyeceğin tükürük refleksini tetiklediğini bulmuş. Laboratuvar teknisyeni olarak sizin göreviniz köpeğin ağzına çeşitli yiyecekler yerleştirmek ve ne kadar tükürük salgıladığı ölçmek ama kısa süre sonra bir sorunla karşılaşıyorsunuz. Köpeğin ağzına birkaç defa yiyecek yerleştirdikten sonra köpek yiyeceği görür görmez tükürük salgılamaya başlıyor. Pavlov önce bu beklenti salyasını küçük bir sorun gibi görüyordu. Sonradan köpeğin yiyeceği görür görmez tükürük salgılamasının da bir tür refleks olduğunu fark etti. Öğrenilmiş bir refleksti bu. Çok iyi bilinen bir deneyde Pavlov, köpeğin ağzına yiyecek yerleştirmeden önce bir zil çalıyordu. Zil sesi ile beraber verilen yiyecek ile yapılan birkaç denemeden sonra köpek sadece zil sesini duyduğu zaman bile tükürük salgılamaya başladı. Pavlov bu fenomene koşullu refleks diyordu. Günümüzde ise Klasik koşullanma olarak biliniyor. Klasik koşullanma araştırmacılara gözlemlenebilir ya da objektif bir ortamda öğrenme sürecini inceleme olanağını sağladığı için önemli bir keşifti.   Edimsel Koşullanma: Kedi Neden Kaçıyor?   1800'lerin sonlarındayız ve bu sefer Amerikalı psikolog Doktor Thorndike'ın laboratuvarında çalışıyorsunuz. Göreviniz bir kediyi basit bir mandal sayesinde içeriden açılabilen bir kutunun içine yerleştirmek. Kutunun dışındaki bir tabakta ise balık bulunuyor. Kedinin mandala basıp kapıyı açmasının ve tabaktaki balığa ulaşmasının ne kadar sürdüğünü ölçmemiz gerekiyor. İlk denemede kedi kutunun içini koklar, patisini gelişigüzel deliklere sokar, tesadüfen mandala dokunur, kapıyı açar ve balığa ulaşır. Kediyi ikinci bir deneme için tekrar kutuya koyarsınız. Kedi tekrar kutunun içinde hareket eder, tesadüfen mandala dokunur ve balığa ulaşır. Birkaç denemeden sonra kedi mandalın etrafında hareket etmeyi öğrenir ve sonunda mandala dokunarak balığa çabucak ulaşmayı başarır. Thorndike kedinin amaca yönelik davranışını açıklayabilmek için etki yasasını kullandı. Etki yasasına göre bazı gelişigüzel hareketlerin keyif verici bir sonuç ya da ödül tarafından izlenmesi durumunda bu hareketler pekiştirilir ve gelecekte tekrarlanması olasıdır. Thorndake’nin etki yasası Pavlov'un koşullu refleksinden farklı bir öğrenme sürecini tanımladığı için önemlidir. Günümüzde etki yasası, edimsel koşullanmanın bir parçası haline geldi. Edimsel koşullanma, bir hareketi izleyen sonuçların o hareketin gelecekte tekrarlanma ihtimalini azalttığı ya da çoğalttığı bir tür öğrenme tanımlar.   Bilişsel Öğrenme: Bebeğe Neden Vuruyorlar?  1960'lardayız ve Albert Bandura'nın laboratuvarındasınız. Çocuklar, bir yetişkinin durmaksızın plastik bir bebeğe vurduğu ve tekmelediği bir film izliyorlar. Filmden sonra çocuklar oyun oynuyorlar ve bu sırada davranışları inceleniyor. Bandura bir yetişkinin saldırgan davranışlarda bulunduğu filmi izleyen çocukların, filmi izlemeyen çocuklara göre daha saldırgan bir şekil oyun oynadığını tespit etti.  Çocukların davranışlarının artan saldırgan tepkilere dönüşmesi ne Pavlov'un koşullanmış refleksine ne de Thorndike’ın etki yasasına dayanmıyordu. Bu öğrenme şeklinde, bütün öğrenme süreci gözlemlenebilir herhangi bir tepki ya da herhangi bir ödüllendirme olmaksızın çocukların zihninin içinde gerçekleşir. Bu zihinsel öğrenme süreçleri 1960'larda başlayan ve nispeten yeni bir yaklaşım olan bilişsel Öğrenmenin bir parçasıdır. Bilişsel öğrenme, dikkat ve bellek gibi zihinsel süreçleri içeren bir öğrenme türüdür; gözlemle ya da taklit edilerek öğrenilebilir ve dışsal bir ödül ya da kişinin gözlemlenebilir bir davranış göstermesi gerekmeyebilir. Bandura’nın çalışması gözlem ve taklit sayesinde öğrenebileceğimizi söyleyen üçüncü bir öğrenme türü ortaya çıkartmıştır.   ...

blog detayı  

Rüyaların Dünyası

 27.01.2021

Bazı insanlar Rüya görmedikleri konusunda ısrar etse de araştırmacılar bazı kişiler rüyalarını sabah unutmasına rağmen herkesin gece rüya gördüğünü düşünüyor. Uyku laboratuvarında REM uykusu esnasında uyandırılan denekler %80- 100 oranında çok canlı, renkli, hatta tuhaf rüyalar gördüğünü bildiriyor. Daha az sıklıkla olsa da REM dışı uykudayken ya da uykuya daldıktan hemen sonra uyandırılan denekler ise sıkıcı, kendini tekrarlayan düşünceler ya da REM uykusundan sonra bildirilen renkli görüntülere benzer şeyler gördüklerini bildiriyorlar ancak rüya olarak bildiğimiz şey genellikle REM uykusu esnasında meydana gelir. Örneğin aşağıdaki Rüya ne şekilde yorumlanabilir “Bir asansörün içinde tek başıma yüzüm duvara dönük şekilde oturuyorum içeriye bir kız giriyor. Ona gel yanıma otur diyorum ve yanıma oturuyor. Onu tanımıyorum öyle uzanıp onu öpmeye çalışıyorum. Hayır, yapma diyor. Neden diye soruyorum ve sivilcelerinden bahsediyor. Ona önemli olmadığını söylüyorum ve asansörde öpüşmeye başlıyoruz sonra asansöre anne ve babası biniyor. Sonra asansör sallanmaya başlıyor düşeceğimizi  sanıyorum.” Rüya İncelemeleri Derneği'nin yıllık toplantısına katılan psikolog, fizyolog, antropolog, sanatçı “rüya işçileri “ve gurulardan oluşan 400'ü aşkın üye için rüyaların ne anlama geldiğini anlamaya çalışmak popüler ve bilimsel bir uğraştır. Bu grubun odaklandığı konu rüyaların ne anlama geldiğini anlamaktır. Birçok farklı teori olduğu için bu hiç de kolay bir görev değil. Şimdi 2 farklı popüler rüya yorumu teorisini inceleyeceğiz.Sigmund FreudFreud'un rüya yorumu teorisiFreud meşhur rüya yorumları kitabının önsözünde şöyle yazmıştı. “Bu kitap kendi görüşüme göre keşfetme şerefine sahip olduğum en değerli keşifleri içeriyor. Böylesi bir anlayış insana hayatında sadece bir kere gelir. 1900 yılından önce psikologlar rüyaların anlamsız ve tuhaf görüntüler olduğuna inanıyordu ancak Freud rüyaların bilinçdışı düşünce ve isteklerimize giden bir yol olduğunu söylediğinde bu görüş değişti. Freud'un rüya teorisi özellikle cinsellik ve şiddet ile ilgili tehlikeli bilinçdışı tutku ve isteklerimizin farkına varmamızı engelleyen bir “sansür” sistemimiz olduğunu söylüyor. Tehdit edici düşüncelerimizi engellemek için bu “sansür” sistemi gizli, suçluluk uyandıran, endişe verici duyduklarımızı rüyalarımızda görünen ve ne uykumuzu ne de bilinçli düşüncelerimizi rahatsız etmeyen zararsız sembollere dönüştürür. Freud daha önce hiç kimsenin değinmediği iki noktaya değildi: Rüyalar anlamı olan işaretler barındırır ve rüyalar yorumlanabilir. Örneğin Freud erkeklik cinsel objelerinin asa, şemsiye ve Kalem gibi uzun nefteler olduğunu; kadınlık cinsellik objelerinin ise mağara, kavanoz ve anahtar deliği gibi içi boş nesneler olduğunu söylüyor. Freud bir psikanalistin görevinin hastanın tehdit edici ya da bilinçdışı tutku, ihtiyaç, savunma, korku ve duygularına giden “asil yol” olan rüya sembollerini çözmek ya da yorumlamak olduğunu söylüyor. Günümüz psikanalitleri rüyaların bir anlamı olduğunu ve geçmişteki şimdiki ve gelecek ile ilgili kaygıları korkuları ya da endişeleri temsil edebildiği konusunda Freud ile hemfikir ancak birazdan göreceğimiz gibi birçok terapist rüyaların içeriğinin mutlaka tehdit edici bilinçdışı istek ve tutukluların birer sembolü olduğu konusunda Freud ile aynı fikirde değil.Uyanık Hayatın UzantısıBirçok terapist ve günümüz psikanalistlerinin bazıları, rüyaların uyanık hayatın uzantısı olduğuna inanıyor. Rüyaların uyanık hayatın uzantısı olduğu teorisi rüyalarımızın uyanıkken sahip olduğumuz düşünce, korku, kaygı, problem ve duyguları yansıttığı anlamına geliyor. Rush Uyku Bozukluğu Merkezi yöneticisi Terapist ve araştırmacı Rosalind Cartwright şöyle diyor: “İnsanlar rüyalarını pek iyi hatırlayamıyor. Terapistlerin görevi çoğu zaman 500 sayfalık bir romanın son sayfasına bakarak baştan yazmaya benziyor ama uyku laboratuvarında geçirilen tek bir gece de toplanan rüyalar bütün bir bölüm gibi okunabilir. Mevcut endişeleri ve onlarla ilgili duyguları aydınlatıyorlar.”  Rosalind depresyon ve evlilikle ilgili sorunlar gibi sıkıntıları olan insanların korku ve endişelerini rüyalarında tekrarlayarak sıkıntıları ile başa çıktıklarına inanıyor. Kendini tekrarlayan kötü bir rüyadan uyandığınızda rüyanın neden rahatsız edici olduğunu anlamaya çalışmamızı ve tekrarlandığında nasıl sonuçlanmasını istediğimize konsantre olmamızı öneriyor. İnsanlar kendini tekrarlayan kötü rüyaları kontrol altına alabilir. Rosalind rüyalarımızın uyumamıza engel olmadığı ve korku ile uyanmanıza sebep olmadıkları sürece fazla önemsenmelerine gerek olmadığı sonucuna varıyor. Böyle durumlarda terapistler rüya yorumlarının, hastaların kötü rüyalarına sebep olan kişisel ve duygusal sorunlarını daha iyi anlamaları için iyi bir araç olduğunu düşünüyor. #uyku #rüya #psikanaliz #psikoloji #freud ...

blog detayı  

Egzersiz İlaca Karşı!

 26.01.2021

Depresyon İçin Tercih Edilen Tedaviok depresif hissettiğiniz bir dönemin ve birisi tedavi olarak size haftada üç gün koşuya çıkmanızı önerse ne olurdu? Egzersiz yapmak gibi basit bir şeyin antidepresan ilaç gibi etkili olabileceğini düşünmek zor gelebilir. Majör depresyonun, kötü bir gün geçirdiğinizde ya da bir sınavda başarısız olduğunuzda kendinizi nasıl hissettiğiniz OLMADIĞINI hatırlayın. Majör depresyonun aşağıdaki tanıma uyması gerekir. Majör depresif bozukluk; en az iki hafta boyunca devam eden kötü bir duygu halinde olma, hiçbir şeyle ilgilenmeme ve yaptıklarından hiçbir keyif almama durumunu tanımlar. Buna ek olarak kişide aşağıdaki semptomların en az dördü olmalı: Yemek yemek, uyumak, düşünmek, konsantre olmak ve karar vermekle ilgili problemler; enerji eksikliği, intihar düşünceleri ve kendini değersiz veya suçlu hissetme. Psikoterapi, antidepresan ve bu ikisiniz karışımının majör depresyon tedavisinde faydalı olduğunu biliyoruz. Peki düzenli egzersiz yapmak majör depresyon tedavisinde faydalı olur mu?Egzersiz Deneyi Amaç: Egzersiz yapmanın depresyon tedavisinde antidepresan ilaç kadar etkili olduğunu kanıtlamak. Araştırmacılar majör depresyon tanısı konulmuş 156 (50 yaş üstü) kişiyi 3 ruba ayırdı. 1. Gruba haftanın üç günü egzersiz yapma görevi verildi. 2. Gruba sadece antidepresan ilaç verildi. 3. Gruba se hem ilaç tedavisi uygulandı hem de egzersiz görevi verildi. Dört aylık tedavinin ardından araştırmacılar 3 tedavi yönteminin, hastaların depresyon seviyesini azaltmada ne kadar etkili olduğunu ölçmek için depresyon ölçeği kullanıldı. Sonuç olarak araştırmacılar egzersiz grubundaki hastaların %60’ında belirgin derecede düzelme olduğunu tespit etti. Buna karşılık antidepresan alan gruptaki hastaların %66’sı, iki yöntemi birleştiren gruptaki hastaların ise %69’unda iyileşme tespit edildi. Nüksetme Üç tedavi grubunda ki belirgin iyileşme gösteren hastaların bazılarında tedaviyi takip eden 6 ay içinde eski semptomlar nüksetti. Araştırmacılar antidepresan alan hastaların %38’inde, antidepresan ve egzersizi bir arada kullanan hastaların ise %31’inde nüksetme görüldüğünü bildirdi. Ancak, sadece egzersiz tedavisini kullanan hastaların sadece %8’inde nüksetme görülmüştür. Sonuçlar Araştırmacılar 4 ay süren majör depresyon tedavisin ardından üç tedavi grubunda ki bütün hastalarda belirgin bir iyileşme olduğunu tespit etti. Ancak hastalar 6 ay sonra tekrar test edildiğinde sadece egzersiz grubundaki hastalarda ki nüksetme oranının düşük olduğu görüldü. Araştırmacılar egzersiz yapmanın, hastanın kişisel kontrol elde etmesine ve olumlu kendilik değeri geliştirmesine yardımcı olduğu, bunun da hastanın depresyonu atlatmasına yardım ettiği ve nüksetmenin önüne geçtiği varıyor.      #depresyon #egzersiz #antidepresan #pikoterapi   ...

blog detayı  

Zihin Bedeni Yenebilir Mi?

 24.01.2021

Plasebo Nedir?Şaşırtıcı araştırma bulgularından bir tanesi şeker haplarının ya da plasebonun, kendimizi daha iyi hissetmemizi sağlayacak şekilde bizi nasıl kandırabildiğidir. Çoğumuz, ilaç almanın faydalı olduğuna inandığımız için nüfusun neredeyse üçte biri, plasebo bilmeden aldıkları bir haptan sonra bile kendisini daha iyi hissetmeye başladığını söylüyor.Plasebo ilaç yutmak, iğne veya ameliyat olmak gibi tıbbi tedaviye benzeyen fakat aslında tıbbi bir etkisi olmayan bir müdahaledir. Örneğin, insanlar baş ağrısına karşı bir hap alırsa ve bu hapın ağrılarını azaltacağına inanır veya böyle bir sonuç beklerse %30-60 kadarı sonrasında gerçekten daha az ağrı hissedecektir. Plasebo etkisi herhangi bir hap aldıktan sonra çıkabildiği için araştırmacılar insanların beklenti ve inançlarını, yeni ilaç veya tıbbi tedavinin gerçek etkilerini ayırabilecek bir yönteme ihtiyaç duydu. Bu yönteme “çift körlemesine işlem” adı verildi. Çift körlemesine işlemde ne araştırmacılar ne de denekler kimin hangi tedaviye maruz kaldığını bilmez. Kimin hangi tedaviye maruz kaldığı bilinmediği için hem araştırmacıların hem de deneklerin beklentilerinin her iki tedaviyi de (ilaç ve plasebo) etkileme ihtimali eşittir. Örneğin çift körlemesine işlemde baş ağrısı çeken hastalara ağrılarını giderecek iki ilaçtan bir tanesinin verileceği söylenir. Araştırmacıların ve deneklerin bilmediği şey ise ilaçlardan bir tanesinin plasebo olduğudur. Eğer plasebo alan hastalar; ağrılarının gerçek ilacı alan hastalarda olduğu kadar dindiğini bildirirse, araştırmacılar ilacın herhangi bir plasebodan daha etkili olmadığı sonucuna varır. Eğer ilacı alan hastalar, plasebo alan hastalara göre daha az ağrılarının olduğunu bildirirse, araştırmacılar ilacın tıbbi olarak faydalı olduğu sonucuna varır. Örneğin, bir diz ameliyatı geçiren hastaların %35’i ağrılarının azaldığını bildirdi. Senede yaklaşık 250,000 hasta bu ameliyatı oluyor( her ameliyat ortalama 5000 TL). Bir çift körlemesine işlemde plasebo grubu (sahte ameliyat) ağrılarda aynı derecede azalma bildirdi.   Sonuç: Zihin Bedeni Yenebilir Araştırmacılar bu bulgulara dayanarak birkaç sunuca ulaştı; bunlardan biri, hem ilaç hem de sahte ameliyatlar %15 ila 98 arasında değişen oranlarda ciddi plasebo etkileri yaratabilmektedir. Bir diğeri ise psikologları çok ilgilendiren bir konu; plasebonun, zihnin bedenin üstesinden geldiği güçlü bir etkileşimin var olduğunu göstermesidir. Bu zihin beden etkileşimi insanların etkisi kanıtlanmamış bitkisel ilaçlar gibi farklı türlerde plasebodan olumsu sonuçlar almasını açıklar. Araştırmacılar plasebonun kaygı ve stresi azaltan olumlu beklenti ve inançlar yaratarak etkili olduğunu düşünüyor. Kaygının azalması, ağrıların azalmasına yol açıyor. Stresin azalması ise bağışıklık sisteminin işleyişini güçlendiriyor, böylece vücut toksinlere karşı daha iyi savaşabiliyor ve daha hızlı iyileşiyor. Sonuç olarak, zihnimizin vücudumuzun üzerinde güçlü bir etkisi olduğu şüphe götürmez bir gerçek. #zihin #plasebo #psikoloji #psikolog #ilaç   ...

blog detayı  

Utangaçlık Nedir ve Sebebi Nedir?

 23.01.2021

Utangaçlık; sosyal durumlarda gergin, stresli veya beceriksiz hissetmekten ve reddedilme korkusundan kaynaklanan bir duygudur. Bazı zamanlarda ve durumlarda hepimiz utangaçlık yaşamışızdır. Ancak utangaçlığın farklı dereceleri vardır ve yüksek dereceli utangaçlık kişisel ve sosyal etkileşimlerden keyif almayı engelleyebilir. Örneğin, Brad çocukken sınıf arkadaşlarıyla karşılaşmamak için okuldan eve dönerken ara sokakları kullanırdı. Üniversite sınavından mükemmel bir puan almasına rağmen, kendini bir yabancı gibi hissettiği ve insanlarla iletişim kuramadığı için sürekli hayal kırıklığı yaşadığı üniversiteden ayrıldı. Brad sonunda kendini o kadar yalnız hissetti ki, 1970 yılında Stanford Üniversitesi’ndeki meşhur utangaçlık araştırmacısı Philip Zimbardo tarafından kurulan Utangaçlık Kliniği’ne başvurdu. Anketler, yetişkinlerin %40’ının hafif ancak kronik utangaçlıktan şikâyetçi o0lduğunu ve utangaçlıklarını gizleyebilmelerine rağmen, içlerinde rahatsızlık hissettiklerini bildiriyor. %20’si daha ağır utangaçlık çektiklerini ve utangaçlıklarını gizleyemediklerini bildiriyor. Utangaçlığın sebebi ve tedavisi için iki farklı teoriyi karşılaştıracağız; Freud’un psikodinamik teorisi ve sosyal bilişsel teori. Psikodinamik Yaklaşım: Utangaçlığın Sebebi Çözülmemiş Çelişkiler Mi? Örneğin, çok utangaç bir hasta, çocukluğunda ağlamaması ve mızmızlanmaması için annesinin onu sürekli beslediğini söylüyor. Bunun sonucu olarak Psikodinamik yaklaşım, hastanın oral aşamadaki çözülmemiş çatışmasının onun sosyal etkileşimlerde yetersiz ve utangaç hissetmesine yol açtığını öne sürüyor. Bu yaklaşıma göre utangaçlığın sebepleri arasında hem söylecek bir şeyinin olmaması hem de bilinçdışı reddedilme korkusu bulunuyor. Utangaç insanlar savunma mekanizmalarını kullanarak bu korkularla baş çıkıyorlar. Psikodinamik yaklaşımın dezavantajlarından biri deneysel yöntemlerle doğrulanmasının güç olmasıdır. Örneğin, bir kişinin oral aşamada saplandığı için utangaç bir yetişkin olduğunu söylemek, test edilebilir bir tez olmaktan çok tanımsal bir tahmindir. Sosyal Bilişsel Yaklaşım Psikodinamik yaklaşımın aksine, sosyal bilişsel teori kişilikle ilgili soruları cevaplamak için deneysel çalışmalardan faydalanıyor. Bu teori utangaçlığı deneysel yöntem ile incelenebilen, ölçülebilir veya gözlemlenebilir 3 bileşene ayırıyor: Bilişsel, davranışsal ve çevresel. Örneğin, araştırmacılar yapılan bir dizi boylamsal araştırmada nüfusun yaklaşık %10-15’inin utangaç bir kişiliğe sahip olduğunu ve bunun büyük oranda genetik faktörlerden kaynaklandığını tespit etti. Utangaç kişilerin sosyal etkileşimlerini (davranışsal bileşen) izleyen araştırmacılar utangaç insanların sosyal ve iletişim becerilerinin çok az olduğunu ve bunun sonucu olarak sosyal etkileşimler esnasında sürekli olarak cezalandırıldıklarını tespit etti. Araştırmacılar kişilik testleri ( bilişsel bileşen) kullanarak utangaç insanların kendilik bilincinin çok fazla olduğunu, bunu ise sosyal etkileşimlere etki eden endişeli düşüncelere ve mantıksız inanışlara yol açtığını tespit etti. Sosyal bilişsel teorinin avantajlarından bir tanesi utangaçlığı deneysel olarak incelenebilen ve uygun tedavilerin geliştirilebildiği, ölçülebilir veya gözlemlenebilir 3 bileşene ayırmasıdır. Dezavantajı ise utangaç davranışları tetikleyebilen, bilinçli olmayan belli etkileri gözden kaçırabilmesidir.     #utangaçlık #kişiselgelişim # sosyalkaygı  ...

blog detayı  

Neden Uyuyorum?

 22.01.2021

Neden Uyuyorum? 25 yaşına gelene kadar aşağı yukarı 9000 defa uykuya dalmış ve 72000 saati uyuyarak geçirmiş oluruz. Hayvanların uykusuz bırakıldığı deneylerde elde edilen sonuçlardan uykunun önemli olduğunu biliyoruz. Fareler yiyecek olmadan (su veriliyor) 16 gün ve uyku olmadan 17 gün yaşayabiliyor. Şu ana kadar bir insanın gönüllü olarak uykusuz geçirdiği süre 11 gündür. Neden günün üçte birini uykuda geçirdiğimizle ilgili şu anda popüler olan iki teoriyi inceleyeceğiz. Tamir teorisi Bu teori gün boyu yaptığımız hareketlerin beyin veya vücudumuzda önemli faktörleri tükettiğini, uykunun ise bunları tamir ettiğini veya yerine koyduğunu söylüyor. Tamir teorisini destekleyen bazı bulgular var. Birinci olarak, evre 4 esnasında salgılanan büyüme hormonu metabolizma fiziksel büyüme ve beyin gelişimini düzenliyor. İkini olarak uyku esnasında hastalıklarla savaşan bağışıklık hücrelerinin üretimi artıyor. Üçüncü olarak, uyanıkken azalan ve normal fonksiyonlar yerine getirmek ve hayatta kalmak için gerekli olan beynin enerji deposu uyku esnasında tekrar doluyor. Beyin; büyümek, bağışıklık sistemini tamir etmek ve enerji kimyasallarını tazelemek için uykuya ihtiyaç duyar. Uyum Sağlama Teorisi Bu teori ilk insanların gereksiz yere enerjilerini harcamamak ve tehlikeli gece avcılarına yakalanmamak için evrimleştiğini iddia ediyor. Uyum sağlama teorisini destekleyen faktörler; aslan gibi büyük avcı hayvanların çok sık ve istedikleri yerde uyuduğunu, antilop gibi av hayvanlarının ise daha nadir ve korumalı yerlerde uyuduğunu gösteren gözlemlerden geliyor. Kuşların çoğunluğu, avcılardan korunmak için sadece bir tek beyin yarıküreleri ile uyuyor. Başlıca görsel ipuçlarına güvenen ve gece görüşü zayıf olan hayvanlar (insanlar) gece uyumak ve av olmamak için uygun bir günlük ritim geliştirmiştir. Uyumazsam Ne Olur? Vücut Üstündeki Etkiler 264 saat kadar yani 11 gün buyunca da olsa uykusuzluğun insanın nabzı, tansiyonu ve hormon salgılaması üstünde çok az etkisi var. Uykusuz kalınan dönemlerin, otonom sinir sistemi tarafından kontrol edilen fizyolojik fonksiyonların çoğunun üzerinde önemli bir etkisi yok gibi görünüyor. Ancak uykusuzluk vücudun virüslere, enfeksiyonlara ve diğer toksik maddelere karşı savunma sistemi olan bağışıklık sistemimizi etkiliyor. Beyin Üstündeki Etkiler Uyku eksikliği aşırı hassaslığı, mutsuzluğa ve dikkat ile konsantrasyonun azalmasına sebep olabilir. Aşırı derecede uyku eksikliğine maruz kalan kişiler, örneğin 12 gün süren Iditarod yarışı gecede sadece 2 saat uyuyabilen kızak yarışçıları, karın ortasında olmalarına rağmen büyük kamp ateşleri gibi halüsinasyonlar gördüklerini bildiriyorlar. Araştırmacılar uykusuzluğun beyinde bulunan ve hayati önem taşıyan enerji depolarını tükettiğini gösteriyor.#uyku #rem #insomnia ...

blog detayı  

Hipnoz Nedir: Kimler Hipnoz Edilebilir?

 19.01.2021

Hipnoz Nedir? İnsanların vücuduna bir tür güç geçirmek yoluyla çeşitli semptomları tedavi edebildiğini iddia eden Anton Mesmer; 1700’lü yılların sonlarında Paris’te çok ünlenmişti. Anton Mesmer bu güce “Hayvansı Çekicilik” diyordu. Hayvansı çekiciliğin tedavide işe yaradığına o kadar çok hasta şahitlik etmişti ki Fransız Bilim Akademisi konuyu araştırması için bir komisyon görevlendirmek zorunda kaldı. Komisyon, Anton Mesmer’in hastalarının çoğunun gerçekten semptomlardan kurtulduğu sonucuna vardı. Ancak hayvansı çekiciliğin kullanımını yasaklamanın daha güvenli olacağına karar verdi, çünkü bu gücü tanımlayamıyorlardı ve Anton Mesmer’in bu tür bir gücün var olduğuna dair iddialarını doğrulayamıyorlardı. Bugün artık Anton Mesmer’in hayvansı çekiciliği bulmadığı, aslında insanlara hipnoz uyguladığını biliyoruz. Amerikan Psikoloji Derneği’ne bağlı Psikolojik Hipnoz bölümünün hipnoz tanımı şu şekilde: Hipnoz; bir klinik tedavi uzmanının ya da hipnozcunun bir kişiye duyum, algı, düşünce, his veya davranışlarında değişiklik yaşayacağını teklik etmesidir. Kimler Hipnotize Edilebilir? Sanılanın aksine herkes kolay kolay hipnotize edilemez. Hipnoza karşı hassasiyetin çeşitli çeşitli seviyeleri bulunuyor. Yapılan araştırmalar üniversite öğrencilerinin %40’ının hipnoza karşı hassasiyeti düşük olduğunu yani bu kişilerin kolayca hipnotize edilemeyeceğini gösteriyor. Hipnoz hassasiyeti; içe döküklük, dışa dönüklük, sosyal konum, zekâ, irade, cinsiyet, uysallık gibi etkenlere bağlı değildir. Hipnoza karşı hassasiyetle bağlantılı olan tek özellik imgesel telkinlere tepki gösterebilme becerisidir. Bu beceriye sahip kişiler hipnoza karşı yüksek hassasiyet göstermektedirler yani kolay hipnotize olma eğilimindedirler. Kişinin Kolay Mı, Zor Mu Hipnotize Olacağını Nasıl Anlarız? Standart hassasiyet testi; kişinin hipnotize edilmesi ve ardından belirlenmiş olan telkinlerin yapılması ile gerçekleşir. En bilinen test Stanford Hipnoz Hassasiyet Ölçeğidir. Bu testte, kişiye hem “Kolun havaya kalkıyor.” Gibi basit görevler hem de “Vücudun çok ağırlaştı ve ayağa kalkamıyorsun.” gibi daha zor göreveler telkin edilir. Bu testten yüksek puan alan kişiler genelde hipnoza karşı yüksek hassasiyet gösterirler yani kolay hipnotize olma eğilimdedirler ve genelde bu kişilerin hassasiyeti ömür boyu sürer.#hipnoz #psikoloji #bagımlılık #trans ...

blog detayı  

Beyinde Cinsiyet Farkı Var Mı?

 17.01.2021

Cinsiyet farklılıkları; erkek veya kadın olmanıza bağlı olarak bilişsel, davranışsal veya beyin sürecindeki fonksiyonel farklılıklara verilen isimdir. Cinsiyet farklılıkları ne iyidir, ne kötüdür ne de ayrımcıdır. Bunlar sadece kadın ve erkeklerin farklılık gösterdikleri noktalardır. Problem Çözmedeki Farklılıklar Dönen şekil problemi, nispeten zor bir mekânsal problemdir. Öncelikle soldaki şekli iyice inceleyin. Sonra sağdaki dört şekil arasından hangisinin ilk şeklin döndürülmüş hali olduğunu bulun. Bu problemin çözümünün anahtarı, şekli dört seçenekten bir tanesine uyana kadar aklınızda çevirebilme becerisidir. Araştırmalar erkeklerin dönen şekil problemini kadınlara göre daha hızlı veya doğru çözdüğünü gösteriyor. Kadınların erkeklere göre daha başarılı olduğu görevler de var. Örneğin, çerçeve içindeki eve bakın ve üç seçenek arasından ikizini bulmaya çalışın. Algısal hızı ölçen bu ve benzeri testlerde kadınlar genellikle daha hızlıdır. Ayrıca kadınlar, aynı harfle başlayan mümkün olduğu kadar çok kelimenin art arda sıralanması gereken sözel akıcılık testlerinde de genellikle daha başarılı oluyor. Becerilerdeki bu cinsiyet farklılıkları için yapılan açıklamalardan bir tanesi, sosyalleşme ve öğrenmeye bağlı olduklarıdır. Bir başka açıklama ise bu cinsiyet farklılıklarının ilk insanlardaki farklı becerilerden evrimleşmiş olmasıdır. Mekânsal becerileri yüksek olan erkekler avlanırken daha başarılı olurken, sözel becerisi yüksek olan kadınlar çocuk yetiştirme konusunda daha başarılı olmuştur. Peki, beynin işleyiş şeklinde cinsiyet farklılıkları var mıdır? Bunu öğrenmek için deneklere, dönen şekil problemini çözerken beyin taraması yapıldı. Problem çözümü esnasında yapılan beyin taramaları, erkeklerde maksimum nöral hareketliliğin sağ frontal bölgede meydana geldiğini gösteriyor. Buna karşılık, kadınlarda maksimum nöral hareketlilik sağ pariatel temporal bölgede meydana geliyor. Araştırmalar bize, dönen şekil problemi çözerken kullanılan beyin bölgesi açısından önemli cinsiyet farklılıkları olduğunu gösteriyor. Bir başka ilginç çalışma ise üç boyutlu bir sanal labirentten kaçarken erkeklerin, (ortalama 2 dk. 22 sn.) kadınlara (ortalama 3 dk. 16 sn.) göre daha hızlı olduğunu gösteriyor. Ayrıca erkekler kalıcı belleğe bilgi kaydeden hipokampusun her iki tarafını da kullanırken kadınlar sadece sağ hipokampusu kullanıyor. Araştırmalar bu beyin farklarının erkeklerin neden yabancı bir şehirde aradıkları yeri bulma konusunda daha başarılı olduğu sorusunu da açıklıyor. Kuvvetli duygusal deneyimleri hatırlamak konusunda ne kadar iyisiniz? Erkekler ve kadınlar, nötr(kitaplık) ve duygusal olarak şiddetli(ölü beden) arasında derecelendirdikleri resimlere bakarken beyin taraması yapıldı. Haftalar sonra deneklerden daha önce duygusal olarak şiddetli şeklinde derecelendirdikleri resimleri seçmeleri istendi. Kadınlar duygusal yoğunluğu yüksek resimleri erkeklere göre %10-15 daha iyi hatırladı. Bu sonuç bize kadın beyninin duygusal deneyimleri kodlamak için erkek beynine göre daha iyi düzenlediğini gösteriyor. Tüm bu araştırmalar bize gösteriyor ki; beyinde cinsiyet farklılıkları vardır fakat bu farklılıkları ayrımcı uygulamalarda bulunmak amacıyla kullanılmamalıdır.  #cinsiyetfarklılıgı #kadınerkek #cinsiyet #esitlik #beyin #psikoloji ...

blog detayı  

İlk Uyuşturucular Nereden Geldi?

 17.01.2021

Bitkiler ve Uyuşturucular İlk uyuşturucular, araştırmacılar etkilerini keşfetmeden çok önce insanların kullandıkları bitkilerden kaynaklanır. Sizin için dünyanın farklı bölgelerinde bulunan üç uyuşturucuyu; kokain, meskalin ve kurareyi inceledik. Bu bitkilerin neleri içerdiğini ve sinir sistemi üzerindeki etkilerini ele alacağız.   Kokain: Geri Alımı Engelliyor Güney Amerika yerlileri neredeyse 3500 yıldır koka bitkisinin yapraklarını çiğniyor. Bu eski geleneğe bağlı kalan erişkin Kızılderililer, kokain içeren kavrulmuş koka yapraklarının bulunduğu keseler taşır. Gün boyunca yorgunluk ve açlık hissini bastırmak için küçük miktarlarda koka yaprağı çiğnerler. Şimdi kokainin vücudumuzu nasıl etkilediğini görelim: Normal şartlarda salgılanan dopaminin bir kısmı geri alım denen bir süreç ile kaynağına geri taşınması gerekir. Eğer geri alım gerçekleşmezse salınan dopamin sinapsta daha uzun süre kalarak nöronu sürekli etkilemeye devam eder. Kokain geri alımı durdurduğu için nöronlar daha uzun bir süre boyunca uyarılır böylece ortaya kokain kullanımı ile ilişkilendirilen fizyolojik uyarılma ve mutluluk duygusu çıkar. Özetle koka yapraklarının çiğnenmesi  ile ortaya çıkan kokain, dopaminin geri alımını durduruyor, bu da yorgunluk ve açlık duygusunu ortadan kaldıran fizyolojik uyarılmaya yol açıyor.   Kurare: Reseptörleri Durduruyor Peru ve Ekvator Kızılderilileri hayvan avlarken, oklarının uçlarını felç edici bir uyuşturucu olan kurare adlı maddeyi içeren tropik bir sarmaşığın suyuna batırırlar. Kurare kan dolaşımına girince kaslara ulaşıp kasların reseptörlerini durduran bir uyuşturucudur. Sonuç olarak asetilkolin denen nöroiletici bloke edilir ve kaslar felç olur. Ucuna kurare sürülmüş bir okla vurulan hayvanın önce uzuvları ardından da nefes almasını sağlayan göğüs kasları felç olur. Günümüzde kurarenin içinde bulunan aktif madde; insanlarda kas felci sağlamak için; örneğin, bir hastanın boğazına nefes tüpü sokulurken doktorlar tarafından kullanılıyor.   Meskalin: Nöroileticileri Taklit EderMeksika ve ABD’nin güney batısında peyote kaktüsü denen, golf topu büyüklüğünde, yeşil-gri bir bitki yetişir. Peyote KaktüsüBu bitki meskalin içerir. Meskalin fizyolojik uyarım ve görsel halüsinasyonlara yol açan bir uyuşturucudur. Meskalinin kimyasal yapısı norepinafrin ile aynı kimyasal kilitleri açtığından meskali bu etkiyi norepinefrinin hareketlerini taklit ederek ortaya çıkarır. 1965 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde ve Kanada’da Kızılderili Kilisesi’nin 250,000 üyesi, Yargıtay kararı ile dini ayinlerinde yasal olarak peyote kullanma hakkına sahip olan tek grup oldu. Grubun üyeleri meditasyonlarını güçlendirmek için 4-12 peyote parçası yutabiliyor bu da görsel duyumlar, aşırı mutluluk hali ve bazen de mide bulantısı ile kusmaya yol açabiliyor., Sonuç olarak bu üç bitki –koka, kurare ve peyole- sinir sistemini üç farklı şekilde etkileyen güçlü uyuşturucular içeriyor. Bunların yanı sıra uyuşturu içeren birçok bitki olduğu da bilinmekte (haşhaş, kenevir, sihirli mantar).             ...

blog detayı  

Fantom Ağrı Nedir?

 17.01.2021

Fantom Uzuv Nedir? Doktorları kesilen bacak veya kolda garip duygular veya hareketler hissedilmesi kadar şaşırtan çok az semptom vardır. Bu fenomene fantom uzuv denmektedir. Fantom uzuv, kesilen bir uzuvdan sanki o uzuv hala yerindeymiş gibi hissetme ile ilgilidir. Hastaların çoğu kesilen bacaklarından gelen duyular (iğne batması) ve büyük acılar hissettiklerini belirtmektedirler. Ayrıca hastalar bu acıların, geçmiş acıların hatırası olmadı konusunda ısrar etmektedirler. Bazı vakalarda hastalar kesilen uzuvlarının hala yerli yerinde olduğunu hissettiklerinin yanı sıra belli pozisyonlarda sabitlendiğini, mesela vücutlarından dümdüz ileriye bakacak şekilde durduğunu ve kapılardan geçerken fantom uzuvlarını çarpmamak için özellikle dikkat etmeleri gerektiği duygusuna kapıldıklarını söylüyorlar.   Donald’ı Tanıyalım Buldozer operatörü olan Donald Wyman her zaman ki gibi ormanlık bir alanda çalışmaktadır. Dev bir meşe ağacı kazara üzerine düştüğünde çevresinde yardım çığlıklarını duyacak kimsenin olmadığını fark eden Donald, kurtulmak tek çaresinin bacağını kesmek olduğunu anlamış ve 8 cm’lik bir cep çakısı ile kendi bacağını kesmiş. Çok fazla kanaması olmasına rağmen kendini kamyonetine kadar sürüklemiş ve yardım bulmak için iki kilometrelik yol boyunca araba sürmüş. Donald artık takma bir bacağa sahip ve iyileşme sürecinde. Fakat kendisi “Kazadan beri işin en zor kısmı fantom ağrı ile başa çıkmak. Sanki birisi olmayan bacağıma elektrik şoku veriyor gibi. İnsanı terinden zıplatan bir acı” diyor. Donald’ın durumu bize fantom uzuv konusunu anlatıyor.   Fantom Uzuvlardan Gelen Duyu Hareketlerinin Sebebi Nedir? 1.       Duyular uzuvlardaki kesilmiş sinirlerden geliyor. İlk araştırmacılar fantom uzuv duygusunun kesilen ve vücutta geriye kalan sinirlerden geldiğini savunuyorlardı. Ancak sinirler omuriliğe yakın bir yerden kesildiğinde fantom uzuv hissinin önlenmiş olması gerekirdi, fakat duyular devam ettiği için bu açıklama reddedildi. 2.       Duyular beyinde depolanan vücut imgesinden geliyor. Araştırmacılar artık fantom uzuv ağrılarının doğrudan beynin kendisinden geldiğini söyleyebilecek kadar veriye sahip. Ancak beynin bu ağrıyı nasıl ürettiği konusunda cevapsız kalıyorlar. Fantom uzuv duyusu ile ilgili en yeni ve en yaratıcı açıklama bu sorunu 40 yıldan beri inceleyen araştırmacı Ronald Melzack’dan geliyor. Bu teori kısaca hepimizin genetik olarak programlanmış bir duyu sistemine sahip olduğunu ve bu sistemin vücut parçalarımızın nerede olduğunu bilmemize sebep olduğunu söylüyor. Beyin, vücudumuzun bölümlerinden gelen duyuları birleştirerek bütün bir vücut imgesi oluşturuyor. Bu imgeye sahip olan beyin, vücudun herhangi bir yerinden gelen duyular üretebiliyor, hatta bu bir fantom uzuv olsa bile… Fantom uzuv fenomeni beynin zaman zaman gizemli bir şekilde işleyebildiğini göstermektedir. #fantom #fantomuzuv #nörobilim #nöroloji #psikoloji  ...

blog detayı  

Kaygınızın Normalden Fazla Olup Olmadığını Nasıl Anlarsınız: Belirtiler ve Ne Zaman Yardım Almalısınız?

 16.01.2021

Günlük yaşamda bazı zamanlarda stres hissetmek normaldir. Stres, kendinizi tehdit altında hissettiğinizde doğal bir tepkidir. Fakat düzeyine ve ne sıklıkla ortaya çıktığına göre yaygın anksiyete bozukluğu gibi önemli bir duruma işaret ediyor olabilir. Önemli bir sınav öncesinde, yoğun trafikte araç kullanırken veya iş yerinde ki sorunlarla uğraşırken baskı altında hissetmek yaygın bir durumdur. Bununla birlikte anksiyete belirtileri insanları farklı şekilde etkilediğinden, bunu nasıl tanıyacağınızı ve ne zaman profesyonel yardıma ihtiyacınız olduğunu bilmeyi öğrenmeniz önemlidir.Kaygı hissi vücudun savaş ya da kaç tepkisiyle ilgilidir. İş görüşmesi veya randevuya çıkmak gibi ilk kez deneyimleyeceğimiz şeylerde tetiklenir. Bu tür bir endişe odaklanmamızı ve motive olmamızı sağlar dolayısıyla aslında yararlı bir durumdur. Fakat bazılarımız için durum hiç de bu kadar masum değildir.Bize sorun yaratacak seviyede ki kaygı durumu, günlük aktiviteleri etkileyecek şekilde çok daha şiddetli ve kronik bir biçimde ortaya çıkabilir. Örneğin, sosyal anksiyeteden mustarip bir kişi; onları tanıyor olsa bile insanlarla bir araya gelmekten kaçınabilir.Aşırı kaygının günlük yaşamımızı nasıl etkilediğiyle ilgili bazı örnekler:·         Kaygı nedeniyle duygusal bir ilişki kuramamak.·         Eskiden zevk aldığınız aktivitelerle artık ilgilenmiyorsunuz.·         Geceleri uyumakta zorluk çekiyorsunuz çünkü kaygı sizi uyanık tutuyor.·         Arkadaşlarınızla sosyalleşmeyi sürekli erteliyorsunuz. Aşrı kaygının bazı yaygın semptomları şunlardır:·         Huzursuzluk ve gerginlik·         Sürekli panik halinde olmak veya tehlikede hissetmek·         Sürekli terleme·         Konsantre olamama·         Uyumakta güçlük çekme·         Mide rahatsızlığı·         Kas seğirmesiBazen kaygının kendisi yardım almanıza engel olabilir. Doğru yardımı bulamayacağınıza yönelik endişeniz sizi bundan alıkoyabilir. Kaygı duyduklarının farkında olmayan insanlar, semptomlara alışmış olabilirler veya semptomları anksiyete problemine bağlamayabilirler. İnsanlar genellikle belirtiler kötüleştiğinde veya daha fazla acıya neden olduğunda yardım almayı düşünürler. Fakat ne kadar çabuk yardım isterseniz o kadar iyi.Kaygı İçin Kendi Kendine Yardım Yöntemleri·         Arkadaşlarınızla bağlantı kurun, yalnız hissettiğinizde konuşabileceğiniz birini tanıyın.·         Meditasyon veya egzersiz gibi doğal aktivitelere katılmak, stresinizi azaltmak ve rahatlamak için harika bir yöntemdir.·         Alkol ve kafein alımını sınırlayın. Bu maddeler endişeyi besler ve kendinizi sakinleştirmeyi daha zor hale getirir. Ne Zaman Profesyonel Yardım AlmalısınızBazen kendi kendine yardım stratejileri, profesyonel destekle kullanıldığında daha etkilidir. Anksiyete günlük sorumluluğu ve başkalarıyla nasıl sosyalleştiğinizi engellediğinde, profesyonel yardım almanın zamanı gelmiştir. Anksiyete, rutinleri bozabilir ve hayatı zorlaştırabilir, ancak seçenekleriniz vardır ve ne zaman yardım alacağınızı bilmek çok önemlidir. Anksiyeteniz düzenli olarak yaşadığınız belirtiler yaratıyorsa profesyonel destek almalısınız.  Bazen ilaç veya bitkisel ilaçlar almak kaygıya neden olur.  Yüz yüze görüşmek için bir terapiste başvurabilirsiniz. Bununla birlikte, yüz yüze seanslara hazır değilseniz, göz önünde bulundurmanız gereken online terapi seçeneği de vardır. #kaygı #anksiyete #aşırıkaygı #psikolojikdestek ...

blog detayı  

Pandemi Sürecinde Ruh Sağlığı

 09.09.2020

Herkes stresli durumlara farklı tepki gösterebilir. Acil bir durumun bir kişi üzerindeki duygusal etkisi, kişinin özelliklerine ve deneyimlerine bağlı olabilir. Benzer şekilde, kişinin kendisinin ve içinde yaşadığı topluluğun sosyal ve ekonomik koşullarından etkilenir. Acil durumlara verilen duygusal tepki kişinin yakın çevresinde ulaşabildiği yerel kaynaklara da bağlı olabilir. İnsanlar Medyada salgınla ilgili görüntüleri ve haberleri tekrar tekrar izlemek de hissedilen sıkıntının artmasına neden olabilir.Aşağıdaki gruplar bir krizin yarattığı strese daha yoğun tepki verebilirler:Önceden ruh sağlığı sorunları olanlarÇocuklarDoktorlar, diğer sağlık hizmeti verenler ve ilk müdahale ekibi gibi COVID-19'la ilgili destek görevlileriBulaşıcı hastalık salgını sırasındaki tepkiler şunları içerebilir:Kendi sağlık durumunuz ve COVID-19'a maruz kalmış olabilecek sevdiklerinizle ilgili korku ve endişeUyku ya da yeme düzeninde değişikliklerUyumakta yada konsantre olmakta zorlukKronik sağlık sorunlarının kötüleşmesiAlkol, tütün ya da diğer ilaçların kullanımının artmasıÖnceden ruh sağlığı sorunları olan kişiler, acil bir durumda tedavilerini aynı şekilde sürdürmeli ve yeni belirtilerin gelişip gelişmediğini takip etmelidir.Bir afet durumunda bu duygularla başa çıkmak ve ihtiyaç duyduğunuzda yardım almak sizin, ailenizin ve yakınlarınızın iyileşmesine yardımcı olacaktır. Aileniz, arkadaşlarınız ve çevrenizdeki diğer kişilerle bağlantı kurun. Kendinize ve birbirinize iyi bakın ve ne zaman ve nasıl yardım arayacağınızı öğrenin.Stres tepkileri art arda birkaç gün boyunca günlük etkinliklerinize engel oluyorsa bir sağlık çalışanına başvurun.Dayanıklılığınızı arttırmak için yapabileceğiniz şeyler:COVID-19'la ilgili medya yayınlarına gereğinden fazla maruz kalmaktan kaçının.Bedeninize iyi bakın. Sağlıklı, dengeli yemekler yemeye çalışın, düzenli egzersiz yapın, bolca uyuyun, alkol ve uyuşturuculardan kaçının.Rahatlamak için zaman ayırın ve yoğun duyguların geçeceğini kendinize hatırlatın. Haberleri izlemeye, okumaya ya da dinlemeye mola verin. Tekrarlayan biçimde krizi duymak ve görüntüleri görmek üzücü olabilir. Normal yaşamınıza dönmek için hoşlandığınız diğer bazı etkinlikleri yapmaya çalışın.Diğer kişilerle bağlantı kurun. Endişelerinizi ve nasıl hissettiğinizi bir arkadaşınız ya da aile üyenizle paylaşın. Sağlıklı ilişkileri sürdürün.Umut duygusunu koruyun ve olumlu düşünmeyi sürdürün.COVID-19 hakkındaki güncel bilgileri ve riski başkaları ile paylaşın. Salgının devam ettiği bölgelerden dönmesinin üstünden 14 günden fazla geçmiş ve COVID-19 belirtileri olmayan kişiler başkalarını riske atmazlar.Karantina ve sosyal mesafelenme nedir?Karantina, bulaşıcı bir hastalığa maruz kalan kişileri, hasta olup olmadıklarını görmek için diğerlerinden ayırır ve hareketlerini kısıtlar.Sosyal mesafelenme, insanların buluştuğu ya da toplandığı yerlerden uzak durmak, yerel toplu taşıma araçlarından (örneğin otobüs, metro, taksi, birlikte binilen araba) kaçınmak ve diğerlerinden uzaklığı korumak (yaklaşık 2 metre) anlamına gelir.Doğru bilgileri paylaşmanız başkalarının korkularını yatıştırmanıza ve onlarla bağ kurmanıza yardımcı olabilir.Ebeveynler için:Çocuklar bir ölçüde çevrelerindeki yetişkinlerden gördüklerine tepki verirler. Ebeveynler ve bakımverenler çocuklarına en iyi desteği COVID-19 ile sakin ve güvenli bir şekilde başa çıktıklarında sağlayabilirler. Ebeveynler, daha iyi hazırlanırlarsa, başta çocuklar olmak üzere çevrelerindeki diğer kişiler için daha güven verici olabilirler.Tüm çocuklar strese aynı şekilde tepki vermez. Çocuklarda takip edilmesi gereken sık görülen değişiklikler:Aşırı ağlama ve sinirlilikBüyüyerek geride bıraktıkları davranışlara dönme (örneğin gece idrar kaçırma gibi tuvaletini kontrol etmeyle ilgili sorunlar)Aşırı endişe ya da üzüntüSağlıksız yeme ya da uyku alışkanlıklarıKolay sinirlenme ve ani öfke krizleri gibi davranışlarOkul performansının kötüleşmesi ya da okuldan kaçınmaDikkat ve konsantrasyon zorluğuGeçmişte hoşlanılan etkinliklerden kaçınmaAçıklanamayan baş ağrısı ya da vücut ağrılarıAlkol, tütün ya da diğer uyuşturucuların kullanımıÇocuğunuzu desteklemek için yapabileceğiniz birçok şey var:Çocuğunuzla COVID-19 salgını hakkında konuşmak için zaman ayırın. Çocuğunuzun anlayabileceği şekilde COVID-19 hakkındaki soruları yanıtlayın ve gerçekleri paylaşın.Çocuğunuza güvende olduğu konusunda güvence verin. Üzgün ve sıkıntılı hissetmeleri halinde, bunda yanlışlık olmadığını belirtin. Sizden nasıl başa çıkacaklarını öğrenebilmeleri için kendi stresinizle nasıl başa çıktığınızı onlarla paylaşın.Çocuğunuzun olayla ilgili yayınlara maruz kalmasını sınırlayın. Çocuklar duyduklarını yanlış yorumlayabilir ve anlamadıkları bir şeyden korkabilirler.Çocuğunuzun bir sağlamlık duygusuna sahip olmasına yardımcı olun. Okula ya da yuvaya dönmek güvenli olduğunda, olağan etkinliklerine dönmelerine yardımcı olun.Bir rol modeli olun; molalar verin, bolca uyuyun, egzersiz yapın ve iyi besleyin. Arkadaşlarınız ve ailenizle bağlarınızı sürdürün ve sosyal destek sisteminize güvenin.Müdahale ekibi için:COVID-19'a müdahale etmek sizde duygusal bir yüke neden olabilir. İkincil travmatik stres tepkilerini azaltmak için yapabileceğiniz şeyler var:İkincil stresin travmatik bir olaydan sonra ailelere yardım eden herkeste gelişebileceğini kabullenin.Fiziksel (yorgunluk, hastalık) ve ruhsal (korku, içe çekilme, suçluluk) belirtileri öğrenin.Salgına müdahalenin etkilerini atlatabilmek için kendinize ve ailenize zaman tanıyın.Günlük yaşamınızda arkadaşlarınızla ve ailenizle zaman geçirmek, egzersiz yapmak ya da kitap okumak gibi hoşunuza giden kendinize bakım etkinliklerine yer verin.COVID-19 ile ilgili yayınları izlemeye mola verin.COVID-19'un salgından önce yaptığınız gibi ailenize ve hastalarınıza bakım verme yeteneğinizi etkilediğinden endişeleniyorsanız ya da bunalıyorsanız, yardım isteyin.Karantinadan çıkan kişiler için:Sağlık hizmeti veren bir kişi COVID-19'a maruz kalmış olabileceğinizi düşündüğünde, hastalanmamışsanız bile, diğerlerinden ayrılmak stresli olabilir. COVID-19 karantinasından çıktıktan sonra verilen bazı tipik tepkiler şunlardır:Karantina sonrası rahatlama dahil olmak üzere karışık duygularKendi sağlık durumunuz ve COVID-19'a maruz kalmış olabilecek sevdiklerinizle ilgili korku ve endişeCOVID-19'un belirti ve bulguları açısından sürekli kendinizi yoklamak ve başkaları tarafından izlenmekten kaynaklanan stresArkadaşlarınız ya da sevdiklerinizin, bulaştırıcı olmadığınız tespit edilmesine rağmen, sizinle temas etmekten dolayı hastalık kapacakları şeklinde temelsiz korkuları olması nedeniyle üzüntü, öfke ya da hayal kırıklığıKarantina sırasında normal iş ya da ebeveynlik görevlerini yerine getirememekten kaynaklanan suçluluk duygusuBunlar dışında diğer duygusal değişikliklerÇocuklar da, kendileri ya da tanıdıkları biri karantinadan çıktığında üzüntü ya da diğer yoğun duyguları yaşayabilirler. Çocuğunuzun baş etmesine yardımcı olabilirsiniz. ...

blog detayı  

Çocuk Gelişim Dönemleri ve Özellikleri

 09.09.2020

İnsan gelişimi, döllenmeden başlayarak yaşamın sonuna dek devam eden bir süreçtir. Gelişim dönemlerindeki yaşlar, değişik kaynaklara göre farklılık göstermektedir. Genel olarak doğumdan sonraki ilk 2 yıl bebeklik, 3-6 yaş ilk çocukluk (oyun), ilkokul yıllarını kapsayan 7-11 yaş ikinci çocukluk , 12-18 yaş ergenlik dönemi olarak kabul edilir.Bebeklik dönemi ( 0-2 yaş )İlk çocukluk (oyun) dönemi (3-6 yaş )İkinci çocukluk (ilkokul ) dönemi ( 7-11 yaş )Ergenlik dönemi (12-18 yaş )1. Bebeklik Dönemi ( 0-2 Yaş )Bebeklik dönemi çocukların en hızlı büyüyüp, geliştikleri dönemdir. Çocuğun her yönden sağlıklı büyüyebilmesi bu ilk yıllarda gösterilecek özene bağlıdır. Bu dönemdeki çocuklar bedensel (kas ve kemik) gelişimlerinin, bir uzantısı olarak kendi başlarına hareket edebilmek, yürümeyi öğrenmek durumundadır. Böylelikle bebek, anneye bağımlı olmaktan kurtulur ve dünyayı keşfe çıkabilir. Yürümeyi öğrenme 9 ay civarında ayakta durma çalışmalarıyla başlar ve 2 yaş civarında yürümede ustalaşma biçimini alır. Kemiklerdeki en hızlı gelişme yaşamın ilk yılı içinde görülür. Daha sonra ergenlik dönemine kadar gelişme hızında bir düşme ortaya çıkar. Bebek, dünyaya gelir gelmez zihinsel ve ruhsal olarak da gelişmeye başlar. Bu dönemde alıcıdır. Duyduğu, gördüğü, dokunduğu her şeyden duyumlar alır. Algılar edinir ve bunları biriktirerek belleğine yerleştirir. Zamanı gelince de bu bilgileri kullanmaya başlar. Yaşamın ilk aylarında bebek, her açıdan annesine bağımlıdır. Bebek dünyaya geldiğinde dişleri yoktur, bu yüzden anne sütü ile beslenir. İlk yıl için dişlerinin çıkmaya başlamasıyla birlikte, katı yiyecekleri yemeyi öğrenir. Böylece anne sütünün yerini diğer yiyecekler almaya başlar.Bebeklik dönemi çocukların en hızlı büyüyüp geliştikleri dönemdirBebeğin kazanmak durumunda olduğu diğer bir davranışta konuşmaktır. Doğuşta sadece bakışları ile iletişim kurabilen bebek, agulama ile başlayan dil gelişimini iki yıl içinde 3 kelimelik cümlelere dönüştürebilir. Dili, 3 yaşında iletişim için oldukça usta bir biçimde kullanabilir.Bebeklerin kazanmak durumunda kaldıkları diğer bir davranışta tuvalet eğitimi yoluyla dışkı kontrolüdür. Bebek doğduğunda bedensel atıklarını denetleyemez; hatta ilk yıl içinde rahat dışkılaması ruh sağlığının bir göstergesi sayılır. Ancak 2 yaşına doğru biyolojik gelişime paralel olarak kaslarına hakim olabilir ve dışkısını kontrol etmesi beklenir. Çocuk dışkısını istediğinde tutabilmeli, istediğinde bırakabilmelidir. Tutamadığı zamanda,bırakamadığı zamanda bir sorun vardır.Çocuk 3 yaş civarında cinsiyetini öğrenir. Kız ve erkek kelimelerinin ne demek olduğunu anlar. Bu algılama kızların uzun saçlı, erkeklerin bıyıklı olması şeklindedir. Çocuğun bedensel gelişim ve davranışlarında görülen ilerleme zihinsel gelişiminin de en iyi göstergesidir. Kavram gelişiminin de temelleri bu dönemde atılır. Çocuk dış dünya ile etkileşimde bulunmalı ve bununla ilgili tanım ve kavramları edinmelidir. Zihin gelişimi eğitim ile doğru orantılıdır. Annenin gösterdiği ilgi , oynamak için kullandığı oyuncaklar, yaşadığı çevredeki çeşitli uyaranlar, çocuğun zihinsel gelişimini büyük ölçüde etkiler. Tüm bu nedenlerden dolayı bebeklik döneminde yetişkinlere büyük görevler düşmektedir. Çocuk bu devrede yetişkinlerden ne kadar olumlu duyumlar alır, zengin uyaranlarla karşılaşırsa çevresiyle de o ölçüde olumlu ilişkiler kurabilir ve sağlıklı bir gelişim gösterebilir.2. İlk Çocukluk -Oyun Dönemi ( 3-6 Yaş )Okul öncesi yıllarını içine alan ilk çocukluk dönemi, çocuğun aktif olarak çevresine yöneldiği, uyarıcılar ile dolu dış dünyayı keşfetmeye çalıştığı, insan yaşamının en temel becerilerinin kazanıldığı bir dönemdir.Bu dönemde çocuk, belli bir yapılanmayı tamamlamış olan bedenini etkili bir şekilde kullanmayı ve oyunlarında bedenini ustaca kullanmayı öğrenmiştir. Aynı zamanda çocuk büyümeye devam etmektedir. Bir yandan büyümeye devam ederken diğer yandan kendisinin ve bedeninin farkına varmaya başlamıştır. Çocuk, bu dönemde sosyalleşmeye de başlamıştır. Başkalarını keşfetmiş ve onlarla birtakım kurallar çerçevesinde bir araya gelmeye çalışmaktadır. Çocuk davranışlarında egosantrik ( ben merkezcil )tir. Okul öncesi eğitim kurumlarına gitmekte ve sınıf arkadaşlarıyla karşılaşmaktadır. Sokakta yaşıtlarıyla ortak etkinliklerde bulunmakta, parkta birlikte salıncağa binmektedir. Çocuğun bu dönemde kazandığı beceriler, sonraki yıllarda sosyal ilişkilerinin temel yapı taşı olarak kullanılacaktır.Çocuk yavaş yavaş aile ortamından çıkmakta ve başkalarıyla karşılaşmaktadır. Bu dönemde bedensel gelişme hızı, bebeklik dönemine oranla yavaşlar. Beden orantılarında da değişiklik göze çarpar.Yine bu dönemde kaslardaki gelişme dikkati çeker.Çocuk rahatlıkla koşup zıplayabilir; ancak dar bir tahta üzerinde denge sağlayarak daha üst düzeyde motor koordinasyon gerektiren hareketleri yapmakta güçlük çeker. Bir önceki dönemde cinsiyetini fark etmiş olan çocuk, cinsiyetine uygun davranmayı öğrenir. Bu dönemde cinsiyetine uygun davranma davranışı ağırlıklıdır.Cinsiyet farklılıkları bu dönemde keşfedilir. Bu konuda sorular sormaya başlar. Çocuğu sorduğu sorular yüzünden azarlamak, araştırma girişimlerine engel olmak, çocukta suçluluk duygusunun gelişmesine neden olur. Erkekler/Kızlar şöyle yapar ifadeleriyle başlayan cümleler kullanır.Çocukta vicdan gelişiminin ve ahlakın yargıların temelleri bu dönemde atılır. Yalan söylediklerinde suçlandıkları, hatalı bir davranışta bulunduklarında bunu anladıkları görülür. Bu kazanım daha sonraki dönemlere de taşınır. Her alanda olan gelişim gibi daha sonraki dönemlere biraz şekil değiştirerek devam eder. Oyun bu dönemde çocuk için en önemli etkinliktir. Zamanını büyük bir bölümünü oynayarak geçiren çocuk, daha çok hayal gücüne dayalı oyunlar oynar. Çocuğun ebeveyni ile kurduğu özdeşim oyunlarına da yansır. Okul öncesi eğitim kurumları, çocuklar için yeni arkadaş çevresi , zengin bir oyun ortamı ve çeşitli deneyimler kazanabileceği bir yer olması nedeniyle oldukça önemlidir. Çocuk okul öncesi eğitim kurumlarında okula hazır hale gelir.3. İkinci çocukluk (ilkokul ) dönemi ( 7-11 yaş )Çocuğun aile ortamından çıkıp dış dünya ile daha içice olduğu dönemdir. Bu dönemin başlangıcı ilkokula yeni başlama, son yılları ise çocuğun ergenlik dönemine girmeye başlaması açısından son derece önemlidir. Çocukta bu dönemde:Mantıklı düşünme başlar.Ben merkezcillik azalır.Yaşıtları önem kazanır.Bellek ve dil becerileri artar.Bilişsel becerileri artar.Fiziksel gelişme durağanlaşmıştır.Benlik kavramı gelişimi, benlik yapısını geliştirir.Güç ve sportif beceriler artar.Çocuk, okulda hayatı boyunca ihtiyaç duyacağı okuma-yazma ve hesap becerilerini edinmeye başlar.  Çocuk bu becerilere dayanarak ileriki yaşlarda karmaşık problemleri çözebilir hale gelecektir. Gündelik yaşamda olup bitenler çocuğun ilgisini çekmeye başlamıştır. Ülkelerinde ve dünyada olup bitenler ile ilgili fikir beyan etmeye başlar.Çocukta zihinsel gelişim soyut işlemlere hazırlanmaya başlamıştır. Okul öncesi dönemde temelleri atılan vicdan gelişiminin başlaması bu dönemde değerlerin, tercihlerin ve tutumların belirginleşmesi şeklinde devam eder.Çocuğun konuşma yeteneği ve kelime hazinesi oldukça gelişmiştir. Bu dönemde kız ve erkek çocuklar kendi aralarında gruplaşarak oynamayı tercih eder. Bir yandan arkadaşlarıyla bir arada olmaktan hoşlanırken diğer yandan grup içinde sivrilme, üstünlüğünü kanıtlama çabası vardır.İlkokulun ilk yıllarında görülen büyümedeki yavaşlama10 yaşına doğru vücut biyokimyasındaki farklılaşmaya bağlı olarak hızlanır. Kız çocuklarında ani bir boy artışıyla birlikte ikincil cinsiyet özelliklerinin belirmeye başladığı görülür. Erkek çocuklar 9-10 yaşına kadar kızlardan biraz daha uzun ve daha iri bir bedene sahipken, 10-11 yaşlarında kızlardan daha ufak bir görünüme bürünürler. Çocukların bu dönemde sağlıkları genellikle iyidir. Önceleri çok hastalananların sağlık durumu bu dönemde düzelmiştir.4. Ergenlik Dönemi (12-18 yaş )Ergenlik dönemi, bedensel değişikliklerin yaşandığı bir dönemdir. Çocukluk döneminde kısmen yavaşlayan bedensel büyüme ve gelişme, ergenlik döneminde yeniden hızlanarak bu dönemin sonunda yetişkinlikteki yapısına ulaşır. Gencin beden oranları değişmeye başlamıştır. Bu değişim yüzünden genç biraz sakarlaşabilir, değişen bu oranlara uyum sağlayabilmesi için biraz zamana ihtiyacı vardır. Genellikle ergenlik ve gençlik çağı en sağlıklı yaşam dönemidir. Çocukluk hastalıkları geride kalmıştır, yetişkin çağa özgü hastalıklar ise çok uzaktadır. Ergenliğe özgü denebilecek tek hastalık belki de ergenlik sivilceleridir ( acne ). Ter ve yağ bezlerinin salgıları artmakta ve birikim olmaktadır. Bu durumun erkeklik ve dişilik hormonlarının ( androjen ve östrojen ) dengesizliğinden ileri geldiği sanılmaktadır.Ergenin bu dönemde:Fiziksel değişimi hızlıdır.Üreme olgunluğu oluşmaya başlar.Kimlik arayışına odaklanmıştır.Yaşıtları, benliğinin gelişmesine ve onu test etmesine yardımcı olur.Soyut düşünme ve bilimsel sorgulama gelişir.Ergen ben merkezciliği bazı davranışlarda sürdürür.Ergenlik dönemi, genç için çalkantılı bir dönemdir. Bu dönemde bireyin kişiler arası  ilişkileri gelişir, artar ve nitelik değiştirir. Artık çocuk değildir. Sosyal ilişki kurma becerisi artmaya başlamıştır.Toplum içinde kendi başına girişimlerde bulunabilir. Başkalarıyla kendi tercihleri doğrultusunda etkileşimler kurabilir. Bunun sonucunda duygusal yakınlıklar yaşayabilir. Bu duygusal yakınlıklar aynı zamanda anne babadan duygusal anlamda ayrılmanın bir görüntüsüdür.Gençler ne yetişkin ne de çocuk olarak kabul edildikleri bu geçiş döneminde uyum sağlamakta güçlük çekerler. Kimlik arayışına giren genç bu dönemde ya kimliğini kazanmış olarak ya da kimlik kargaşası ile çıkar. Yine bu dönemde genç, gelecekteki işi için belirlemeler yapmak durumundadır.Hayatı boyunca nasıl bir iş yapmayı ummaktadır? Bu karar aşaması gencin bir anlamda geleceğini de belirleyecektir. Başka bir deyişle hangi okulda okuyacağını belirlemesi demektir.Vicdan gelişimi bu dönemde birtakım temel değer yargılarının gelişmesi biçimini alır. Hayatta neye değer verdiğini belirleyen ergen, bu nedenle sık sık ideolojik kötüye kullanmalara maruz kalır. İdeolojik düşüncelerin yoğunlaşması bu gelişim döneminin bir görüntüsüdür. Değer sistemi geliştirme ve sosyal gelişimle bağlantılı olarak ergen artık yetişkin toplumsal düzeni içine girmek ve sorumluluk yüklenmek ister. Ergenlik dönemindeki sosyal ve ideolojik hareketlerin bir anlamı da budur. Başka bir deyişle ergenler sorumluluk yüklenmek istemektedirler.Kısacası bu dönem oldukça fırtınalı bir dönemdir. Genç kendisiyle ve çevresiyle sürekli bir savaş halindedir. Kimi gençte bu dönemi oldukça gürültülü geçirirken, kimisi daha az çalkantılı geçirebilir. Ergenin yetişkin otoritesiyle çelişkide bulunduğu bu dönemde, yetişkinin onu kabul etmesi, ona koşulsuz bir saygı ve anlayış sunması gerekir. Anne-baba ergenin bağımsız davranmasına, onun kendi kendine karar vermesine, kendine güvenmesini sağlayacak yaşantılar geçirmesine özen göstermelidir. ...

blog detayı  

Online Terapi Nedir?

 09.09.2020

Sanal ortamda bir terapistin danışan ile terapötik ilişki kurarak verdiği hizmete online /sanal terapi denir. Online terapi ve e-sağlık çalışmaları covid-19 döneminde artmış gözükse de aslında 1990’lı yıllarda tüm dünyada hızla yayılmaya başlamıştır. Başlarda telefon ve mektuplar ile başlayan bu hizmet teknoloji ilerledikçe gelişmiştir. Sanal terapiler e-posta, yazışma ve görüntülü şekillerde uygulanabilmektedir. Bu çeşitlerden sadece video konferans ile yapılan terapi yöntemi geleneksel terapiye en çok benzeyeni ve en etkili olanıdır. E-posta ve yazışma ile gerçekleşen terapiler ile ilgili araştırmalar hala sürmekte ve yüz yüze gerçekleşenlere göre etkileri tartışılmaktadır. Bu sebeple bu yazımızda sadece video konferans yolu ile yapılan terapi yönteminden bahsedeceğiz. Günümüzde internet ve bilgisayar gibi teknolojiler kolay ulaşılabilir hale gelmiştir. Bu yüzden çoğu insan fiziksel, zihinsel, duygusal sorunlarında online yardım talep etmeye başlamıştır. Yapılan araştırmalarda çoğu insanın online terapiyi tercih ettiği görülmüştür. Çoğu terapistin hemfikir olduğu önemli bir nokta vardır. Bu da kişiler arası iletişimin yeterli ve doyurucu olmasında en önemli özelliğin yüz yüze olunması gerçeğidir. Yüz yüze iletişimde jest ve mimik gibi tepkiler iletişimi kolaylaştırmaktadır. Terapistin kullandığı yöntem ne olursa olsun yüz yüze ilişki terapide gereklidir. Bu sebeple online terapi yöntemlerinden sadece video konferans yoluyla gerçekleştirilenin etkisi geleneksel terapi ile aynıdır. Çevrimiçi terapi birçok avantaj sağlamaktadır. Geleneksel terapi ve video konferans ile gerçekleşen terapiye bakıldığında terapötik iş birliği ve güven gibi terapinin temel öğelerinde fark olmadığı tespit edilmiştir. Çevrimiçi danışma geleneksel terapi yöntemi kadar etkilidir. Online terapinin olumlu yanları; - Online terapiler geleneksellere göre daha ekonomiktir - Danışanlar için ev konforu ve güvenliği sağlar - Yaşanılan bölgedeki coğrafi sıkıntılar nedeniyle terapiste ulaşamayan kişilerin terapi hizmeti görmesini sağlar - Kişinin terapiste ulaşmak için kendine özgü engelleri olsa dahi terapi hizmeti alabilmesini sağlar - Kişi sürekli seyahat etmek durumundaysa kesintili bir geleneksel terapi kişiye yeterli gelmeyecektir bu yüzden bu kişilere online terapi daha uygundur. Yapılan çalışmalarda video konferans ile gerçekleştirilen terapilerin travma sonrası stres bozukluğu, depresif bozukluklar, anksiyete bozuklukları, yeme bozuklukları gibi birçok hastalıkta etkili olduğu görülmüştür. Sadece ağır psikiyatrik vakalarda, acil kriz durumlarında, kendine veya başkasına zarar verme düşüncelerinde online terapi yerine geleneksel terapi tercih edilmelidir. Bunun dışında yaşanılan birçok sıkıntı nedeniyle terapiye gelemeyen kişilerin online terapi görmesinde hiçbir sıkıntı bulunmamaktadır. Terapötik ilişki online terapilerde de aynı şekilde deneyimlenir ve aynı etki görülmektedir. ...

blog detayı  
© 2020 - Her hakkı saklıdır.
onlinedanismamerkezi.com